<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687</id><updated>2011-07-30T13:53:56.361-07:00</updated><category term='TV Programları'/><title type='text'>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>534</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8062667443568579052</id><published>2010-04-26T07:33:00.000-07:00</published><updated>2010-04-26T07:33:00.324-07:00</updated><title type='text'>Halkı aldatmaya kimsenin hakkı yoktur.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Şamil TAYYAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Star Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 26 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın TAYYAR;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;26 Nisan 2010 tarihli ve &lt;span style="color: red;"&gt;“Kaos Plânı”&lt;/span&gt; başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir gazeteciden ziyade; parti mensubiyetinizi ve iktidar yandaşlığınızı önplâna alan bu yazınız, demokratlığınızı da tartışılır hale getirir. Zîra; ne olduğunu açıklamadığınız MÜESSES NİZAM, DEVLET, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ve DEMOKRATİK AÇILIM konularında alabildiğine kavram kargaşası yaratarak, kendi aklınızca kamuoyu oluşturmaya çalışmışsınız. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Çok sık kullandığınız MÜESSES NİZAM ifadesi, kimler tarafından ve ne maksatla ortaya atıldığı iyi bilinmeyen aldatıcı bir kavramdır ve de, bazı kişilerce maksatlı olarak kullanılmaktadır. Bu ifade, daima devletin DİRLİK ve DÜZENLİĞİNİ bozmak için kullanılmıştır. Bunu yapanlar da, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni hedef almışlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- DEVLET, bizatihi vücudu olmayan bir kavramdır. Zaten devletin ilmî tarifi, “Bir hükümet idaresindeki siyasî topluluktur” şeklindedir. Devletin kurumları, kuruluşları ve organları vardır. Devleti ana KAİDELERE ve ana BELGELERE göre işletme görevi, hükümetlere aittir. Şayet devlet, kurallarına göre işletilmezse ve keyfî yönetim hâkim kılınırsa; kurum, kuruluş, kural ve kavram kargaşası kaçınılmazdır ve sulh, sükûn, huzur ve güven ortamını ortadan kaldırır. Devletle Hükümet kavramını iyi anlamayanlar, Hükümetleri devlet zannederler ve devletin, bir parti devleti haline getirilmesine sessiz kalırlar. Siz de, siyasî iktidarla devlet kavramını, bir birine karıştırarak, siyasî iktidar yandaşlığı sergilemişsiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3- DEMOKRATİK AÇILIM konusu, açıklığa kavuşturulmamış ve bu açılımın neyi hedeflediği halka iyi anlatılmamıştır. Siyasî iktidar, önceleri “KÜRT AÇILIMI”, sonraları “DEMOKRATİK AÇILIM” ve şimdi de “BARIŞ ve KARDEŞLİK PROJESİ” olarak sunduğu bu açılımlarla ne yapacağını belirtmemiştir . Ne olduğu ve neyi hedeflediği bilinmeyen demokratik açılım konusunda, gölge avına çıkmış bir görüntü vererek yazılar yazmanız, mantık dışı bir davranıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- Gündemdeki ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ, Türkiye’nin önceliği değildir ve bu değişiklik, bir YARGI REFORMUNU da hedeflememiştir. Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını değiştirmek, bir reform olarak değerlendirilemez. “Antidemokratik 1982 Anayasası’nı değiştiriyoruz.” ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır. Zîra; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda, Adâlet Bakanı ile Adâlet Bakanlığı Müsteşarı, konumlarını muhafaza etmektedirler ve bu durum, YARGI BAĞIMSIZLIĞINI getirmemektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın TAYYAR;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sözle demokratikleşme olmaz. Türkiye bu hakkını, 1983 seçimlerinden sonra iktidara gelen siyasî iktidar yüzünden kaybetmiştir. Kusur, 1982 Anayasası’nın ve askerlerin değildir. Kusur, siyasî iktidarların keyfî yönetimleri ile devleti, bir parti devleti haline getirme hevesleridir. İzah edeyim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Herkes, şu gerçeği irdelemelidir:&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1982 Anayasası’nın kabulünden sonra İhtilâl Hükümeti’nin düzenlediği ve yürürlüğe koyduğu SİYASÎ PARTİLER ve SEÇİM KANUNLARI hiç değiştirilmeseydi ve seçimler, bu kanunlara göre yapılsaydı; acaba bugün, Türkiye, ne durumda olurdu? Zira; o kanunlar, halkı sistemin içine dâhil ediyordu ve siyasî parti liderlerinin mutlak egemenliklerini ortadan kaldırıyordu. Önseçimlerin, partiye kayıtlı bütün üyelerce ve hâkim teminatında yapılmasını öngörüyordu. Seçim barajı da getirilmemişti. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ama; 1983 seçimlerinde tek başına iktidara gelen Turgut Özal Hükümetleri, zaman içersinde Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarında, gerçek bir demokrasinin ruhuna ters ve asla bağdaşmayacak değişiklikler yaparak demokrasimizi, tanınmaz hale getirmiş ve dâimâ bunalım doğuran bir şekle sokmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Her nedense; bugüne kadar bu konu tartışılmamış ve çarpıklığın düzeltilmesi hususunda gereken düzenlemeler yapılmamıştır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Görüş ve iddiam da şudur: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları, gerçek demokrasinin ruhuna uygun biçimde düzeltilmediği ve Yüce Meclisin görevlerini, gerçek anlamda HÜR İRADESİYLE yapmasına imkân tanınmadığı sürece; Türkiye, bunalımdan çıkamayacak ve hiçbir şey düzelmeyecektir. Halk da, dâimâ sistemin dışında kalacaktır. Baştakilerin yolsuzluklarına hesap sormayan bir sistem, halkı ezecek ve çaresiz bırakacaktır. Yüce makamların, kişilerin İSTİRAHAT yeri olmadığı, milletin DAYANAĞI olduğu gerçeği unutulacaktır. Ve Türkiye, gerçek hedeflerinden uzaklaşarak, ÇAĞA damgasını vuramayacaktır. Zaten, vuramamıştır. Gerçek de, bilinmektedir: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Avrupa’da, Rusya’dan sonra en büyük toprağa sahip olan Türkiye, kendi kendini besleyemez duruma düşmüş ve borç içersinde yüzmektedir. Halk çaresiz ve borç içinde kıvranmaktadır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin gerçek sorunları ortadayken ve bilinirken; aklı, mantığı, ilmi dışlayarak ve hislerinize yenik düşerek; varsayımlara, ithamlara, dedikodulara ve birtakım isnatlara dayalı olarak yazılar yazmanızın ve kmuoyunu yanıltmanızın tutarlı bir tarafı olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siz; her şeyden once, kendinizi sorgulamalısınız ve halkı, doğrular istikametinde bilgilendirmelisiniz. Aksi halde; okurlarınız, vatanî bir gerekçeye ve hizmet arzusuna dayanmadığınızı kabullenmek zorunda kalırlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-8062667443568579052?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/8062667443568579052/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=8062667443568579052' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8062667443568579052'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8062667443568579052'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/halk-aldatmaya-kimsenin-hakk-yoktur.html' title='Halkı aldatmaya kimsenin hakkı yoktur.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-9176281011867221033</id><published>2010-04-24T06:48:00.000-07:00</published><updated>2010-04-24T06:48:09.468-07:00</updated><title type='text'>Kendi ordusunu kötüleyenler.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın İhsan DAĞI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zaman Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 23 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın DAĞI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;23 Nisan 2010 tarihli ve &lt;span style="color: red;"&gt;“Rezaletin son perdesi”&lt;/span&gt; başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hedefi, niyeti, misyonu ve dış bağlantıları kamuoyu tarafından iyi bilinmeyen ve Türk basın hayatına tepeden inen TARAF GAZETESİ’NİN; iftira, itham, dedikodu ve tutarsız isnatlarına dayalı haber ve iddialarını doğru kabul ederek, devamlı surette Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne ve Yüksek Yargı’ya, akıl almaz bir şekilde saldırmanıza anlam vermek, gerçekten güçtür. Bugünkü yazınızda da haddinizi ve terbiye sınırlarını aşarak;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Bu askerlerin kırdığı ceviz, kırkı aştı. Şimdi de okulları ve öğrencileri fişledikleri ortaya çıktı. Fişlemeyi yapanlar da, Millî Güvenlik dersine giren asker öğretmenler. Halkın askeri mi bunlar, Truva atı mı okullarımıza sızan? Öğrencileri hakkında bilgi toplayan, onların nasıl giyindiğini, ne olduğunu, neye inandığını başkalarına ispiyonlayan bir öğretmen düşünemiyorum. Bu işi yapanlar, açıkça öğretmenlik mesleğini kirletmişlerdir. Sorunun temelinde, yine, TSK’nın üzerine vazife olmayan işleri yapma merakı var. İşini, dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı hazırlık yapmak olarak tanımlayacağına, hep kendi halkına karşı hazırlıklar peşinde koşan bir ordu var karşımızda!”&lt;/span&gt; ifadeleriyle kendi aklınızca, emredilen bir görevi yerine getirmeye çalışmışsınız ve farkında olmadan PKK’nın paralelinde hareket etmişsiniz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siz kimsiniz ve ne iş yaparsınız? Ülkenin çözüm bekleyen onlarca sorunu varken, suç unsuru taşıyan ifadelerle Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne cephe almanızın ve orduyu yıpratıcı hareketlerde bulunmanızın, bizlerce bilinmeyen veya bilinmesini istemediğiniz bir sebebi mi vardır? Vatanî bir gerekçeye ve hizmet arzusuna dayanmadığı kesin olan bu hareketlerinizle, geniş halk kitleleri arasında gerginlik yarattığınızı ve fitnelere sebep olabileceğini düşünemeyecek derecede tarih, coğrafya bilgisinden yoksun ve dünya siyasetinden habersiz misiniz? Yoksa siz; salaklıkla, hainlik arasında sigara kâğıdı inceliğinde bir farkın olduğunu anlayamayacak kadar basiretsiz misiniz? Aydın geçinen ve kitlelere fikir aşılama imkânlarına sahip olan bir kişi, kendi ordusuna bu denli düşmanlık yapabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Asker; milletin kalesi, memleketin şerefi ve asayişin vasıtasıdır. Millet, ancak askerler sayesinde ayakta durabilir. Bu gerçek bilinirken; birkaç yıldan beri ve aidiyetleri iyi bilinen medya mensuplarıyla kol kola girerek, bir yerden emir almışçasına, orduyu ve askerleri hedef seçmenizin, bizlerce bilinmeyen bir hedefi olması muhakkaktır. Bu hedefi, mertçe açıklasanız, daha dürüst davranmış olmaz mısınız? Bu hususta; TBMM kürsüsünde, ordu karşıtlığını açık bir şekilde ifade eden BDP’nin sözcüleri kadar cesur olamıyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın DAĞI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bulunduğumuz coğrafyanın önemi ve özellikleri sebebiyle Türkiye, her zaman için iç ve dış odakların husumetlerine maruz kalmıştır, kalmaktadır ve bundan sonra da kalacaktır. Bu sebeple;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’yi ve Türk milletini iyi tanıyanlar, tarih ve coğrafya bilenler, dünya siyasî tarihini irdelemesini başaranlar ve dünya coğrafyasında Türkiye’nin konumunun önemini anlayanlar; TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ’Nİ küçük düşürücü, yıpratıcı ve tahrik edici hareketlerin mihraklarını da gayet iyi görürüler. Zîra; bugüne kadar ülkemizde meydana gelen kural dışı olaylar, terör ve anarşi hareketleri, daima dış kaynaklı olarak sahnelenmiştir. Bugün oynanmak istenen oyun da dış kaynaklıdır. ABD, İngiltere ve İsrail’in, Türkiye’yi rahat bırakacaklarını görmemek veya görememek, en azından büyük bir gaflettir. Başkalarının hedeflerini, projelerini ve çıkarlarını etkisiz hale getirmek, ancak ve ancak birlik ve beraberliğimizi korumakla; sulh, sükûn, huzur ve güven ortamını sağlamakla mümkün olur. Aksi halde; fitne, fesat, düşmanlık, gaflet ve ihanet, ülkemizin de, milletimizin de ufkunu karartır ve dirlik ve düzenliğimizi bozar. Tarih, bu duruma düşmüş veya düşürülmüş milletlerin acı sonlarını belgeleyen ibret levhalarıyla doludur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Dünya coğrafyasında stratejik önemi ve konumu olan her ülke, iç ve dış tehditlerin baskısı altında yaşamak zorunda kalmıştır. Bir ülkenin hem iç ve hem de dış düşmanlarının olması, tarihin bir gerçeğidir. Şayet öyle olmasaydı; meşhur Romalı Senatör Marcus Tullius Çiçero’nun şu ibret verici sözleri, tarihin sayfalarında yer almazdı.&lt;/span&gt; İşte; Çiçero’nun muhteşem sözleri:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Bir millet, kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat; içersindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi, imkânsızdır. Sınırları zorlayan düşman, silâh ve alemlerini (bayrakları) açıkta taşıdığı için, daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez; kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve onların argümanlarını kullanarak, milletin yapısına nüfuz eder; bütün kapılardan serbestçe geçer; sesi, en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur; milletin ruhunu çürütür; politik yapıya her türlü hastalığı bulaştırarak, milletin hayat gücünü elinden alır. Bir katil, daha az zararlı, tehlikeli ve korkuludur.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sebeple; yazarken, yapacağınız ve yaptığınız işin sonunu düşünmek zorundasınız. Yanlış istikamette bilgilendireceğiniz insanların ve yanlış istikamete sevk ettiğiniz kamuoyunun vebalini taşırsınız ve Allah’ın indinde bunun hesabını vermek zorunda kalırsınız. Batılı, HAK şeklinde göstermeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Zîra; tefrikaya sebep olabilecek beyan, fikir ve görüşler, bütün milletlerin hayat damarlarını kurutmuştur. Allah, Kur’an’ı Kerim’de Enfal suresinin 46. ayetinde bu gerçeği, gayet açık bir şekilde beyan etmiştir. İşte meali:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Tefrikalar, ihtilâflar, kavgalar içinde çalkalanan; fertleri, birbiriyle boğuşan milletler, harice karşı mevcudiyetlerini muhafaza edemezler.”&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugün Türkiye’nin ve Türk milletinin zorda olduğu, bunaldığı, çaresizleştiği kesindir. Başta bankalarımız olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz, perakende ticaretimiz yabancıların eline geçmiştir. Yani; Türkiye, önemli ölçüde iktisadî bağımsızlığını kaybetmiştir; hem devletimiz ve hem de insanlarımız ağır bir borç batağına saplanmıştır ve Türkiye, kendini besleyemez duruma düşmüştür. Bu gerçekler ortadayken; bu hususlara değinmeyerek, devamlı surette askerleri konu etmenizin tutarlı tarafı yoktur ve bunun kimseye faydası da olmaz.&lt;/span&gt; Unutmayınız:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mes’uliyetine ortak sayılır. Gerçek bir yazar, siyasî amaçlı yazılar yazarak halkı aldatamaz. Siyasî mensubiyetine binaen halkı aldatanlar, kendilerine ihanet etmiş olurlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazınız okudum ve cevap yazdım. Şimdi sıra sizdedir. Vereceğiniz cevabı merak ediyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-9176281011867221033?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/9176281011867221033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=9176281011867221033' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/9176281011867221033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/9176281011867221033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/kendi-ordusunu-kotuleyenler.html' title='Kendi ordusunu kötüleyenler.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-503835497763935701</id><published>2010-04-22T13:51:00.000-07:00</published><updated>2010-04-22T13:51:38.855-07:00</updated><title type='text'>Haangi demokrasi ve kimin için demokrasi!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Cemil ÇİÇEK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 22 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;21 Nisan 2010 gecesi TBMM’nde Anayasa değişikliği müzakerelerinde, 8.ci madde görüşülürken Hükümet adına yaptığınız konuşmanızın bir bölümünde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Ülkemizde, demokrasi kurumlaşmamıştır.” ifadesini kullanınca, gerçekten çok şaşırdım. Zîra; demokrasimizin kurumlaşmamış olmasında, önce VATANDAŞ, sonra Yozgat Milletvekili, daha sonra da Bakan ve Başbakan Yardımcısı olan Cemil Çiçek’in de büyük rolü olduğunu düşündüm.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Herkes düşünmelidir ve olup bitenleri aklın, mantığın, ilmin, vicdanın ve ahlâkın tahtında irdelemelidir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Antidemokratik olduğu iddia edilen 1982 Anayasası’nın kabulünden sonra, Meclis’in HÜR İRDADESİNİ tecellî ettirecek bir İÇTÜZÜK düzenlemesinin yapılmadığı görülmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- Meclis müzakereleri, iktidar partisinin dayatmalarına göre yürütülerek şekillendirilmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3- Muhalefet partilerinin teklif ve önerileri dikkate alınmadığı için, muhalefet partilerinin verdiği önergeler, “Kabul edenler, kabul etmeyenler” şeklindeki mutat oylamalarla daima reddedilmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- En önemli ve hayatî konularda dahî, Parti grupları adına kürsüye çıkan milletvekillerine 20 veya 10 dakika; kişisel görüşlerini belirtmek isteyen sınırlı sayıdaki milletvekillerine 10 dakika zaman ayrılmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5- Bilhassa tek başına iktidara gelen partiler, KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNE sadık kalmayarak, TBMM’ni tam anlamıyla baskı altında tutmaktadırlar. Bu durumda Başbakanlar, temsili demokrasiyi unutarak, tam anlamıyla Anayasamızda yazılı olmayan BAŞKANLIK otoritesini kullanmaktadırlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6- Anayasamızda yazılı olan “Millî İrade” kavramı, Meclis’te sayı üstünlüğü olan iktidar partisinin istek, dayatma ve baskısına tabî bir kavram haline dönüştürülmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7- 1982 Anayasası’yla uzaktan yakından bir ilgisi olmayan SİYASÎ PARTİLER VE SEÇİM KANUNLARI, milleti sistemin dışına iterek ikinci seçmen konumuna düşürmüş ve siyasî parti liderlerini, Millî İrade hususunda ilk ve son söz sahibi yapmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durum karşısında; ülkemizdeki demokrasinin kurumlaşması mümkün olur muydu veya mümkün olabilir mi? Basit bir örnek:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Referandum süresini kısaltan kanun maddesi ile ilgili olarak 8 Ocak 2010 tarihinde Radikal Gazetesi yazarı Murat Yetkin’e verdiğiniz demeçte, şu sözleri söylemiştiniz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Hak ve özgürlükler konusunda REFERANDUM olmaz. Bu konularda zaten referandum düşünmeyiz. ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ konusu, şu an gündemimizde yoktur. Anayasa değişikliğini ÇOK ARZU ETMEMİZE rağmen, REEL POLİTİKA ve MECLİS ARİTMETİĞİ, buna izin vermiyor. Halen, 336 milletvekilimiz var. CHP, şu anda hiçbir Anayasa değişikliğine yanaşmıyor. MHP’de,” CHP’yi ikna edin, öyle gelin” diyor. 330-367 arası oy, REFERANDUMU gerektiriyor. Anayasa değişikliği, SAYISAL DEĞİL, GENİŞ UZLAŞMA İŞİDİR. Biz bunu, Meclis’te yapacağız, GENİŞ MUTABAKATLA yapacağız. Şu an itibariyle, biz bu yasa değişikliği teklifini yaparken; arkasından da, “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GETİRELİM” diye, KENDİ ARAMIZDA BİR KONUŞMA YAPMIŞ DEĞİLİZ. İstemediğimizden değil, KOŞULLAR uygun olmadığından.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi; merak edilir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne değişti de, bu demeci verdikten 2 ay sonra ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ, birden bire Türkiye’nin GÜNDEMİNE geliverdi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yoksa siz; Yozgat Milletvekili, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak, yapılan çalışmalardan haberdar değil miydiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kamuoyuna sunulan Anayasa değişikliği taslağı, iki ay gibi kısa bir zaman zarfında hazırlanamayacağına göre; bu taslak, bilginiz tahtında hazırlanmışsa, Murat Yetkin’e o demeci niçin verdiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu soruların düzgün bir cevabını veremezseniz, kamuoyu üzülür ve günün birinde zorda kalırsınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8 yıllık iktidarınız döneminde “Seçilmiş ve atanmışlar” ifadesini o kadar çok kullandınız ki; devletin işletiliş biçiminde vatandaşlarımız, parti aidiyetlerine göre bölündüler ve birbirleriyle zıtlaştılar. Devletin kurumları, organları ve kuruluşları dahî ahengini kaybetti ve devletin çarkı, siyasî iradenin istek, çıkar ve baskılarına göre işletilir hale geldi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne yazık ki; yürürlükteki demokrasi modelinde SEÇİLMİŞLERİ de, liderler atadı. Liderlere teslimiyet, milletin iradesi olarak benimsendi. “Düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşür/ Büyüklerimiz, her şeyi bizden daha iyi düşünür.” anlayış ve kabullenişi, Türkiye’yi, gerçek hedeflerinden uzaklaştırdı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte; Türkiye’nin gerçek derdi, sıkıntısı ve açmazı, bu gerçekte gizlidir. Bu çarpıklık düzeltilmediği ve halk sisteme dâhil edilmediği sürece Türkiye’nin de, Türk milletinin de yüzü gülmeyecektir. Kusuru, 1982 Anayasası’nda aramak nafile bir gayrettir ve beyhude bir zaman kaybıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu görüşlerime bir itirazınız olacaksa; kendinize, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan beni aday göstermeseydi; acaba bugün, Meclis’te bulunabilir miydim ve bakan olabilir miydim?” sorusunu sorup, düzgün bir cevabını verebilmelisiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün Türkiye, hem siyaseten ve hem de iktisaden gayet zordadır ve millet, dertlerine çare aramaktadır. Herkes, taşıdığı İRADE ve HÜRRİYET SIFATLARINI milletin, devletin ve ülkenin DİRLİK VE DÜZENLİĞİ için kullanmak zorundadır. Zîra; makamlar, mevkiler, rütbeler, kişilerin İSTİRAHAT yeri değil, milletin DAYANAĞIDIR. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-503835497763935701?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/503835497763935701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=503835497763935701' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/503835497763935701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/503835497763935701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/haangi-demokrasi-ve-kimin-icin.html' title='Haangi demokrasi ve kimin için demokrasi!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-642650210134705668</id><published>2010-04-18T06:49:00.000-07:00</published><updated>2010-04-18T06:49:40.318-07:00</updated><title type='text'>Keyfe göre demokrasi olmaz!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 18 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;18 Nisan 2010 tarihinde, Atv Televizyonu’nda gazetecilerle yaptığınız söyleşinizi dikkatle izledim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin çözüm bekleyen sayısız sorunları, zorlukları ve açmazları varken; hiç gereği yokken, ne getireceği ve ne götüreceği kamuoyu tarafından iyi bilinmeyen ve doğru bir şekilde anlatılmadığı takdirde hiçbir zaman öğrenilemeyecek Anayasa değişikliğini Türkiye’nin gündemine taşıyarak, yeni bir tartışma zemininin yaratılmasına sebebiyet vermenizi anlamış değilim. Zîra;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Anayasa, kanunlar, adâlet, parlâmenter sistemde parti iradesi, MİLLÎ İRADE anlamına gelmez ki! Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’nde yapılacak yeniden şekillendirme ile Türkiye, demokratikleşecek de değildir. Siyasî partilerden, sivil toplum örgütlerinden alınacak görüşlere itibar edilmezse; bundan, bir uzlaşma da doğmaz. Hele; “Meclis’in gündemine getirilen teklif ve öneriler, önümüze bir bariyer olarak konmaktadır.” ifadesini kullandığınıza göre; getireceğiniz Anayasa değişikliği, halka ne verecektir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seçilmiş ve atanmış ayırımı yaptığınıza göre; parlâmenter demokrasilerin vaz geçilmez şartı olan KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ nasıl işletilecektir? Adâlet, ehliyet, liyâkat ve ahlâk esas alınmadıkça; siyasî irade, ne derece etkili olacaktır ve halk; nasıl sulh, sükûn, huzur ve güven ortamına kavuşacaktır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evet; Türkiye’nin, tam anlamıyla HÜR VE DEMOKRAT bir ülke haline gelmesi şarttır ve bunun özlemini, herkes çekmektedir. Zîra; 30 yıldan beri Türkiye, halkı dışlayarak ikinci seçmen konumuna düşüren ve siyasî parti liderlerini veya parti genel merkezlerini, ilk ve son söz sahibi yapan azıcık ve göstermelik bir demokrasiyle idare edilmektedir. Bunun zeminini de; antidemokratik Siyasî Partiler ve Seçim Kanunları hazırlamıştır. Bu çarpık sistemde; parti içi demokrasi yoktur ve halka, yani millî iradeye verilen görev; belirli zamanlarda yapılan seçimlerde, siyasî parti liderlerinin düzenledikleri listeleri sandığa atmaktır. Ki; bu sistemde; Yürütme Organı, Yasama Organı’na egemendir. Ayrıca; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda, Adâlet Bakanı ve Adâlet Bakanlığı Müsteşarı’nın etkin biçimde bulunmaları sebebiyle, yargı bağımsızlığı da tam değildir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Açık ve samimi olarak belirtiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AKP’yi kurduğunuz zaman bu çarpıklıkların düzeltileceğine, parti içi demokrasinin işletileceğine ve halkın, sistemin içine çekileceğine inanmıştım. Maalesef, bu önemli ve şart olan beklentilerim gerçekleşmedi. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7,5 yıldan beri ülkeyi idare etmektesiniz ve siyasî, iktisadî ve adlî herhangi bir engelle karşılaşmadınız; devlet kadrolarının oluşturulmasında her istediğinizi rahat bir şekilde gerçekleştirdiniz. Hiçbir iktidara nasip olmayan bir medya desteğini de yanınızda buldunuz. Tabir caizse, “Devlet, bir parti devleti haline getirildi” dedirtecek derecede yetkilerinizi, istediğiniz gibi kullandınız. Buna rağmen, ülkeyi iyi idare edemediniz ve yaptığınız konuşmalarınızla daima, halkı zıtlaştırıcı bir tutum sergilediniz. Övünürken ve başkalarını yererken aklı, mantığı ve ilmi dışladınız. 7,5 yıllık iktidarda kalmak az bir zaman dilimi değildir. Böyle bir zaman diliminde; çok şeyler yapılabilirdi ve bugünkü şikâyetler ortadan kaldırılabilirdi veya en azından asgarî ölçülere indirilebilirdi. Maalesef bunlar yapılamadı ve şikâyetler, had safhaya ulaştı. Bunun ölçüsü de bellidir ve bilinmektedir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- İşsizlik had safhaya ulaşmıştır ve sokaklar, vasıflı veya vasıfsız genç işsizlerle doludur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Gelir dağılım fevkalâde kötüleşmiştir; elinde bir işi olanlar, emekli, dul ve yetimleri, aldıkları ücretlerle geçinemez durumdadırlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- Küçük esnaf ve sanatkârlar, küçük tacirler zordadırlar ve orta tabaka, gelecekten ümitlerini kesmiş durumdadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Tarım ve hayvancılık çökmüştür. Türkiye, ihtiyacı olan eti, sütü, deriyi, şekeri, bakliyatı, buğdayı, mısırı, hububatı, yağı üretemez duruma düşmüştür. Yani; gıda maddelerinde dahî dışa bağımlı hale gelmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Başta bankacılık ve finas kesimi olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz ve hatta perakende ticaretimiz dahî, yabancıların eline geçmiştir. Yabancıların yaptıkları kâr transferleri, gelecek nesillerimizi çok daha zora sokacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Türkiye, siyaseten de çok gerilmiştir. Artık, Kürt milliyetçiliğine dayalı ayrılıkçı hareket, açık bir şekilde Hükümete, Devlete ve millete meydan okumaktadır. Bugüne kadar birbirleriyle sorunları olmayan insanlarımız, birbirlerine karşı husûmet besler hale gelmişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- İç ve dış borçlarımız, geleceğimizi ipotek altına sokacak derecede artmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- İthalâta dayalı olarak büyüyen ihracatımız, carî açığımızı büyüterek dışa borçlanmamıza sebep olmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Bütçe açıkları önlenemediği için iç borçlarımız büyümüştür.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Faiz ödemeleri, Türkiye'yi yatırımsız bırakmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bu şartlarda merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’yi gerecek ve insanlarımızı zıtlaştıracak ve de daima tartışılacak Anayasa değişikliği, Türkiye’nin ve milletin hangi derdine çare olacaktır? Adâlet reformu ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bu Anayasa değişikliğini, Türkiye’nin gündemine niçin getirdiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-642650210134705668?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/642650210134705668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=642650210134705668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/642650210134705668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/642650210134705668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/keyfe-gore-demokrasi-olmaz.html' title='Keyfe göre demokrasi olmaz!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-6726638201825191632</id><published>2010-04-14T05:27:00.000-07:00</published><updated>2010-04-14T05:27:53.020-07:00</updated><title type='text'>Teslimiyet mi, parti disiplini mi?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Fehmi KORU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yenişafak Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 14 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın KORU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;14 Nisan 2010 tarihli ve &lt;span style="color: red;"&gt;“İlkeli siyaset, istifayı mı gerektirir?”&lt;/span&gt; başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AKP’den istifa eden Milletvekili Zekâi Özcan’ı konu ettiğiniz yazınızın bir bölümünde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“İlk bakışta ‘ilkeli’ gelen bir duruş bu; muhtemelen istifasıyla sonuçlanan bu süreçte, milletvekilinin zihnini en fazla o sözcük işgâl etmiştir: ‘İlkelilik…’&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyaset, genel kabullerin aksine, her öznesine ‘ilkeli olma’ hakkı tanımaz. Sonuçta; siyaset, toplu halde yapılan bir uğraştır ve Meclis’e giden yol, halktan yüklüce oy almayı gerektiren bir partiye mensubiyetten geçer. Parlâmenter demokrasilerde; ister sevelim, ister yerelim, ‘parti disiplini’ diye bir uygulama vardır; milletvekillerinin temel konularda, parti çizgisine uyması beklenir.”&lt;/span&gt; ifadelerini kullanmışsınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte; bu görüşünüze itirazım vardır ve sağlıklı akıl sahibi her kişi de, bu görüşlere itiraz eder. Sebebine gelince:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Milletvekilliği, kişilerin istek, arzu ve ihtiraslarının tatmin edildiği bir makam değil, milletin dayanağı olan kutsal bir görev makamıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- ‘İlkeli’ davranışın karşıtı, kayıtsız ve şartsız ‘kölelik’ tir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Parti disiplini adı altında milletvekillerine uygulanan baskı, ‘diktatörlük” tür.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Kim tarafından yapılırsa yapılsın; Meclis’in HÜR ve SERBEST iradesine uygulanan her türlü baskı; REJİMİ, demokratik olmaktan çıkarır ve tanınmaz hale getirir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Azıcık, çarpık ve liderlerin iradesini hâkim kılan ve halkı sistemin dışına iten göstermelik bir demokrasi, yüce milletimizin karakterine uygun değildir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Demokrasi, bir Ahlâk ve fazilet ve de sorgulama sistemidir; keyfîliklere, dayatmalara ve baskılara karşı “Ne hakkın var?” demek, milletvekillerinin vaz geçilmez görevidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bu sebeple; parti disiplininin ne olduğunu, hatır için değil; hak ve hakikate dayanarak açıklamak, anlatmak ve doğru olanı söylemek zorundasınız. Zîra; haksızlığa karşı sesini çıkarmayanlar, haksızlığın güçlenmesine sebep olurlar. Şu gerçeği de, her zaman için hatırlamak zorundasınız: Hayrın ve şerrin miktarı önemli değildir, vasfı çok önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın KORU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Allah, hiçbir varlığa vermediği İRADE ve HÜRRİYET sıfatlarını, sadece insan sınıfına vermiştir ve bu sebeple; insanları, mükellef (vazifeli) ve sorumlu kılmıştır. İnsanlar, Allah’ın bahşettiği irade ve hürriyet sıfatlarının gereğini yerine getirmek zorundadırlar. İrade ve hürriyet sıfatlarını, başkalarına ipotek eden veya terk eden insanlar, köleliği kabullenmiş ve yaradılış gayelerine aykırı davranmış olurlar. Dikkat ederseniz Allah, imanı dahi, kişinin iradesine bırakmıştır; cebirle iman, Allah’ın kabul ettiği bir husus değildir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte; bu gerçeği iyi gören, gönülden kabullenen ve icabına uyan Hz. Ömer, devlet başkanı seçildiği gün yaptığı konuşmasının bir bölümünde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Bir millet, icabında emîrini (idarecisini) acı, acı tenkit etmezse ve o emîr de kendisine yönelen acı tenkitlere gereken alâkayı göstermezse; o milletten ve o emîrden hayır gelmez!”&lt;/span&gt; sözlerini söyleyerek, aslında bütün insanlık âlemini uyarmıştır. Bu gerçeğe uyulmadığı takdirde; adâletsizlikler yaygınlaşır ve her türlü kanunsuzluklar, meşru nizam haline getirilir. Bu sebeple Hz. Peygamberimiz;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Adâlet güzeldir; fakat emîrlerde (idare edenlerde) olursa daha güzel olur. Adâleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler, çökmek zorundadır. Bir saat adâletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten hayırlıdır.”&lt;/span&gt; diye buyurmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yine Hz. Peygamberimiz, &lt;span style="color: red;"&gt;“Bir millet ve bir ülke için en büyük tehlike, idare edenlerin ihtirasları ve adâletsizlikleriyle, zenginlerin hasislikleri ve merhametsizlikleridir.”&lt;/span&gt; diye buyurmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi merek ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu gerçekler karşısında, PARTİ DİSİPLİNİ adını verdiğiniz teslimiyeti, nereye oturtacaksınız?&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Arif bir zât, ne güzel söylemiş:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;“Ey Gönül! Sana sen gelmek için az mı dolaştın.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Kaç bin puta taptın bu sanemgâhta (puthanede) hesabet!”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-6726638201825191632?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/6726638201825191632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=6726638201825191632' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6726638201825191632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6726638201825191632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/teslimiyet-mi-parti-disiplini-mi.html' title='Teslimiyet mi, parti disiplini mi?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-4554278693917340514</id><published>2010-04-13T05:46:00.000-07:00</published><updated>2010-04-13T05:46:50.490-07:00</updated><title type='text'>Rantlar yükselirse, Refah ortadan kalkar.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Tevfik BİLGİN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BDDK Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 13 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)’nın, kredi kartı borçlarındaki hızlı artışı ve milyonlarca kredi kartı müşterisinin takipte olması üzerine harekete geçtiğini; ödeme güçlüğü çeken kart müşterilerine yeni limit açılmasını ve nakit çekimini yasaklamayı öngören yeni bir düzenleme hazırlığı yaptığını; bunun için bir yönetmelik hazırladığını ve görüş almak için hazırlanan taslağı, Bankalar Birliği’ne gönderdiğini, gazetelerden okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Yığınakta yapılan hata, harbin sonuna kadar devam eder” gerçeğine istinaden alınması düşünülen tedbirlerin ve yeni düzenlemelerin, kredi kartı faciasına bir çözüm getirmeyeceğini, getiremeyeceğini belirtmekte bir sakınca görmediğim için bu mektubumu yazdım. Zîra;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yanlış ekonomi ve para politikaları yüzünden, son 30 yıl zarfında finans ve bankacılık kesimi, reel ekonomiyi dışlayan ve gerçek anlamda bir sermaye piyasasının oluşmasına imkân tanımayan bir politika izlemiştir. Kur-Faiz makasında düzenlenen bu yapı; hem Türkiye’yi ve hem de, milleti zora sokmuştur. Bu modeli ayakta tutanlar, ne yazık ki;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktisat ilminin temel kuralı olan “Üretmeyen veya yeterli seviyede üretim yapamayan ekonomilerde; yüksek oranlı pozitif reel faiz uygulaması, her şeyden önce bankaları batırır ve ekonominin bütün dengelerini bozar.” şeklindeki kuralını görmezden gelmişlerdir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kredi kartları, bu gerçek tahtında irdelenmediği ve gerekenler yapılmadığı takdirde; bu facia, giderek artacak; hem kart kullananları ve hem de bankaları zora sokacaktır. Zîra; bankalar, bugüne kadar uyguladıkları çok yüksek oranlı pozitif reel faizler sebebiyle, büyük kârlar sağlamışlar ve rantın devam edeceğini zannetmişlerdir. Şöyle ki;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Şu anda kredi kartı faizleri, yüzde 2.91’dir. Gecikme faizi, yüzde 3.66’dır. Nakit çekimlerdeki nakit avans ücreti, yüzde 3+2 TL. dir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durumda; yalnız asgarî ödeme yapabilen kart borçlusu, yıllık yüzde 35-40 oranında faiz ödemektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nakit çekme durumunda kalan bir kart borçlusu, aylık yüzde 2.91+3= 5.91 ve yıllık, yüzde 75 oranında faiz ödemektedir. Bankaların diğer avantajları da şöyledir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kartla satış yapan işletmelerin büyük bir çoğunluğu, tahsilâtlarını hemen ertesi günü yapmaktadırlar ve bu tahsilât için yüzde 3 oranında faiz ödemektedirler. Bu durumda;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Temerrüde düşmemiş ve muntazaman asgarî ödemesini yapan kart sahibinden bankalar, aylık yüzde 2.91+3= 5.91, yıllık yüzde 75 oranında faiz geliri elde etmektedirler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2-Araştırmayı geriye doğru genişletecek olursak, kart faciasının gerçek boyutu, daha iyi anlaşılır. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün döviz kuru, 2001 Eylül ayındaki kura eşittir. Aradaki iniş ve çıkışlar önemsizdir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2001 yılı enflâsyonu, yüzde 34 oranındadır. Şubat 2001 krizinden itibaren bugüne kadar geçen süre içersinde kredi kartlarına uygulanan faizler, aylık ve yıllık olarak incelenirse; 2007 yılı sonuna kadar kart faizlerinin yüzde yüzleri aştığı tespit edilir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte; ölçüsüz ve keyfî olarak uygulanan bu çok yüksek oranlı reel faizler sebebiyle bankalar, sağlam bir yapıya kavuşmuş bir görüntü vermişlerdir. Elde ettikleri rantın yükü de, geniş halk kitlelerinin sırtına vurulmuştur. Düşük kur, yüksek faiz uygulaması; sıcak paranın Türkiye’yi ve Türk milletini soymasının, ezmesinin ve borca batırmasının kapılarını, ardına kadar açmıştır. Bu uygulama, bankaların elinde çok büyük miktarda kaydî paranın oluşmasına sebep olmuştur. Likit fazlası gibi görünen bu para, kaydî paradır ve bu para, eninde sonunda hem bankaları ve hem de Türkiye’yi zora sokacaktır. İddiam da şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kredi kartlarına, ticarî kredilere ve kredili mevduat hesaplarına uygulanan çok yüksek oranlı reel faizler olmasa ve bankacılık hizmetlerinden yüksek ücretler alınmasa; hiç şüphesiz, bankaların blânçoları zarar yazardı. Dikkatli bir inceleme yapılırsa; makul ölçüde hesaplanan faizlere göre, bugün takibe düşmüş 2,5 milyon kart sahibinin, bankalardan alacaklı oldukları gerçeği ortaya çıkar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sebeple; getirilmesi düşünülen hiçbir tedbir, batık krediler faciasını önleyemeyecektir. Alınacak en tutarlı tedbir, reel ekonominin hizmetine girmiş bir bankacılık sisteminin kurulmasıdır. Ki; bugünkü şartlarda ve yürürlükteki yanlış ekonomi ve para politikalarıyla bu, imkânsızdır. 1980 öncesi bankacılık sistemimiz, reel ekonominin hizmetindeydi ve gerçek anlamda sermaye piyasasının oluşmasına yardımcı olmuştu. 1980 öncesi gecelik faizler, kısa süreli vadeli mevduat hesapları yoktu. En düşük vade, 3 aylıktı. O dönemde, ipotek karşılığı kredi verilmiyordu. Banka kredileri tüketim amaçlı kullandırılmıyordu ve sanayici, tüccar, esnaf ve sanatkâr, tarım ve hayvancılık, belirlenen kurallar çerçevesinde destekleniyordu. Yani; banka kredileri, RANTA dönük değildi; hem banka yöneticileri ve hem de ülkeyi idare edenler, “RANTLAR YÜKSELİRSE, REFAH ORTADAN KALKAR:” gerçeğini biliyorlardı ve bunun icabına uyuyorlardı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sözlerimi, gerçek ve ünlü bir iktisatçı olan Joan Robinson’un, şu ünlü sözüyle tamamlamak istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“İktisat bilmenin yararı, bir ülkenin ekonomisini düzeltmek ve ekonomik zorluklara geçerli çözümler bulmak için değil, iktisatçıların yanıltmalarını önlemek içindir.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-4554278693917340514?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/4554278693917340514/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=4554278693917340514' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4554278693917340514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4554278693917340514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/rantlar-yukselirse-refah-ortadan-kalkar.html' title='Rantlar yükselirse, Refah ortadan kalkar.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-1062979929728254020</id><published>2010-04-12T06:38:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T06:38:38.956-07:00</updated><title type='text'>Aldanmak ve aldatmak gaflettir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Âdem Yavuz ARSLAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 12 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın ARSLAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12 Nisan 2010 tarihli ve “EMASYA gerçekten kalktı mı?” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Aylardır Taraf’ın gündeme getirdiği BALYOZ DARBE PLÂNI’NI konuşuyoruz. İddialar, yenir, yutulur cinsten olmadığı için de, tartışılması bir bakıma normal.” demeniz, hiç de şaşırtıcı değildir. Zîra; ülkenin gerçek meseleleriyle ilgilenmeyi unutup, iktidara destek vermek için yanıp, tutuşanların; siyasî amaçları doğrultusunda hareket ederek itham, isnat, dedikodu, iftira ve varsayımların dışında hareket etmeleri mümkün değildir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sizin için önemli olan; EMASYA PROTOKOLÜ, ORDU ve YARGI ile uğraşmak ve halkı, benimsediğiniz, hizmete hazır olduğunuz aidiyetinize göre yanlış bilgilendirmek, yanlış istikamete yönlendirmek ve şartlandırmaktır. Ülkenin yanlış, kötü ve kayfî idaresi, ilgi alanınızda değildir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşsizliğin yaygınlaşması, ülkenin ve milletin borç batağına saplanmış olması, özelleştirme adı altında Türkiye’nin önemli iktisadî varlıklarının yabancılara ikram edilmesi, tarım ve hayvancılığın çökmesi, baştakilerin yolsuzluklarına hesap sormayan bir sistemin oluşması, sizi hiç ilgilendirmediği için; halkı oyalayacak ve gerçeklerin üstünü örtecek konuları bulmak zorundasınız. Aslında; konu bulmanız için zorlanmanıza da gerek yoktur. Zîra; Taraf Gazetesi, ilgi duyacağınız konuları, hazır bir şekilde önünüze koymaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sözlerime alınmamalısınız. Zîra; yazdığınız köşe, aslında sizin değil, okuyucularınızın köşesidir. Siz yazdıkça da, bazı okuyucularınızın tepkisi, eleştirisi ve ikazı olması, gayet normaldir ve de şarttır. Çünkü; Âdem Yavuz Arslan olarak, 72 milyonluk kitle içinde tek bir kişisiniz; fikirlerinizi, görüşlerinizi herkesin doğru kabul edip, benimseyeceğini düşünemezsiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir anlamda kamu göreviyle mükellef olduğunuza göre, bazı hususları hatırlatmak zorundayım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Gerçek demokrasi, bir AHLÂK ve FAZİLET sistemidir ve bugüne kadar insan zekâsının bulabildiği en iyi idare tarzıdır. Demokrasilerde halkın, hem söz ve hem de denetleme hakkı vardır. Ülkeyi idare edenlere icabında, “Ne hakkın var?” demesini başaramayan ve idare edenleri denetleyemeyen kişiler, demokrasiye ihanet etmiş olurlar. Zaten yüce ve evrensel İslâm Dini’nin emri de budur. Hz. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Adâlet ve zulüm meselelerinde hükümetler, cemiyeti teşkil eden fertlerin mesleğine tâbîdir. Fertleri âdil olan milletlerin hükümetleri âdil, fertleri zalim olan milletlerin hükümetleri zalim olur.” diye buyurmuşlardır. Hz. Ömer, devlet başkanı seçildiği gün, yaptığı konuşmasının bir bölümünde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Hak ve hakikat peşinde koştuğum sürece, benim peşimden geliniz. Hak ve hakikatten ayrıldığım zaman, benim peşimden gelirseniz, Allah indinde, siz de sorumlu olursunuz. Ve şu hususa çok dikkat ediniz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir millet, icabında idarecilerini acı, acı tenkit edip, hesap sormazsa ve o idareciler de, kendilerine yöneltilen acı tenkitlere lâzım gelen alâkayı göstermezlerse; o idarecilerden ve o milletten hayır gelmez.” sözlerini söylemiştir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- Yine Hz. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Bir işte liyâkatı olmadığı halde iltimasla bir işe tayin edilen adama, lânet olsun.” diye buyurmuşlardır ve sözlerini; “Bir millet, icabında küfürle devam edebilir. Ama, zulümle asla devam edemez. Âdil olan kâfirler, zalim olan mü’minlerden hayırlıdır.” sözleriyle tamamlamışlardır. Bu gerçeğe göre hareket eden Hz. Ebu Bekir, valilere ve kumandanlara;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Sizin namınıza en kuvvetli endişeye düştüğüm şey; akrabalarınızı, başkalarına tercih ederek onlara iş vermenizdir.” derdi. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3- Enfal Suresi’nin 46.cı âyetinin meali şöyledir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Tefrikalar, ihtilâflar, kavgalar içinde çalkalanan, fertleri birbirleriyle boğuşan milletler, harice karşı mevcudiyetlerini muhafaza edemezler.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- GANDİ, ilkesiz siyaseti, emeksiz zenginliği, vicdansız hazzı, niteliksiz bilgiyi, ahlâksız ticareti, insaniyetsiz bilimi, özverisiz ibadeti, ÖLÜMCÜL 7 SOSYAL BÜYÜK GÜNAH olarak saymıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın ARSLAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Belki, bu mektubumu niçin yazdığımı merak edersiniz diye, bir açıklamada bulunmak istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Henüz daha ne olduğu ve nasıl sonuçlanacağı iyi bilinmeyen ve ÖZEL YETKİLİ SAVCILARLA ve ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERCE yürütülen davaları dayanarak, devamlı surette kişi ve kurumları itham edici yazılar yamaktasınız. Henüz daha mahkemelerce kesin hüküm kurulmamışken; itham, isnat, tertip ve dedikodulara dayalı iddiaları, kesinleşmiş kararmış gibi sunarak yayın yapmak, hem evrensel hukuka ve hem de İlâhî hukuka aykırıdır. Bu bakımdan; bugünkü yazılarınız dâhil, geçmiş bütün yazılarınızı gözden geçirip, mektubumda bahsettiğim gerçeklere uyup, uymadıklarını kontrol edersiniz diye bu mektubumu yazdım. Zîra; siyasî taraflı yazılarınızı okumaktan, bana gına geldi. “Gına geldiyse, okumayınız!” diyebilirsiniz. Bu tavsiye, benim için bir kıymet ifade etmez; kimin neyi, nasıl ve niçin yaptığını anlamak ve bilmek ve de günlüğüme not ederek gelecek nesillere aktarmak, önde gelen hakkımdır ve birinci derecede vatandaşlık vazifemdir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-1062979929728254020?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/1062979929728254020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=1062979929728254020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/1062979929728254020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/1062979929728254020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/aldanmak-ve-aldatmak-gaflettir.html' title='Aldanmak ve aldatmak gaflettir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-2599471129700184767</id><published>2010-04-11T13:43:00.000-07:00</published><updated>2010-04-11T13:43:48.256-07:00</updated><title type='text'>Yalanın ölçüsü nedir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Gülây GÖKTÜRK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 11 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın GÖKTÜRK;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;11 Nisan 2010 tarihli ve &lt;span style="color: red;"&gt;“Yalanlarla yaşamak istemiyorsak”&lt;/span&gt; başlığını taşıyan yazınızı okudum. Yazınızın en tutarlı bölümü olan son paragrafında;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Yalancıya yalancı, yiyiciye yiyici, beceriksize beceriksiz, despota despot diyebildiğimiz ve hesabını sorabildiğimiz gün, yalancılık da, yiyicilik de, beceriksizlikler de, despotluk da azalmış olacak. Ve bu ülkenin vatandaşlarıyla devletin kurumları arasında var olan yalanlarla zehirlenmiş, güvene değil korkuya dayalı sakat ilişki de ancak o zaman sağlıklı bir zemine oturacak”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; ifadelerini kullanmışsınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Geerçek bir demokrasinin hem teminatı ve hem de var oluş sebebi olan medyamız; bugüne kadar yalancıya “yalancı”, yiyiciye “yiyici”, beceriksize “beceriksiz”, despota “despot” diyebilmiş ve hesap sorabilmiş midir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir gerçeği daha bilmenizde fayda vardır ve o da, şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Yalancılık, sadece kapalı toplumlara münhasır bir çirkinlik değildir. Ahlâkı, fazileti, hak ve hakikati, adâleti ve hukuku, ilmi, mantğı ve aklı dışlamış bütün toplumların, iflâh olmaz hastalığıdır. Hele bir toplumda;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İlim adamları, idare adamlarına uşaklık etmeyi kabullenmişlerse,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Toplumun edepsizleri, hayırlılarına galip gelmişse,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Paranın üstündeki yazı, bütün değerlerin ve hedeflerin önüne geçmişse,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Toplumun fertleri, nerede “EVET!” ve nerede “Hayır!” denileceğini bilemez hale düşmüşse; YALANCILIK, o toplumun müşterek özelliği haline gelir ve toplumu etkileyecek, yönlendirecek, bilgilendirecek konumda olanlar, YALANCILIĞI ŞEREF KABUL EDEREK, idare edenlerin veya servet sahibi olanların hatırları için, günahların EN BÜYÜĞÜNÜ işlerler ve toplumu uyuturlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarih, böylesine TUZAKLARA düşmüş milletlerin ACI SONLARINI belgeleyen İBRET LEVHALARI ile doludur. &lt;span style="color: blue;"&gt;En önemli örnek de, bütün kutsal kitaplarda bahsi geçen Mısır Hükümdarı FİRAVUN’DUR:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Debdebeli, tantanalı bir SALTANAT,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Göz kamaştırıcı bir SERVET,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Emrindeki KUVVETLİ BİR ORDU,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Etrafında, “Sen, bizim Rabbimizsin!” diye tapan bir sürü İNSAN; FİRAVUN’U, FİRAVUN yapmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir gerçek de, şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yalan, bütün kötülüklerin annesidir. Her kötülük, YALAN TEZGÂHINDA dokunduktan sonar hayata geçirilir. Bu sebeple de; neyin yalan olduğunu ve neyin doğru olduğunu, ancak ve ancak AHLÂK ve VİCDAN sahibi olanlara ayırabilir. Hislerine yenik düşerek fitne, fesat, dedikodu, tertip, isnat ve iftiraları doğru Kabul edenler veya bir çıkar peşinde koşanlar, halkı aldatırlar ve YALANLARI doğru Kabul ettirmek için ellerinden geleni yaparlar. Bu hale düşmüş toplumlarda, baştakilerin yolsuzluklarına hesap sormayan bir sistem oluşur ve ülkenin idaresi yalancıların, hırsızların ve ahlâksızların eline geçer; yalancılar, hırsızlar ve ahlâksızlar milletlerin kaderlerine hükmeder hale gelirler. &lt;span style="color: blue;"&gt;Bu gerçeğe istinaden Hz. Peygamberimiz;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Yalanla iman bir kalpte barınmaz ve yalancıların dini olmaz!” diye buyurmuşlardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın GÖKTÜRK;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugün ülkemizde, fevklâde önemli ve moralleri bozocu ve hatta toplumu kamplara ayırıştırıcı olaylar cereyan etmektedir. Bilgilendirilmediği için milletin efkârı da adamakıllı karışmıştır ve neyin doğru ve neyin yanlış olduğu da bilinmez hale gelmiştir. Fertler, siyasî mensubiyetine göre karar verme durumunda bırakılmıştır. Medya mensupları da aynı durumdadır; doğru söyleyenlerin sesleri, hatır için günah işleyen veya siyasî amaçlı hareket eden YALANCILAR tarafından bastırılmıştır. Bu sebeple; yalanın ortadan kaldırılmasını isteyen herkes, kendisini sorgulamalı ve hangi çizgide yürüdüğünü anlamaya çalışmalıdır.&lt;/span&gt; Aksi halde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;DEVLETİN VE MİLLETİN DİRLİK VE DÜZENLİĞİ, BİR DAHA DÜZELTİLEMEYECEK DERECEDE BOZULUR VE TÜRKİYE, GERÇEK HEDEFLARİNDEN UZAKLAŞIR VE DE, GELECEK NESİLLERİN İSTİKBALLERİ DE KARARTILMIŞ OLUR.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-2599471129700184767?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/2599471129700184767/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=2599471129700184767' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2599471129700184767'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2599471129700184767'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/yalann-olcusu-nedir.html' title='Yalanın ölçüsü nedir?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-3611913195914726620</id><published>2010-04-09T14:09:00.000-07:00</published><updated>2010-04-09T14:09:30.669-07:00</updated><title type='text'>Gaflet ve ihanet aynı kapıya çıkar.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Şamil TAYYAR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Star Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 9 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın TAYYAR;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9 Nisan 2010 tarihli ve “AYTAÇ PAŞA’YA BAK” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendinizi çok akıllı mı zannediyorsunuz? Yoksa; Türkiye’ye BÜYÜK TUZAK kuranların dolduruşuna gelerek, FİGÜRANLIK mı yapıyorsunuz? Bu soruları haklı olarak soruyorum. Zîra;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3-4 yıldan beri, “Yandaş” ve “Cemaat” medyası olarak adlandırılan yayın kuruluşları; ülkenin çözüm bekleyen onlarca meselesi varken, her şeyi bir tarafa bırakarak, TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ’Nİ hedef seçmiştir. Henüz daha ne olduğu, kimler tarafından hazırlanıp bazı kişilere servis edildiği bilinmeyen bilgi, iddia, belge, isnat, iftira ve ithamlarla Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin bazı mensupları hakkında, ÖZEL YETKİLİ SAVCILAR VE MAHKEMELER tarafından bir yargı süreci başlatılmıştır. İsnat edilen suç da, bir ASKERÎ DARBEDİR&lt;/span&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İlk adım, ERGENEKON adı yapıştırılan bir dava sürecinin başlatılmasıyla atılmıştır. Aradan iki yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen; bu dava hakkında net bir ipucuna da ulaşılamamıştır ve bu davanın ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanacağı da bilinmemektedir. Bilinen ise; tutuklamaların, CEZAYA DÖNÜŞMÜŞ olmasıdır. Üstelik; bu süreçte, EVRENSEL HUKUK KURALLARI da İHLÂL edilmiştir. İşte; en basit örnek:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;HUKUK BİLİNCİNE ulaşmış MEDENİ bir ülkede hiç kimse, hâkimlerin yerine geçerek hüküm kurmaması gerekirken; iktidar yanlısı görüntü veren ve kanaat uyandıran yazılı ve görsel medya kuruluşları, sanki bir merkezden emir alırcasına, henüz daha yargı safhasında olan ve nasıl neticeleneceği belli olmayan davalar hakkında KESİN HÜKÜM kurmaktadırlar. Yani; büyük bir suç işlemektedirler. Basın Yasası’nın 19.cu, Türk Ceza Yasası’nın 288.ci maddeleri, bu davranışları kesin suç kabul etmektedir. Dosyayı incelemeden hiç kimse konuşamaz, değerlendirmede bulunamaz. İncelese dahî bunu yapamaz. Zîra, yetki tekeli, hâkimlerindir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu hukukî gerçek ortadayken ve bilinirken; başta siz olmak üzere, yandaş medya etiketi yapıştırılan medya mensuplarının tamamı, kimler tarafından servis edildiği kamuoyunca iyi bilinmeyen ve ancak sizlerin bildiği birtakım bilgi ve belgelere dayanarak, müşterek bir hedefe yönelmektesiniz ve ilgili kanunları ihlâl etmektesiniz. Yani; haddinizi aşarak, dışarıdan gazel okumaktasınız. Ne gariptir ki; işlenen bu büyük suça, savcılar ve adâlet Bakanlığı sessiz kalmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın TAYYAR;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Asker, 30 yıldan beri kışlasındadır ve bir darbe niyetinde değildir. Zîra; geçmişte yaşanan darbe ortamlarını, kimler tarafından ve hangi hedefe yönelik olarak yaratıldığını gayet iyi bilmektedirler ve Türkiye’yi, bölgeyi ve dünyayı gayet iyi izlemektedirler. Bugün yaşadığımız olayları da, bir darbe ortamının yaratılması için çalışanların yarattığını görerek, sessiz ve sabırlı davranmaktadırlar. Bir darbe vukuunda, Türkiye’nin nelere maruz kalacağını ve nasıl bir bedel ödeyeceğini, peşinen görmektedirler.&lt;/span&gt; Daha açık ifade edeyim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ABD, İNGİLTERE ve İSRAİL, Türkiye’de bir ASKERÎ DARBENİN meydana gelmesini istemektedir ve bunun için elinden geleni yapmaktadır. Şayet bir darbe vukua gelirse; Türkiye’de iç çatışmaların başlayacağını ve Türkiye’nin bölüneceğini hesaplamaktadırlar. Büyük Ortadoğu veya Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin hedefi de budur. Bu ülkeler, hedef projeleri için Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni engel olarak görmektedirler. Açık ifadeyle bugün askerler, siyasî görüşlerine veya çıkarlarına köle olmuş; milliyetçiliği (millî değerler) SUÇ, vatana ve millete hizmet etmeyi APTALLIK kabul eden liberal ve demokrat görüntülü aydınlardan çok daha fazla demokrattırlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zaten; Türkiye’yi ve Türk milletini iyi tanıyan; tarih ve coğrafya bilen; dünya siyasî tarihini irdelemesini başaran ve dünya coğrafyasında Türkiye’nin konumunun önemini anlayan herkes, bu gerçeği, gayet açık bir şekilde görür. Hele; Doğu’da ve Güneydoğu’da “TC. Kürdistan’dan defol” sloganlarının atıldığı, “Operasyonlar durdurulmazsa, tankların önüne çıkarız” sözlerinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne meydan okurcasına söylendiği bir dönemde, gerçekleri göremeyenler, en azından büyük bir gaflet içersindedirler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Asûde kaldığınız zaman kendi vücut ikliminizde bulunan; sessiz-sözsüz, bizsiz-sizsiz konuşan; “SUS!” dendiği zaman susmayan ve adına VİCDAN denilen Mânevî varlığınıza danışarak, gelişen bu gayr-i tabiî olayları irdelediğiniz oldu mu?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cevap verirseniz, gerçekten memnun olurum. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-3611913195914726620?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/3611913195914726620/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=3611913195914726620' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3611913195914726620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3611913195914726620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/gaflet-ve-ihanet-ayn-kapya-ckar.html' title='Gaflet ve ihanet aynı kapıya çıkar.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7813826727492639203</id><published>2010-04-07T11:32:00.000-07:00</published><updated>2010-04-07T11:32:32.945-07:00</updated><title type='text'>Yargı ve Tarafsızlık</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Mehmet Ali BİRAND&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Posta Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 6 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BİRAND;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6 Nisan 2010 tarihli ve “YARGIDA BÜYÜK REZALET YAŞANIYOR…” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu başlık, hiç yakışmamıştır. Değişik bir başlık atmalıydınız. Zîra; olayların, gelişme seyrinden ziyade, sebebi önemlidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Görüşümü açıklamazdan evvel, iki önemli olayı nakletmek istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- 1980’li yılların başlarında Ankara’da, Uluslar arası bir HUKUK SEMPOZYUMU tertiplenmişti. Bu toplantıda en son sözü alan Alman Hukukçu, çok kısa konuşarak, şu sözleri söylemişti:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“HİTLERİ, biz hukukçular HİTLER YAPTIK! Öylesine ki; değil büyük davalarda, en basit davalarda dahî hâkimlerimiz karar verirken, “Acaba, bu kararıma, Hitler ne der?” endişesi taşımaya başlamışlardı.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- 1980’li yılların ortalarında, günün İspanya Başbakan’ı Felippe Gonzales, İngiltere’de yapılan bir toplantıda, şu sözleri söylemişti:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Basının tutum ve davranışları sebebiyle demokrasi, İspanya’ya, 25 yıl geç gelmiştir.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi, konuya gelelim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;HÜR VE SERBEST SEÇİM,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;HÜR PARLÂMENTO,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;BAĞIMSIZ YARGI,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;HÜR VE SERBEST BASIN,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;HÜR ÜNİVERSİTE, gerçek bir demokrasinin vazgeçilmezidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi; ülkemizdeki duruma bakalım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Seçim sistemimiz, halkı dışlayan ve siyasî parti liderlerini ilk ve son söz sahibi yapan bir sisteme göre düzenlenmiştir. Hiçbir demokratik ülkede olmayan ülke geneli ve çevre barajları vardır. Milletvekili aday adaylarını parti liderleri belirlemektedir. Halka verilen görev de, belirli zamanlarda liderlerin düzenledikleri listeleri sandığa atmaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sistemin getirdiği çarpıklık sebebiyle Yürütme, Parlâmento’nun HÜR OLMASI GEREKEN İRADESİNE, tam anlamıyla hâkimdir. Parlâmento YASAMA ve DENETLEME görevini, Yürütme’nin iradesine tâbî olarak yerine getirmektedir. Parlâmento’da, muhalefet dışlanmıştır ve etkinliğini kaybetmiştir. Dolayısıyla halk, gerçekleri öğrenememektedir. Naklen yayınlanan Meclis müzakerelerini izleyen her vatandaş, bu gerçeği görürü.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yürütme’nin, Parlâmento üzerindeki hâkimiyeti sebebiyle KUVVETLAR AYRILIĞI ilkesi işletilememektedir. HÂKİMLER ve SAVCILAR YÜKSEK KURULU’NDA, Adâlet Bakanı ile Adâlet Bakanlığı Müsteşarı’nın bulunmaları ve etkin konumda olmaları sebebiyle, YARGI BAĞIMSIZLIĞI da tartışmalıdır. İki yıldan beri ülkenin bir numaralı gündemi haline getirilen darbe ile ilgili davaların seyri, kamuoyunda, hukukun dışına çıkıldığı kanaatini doğurmuştur ve bu hususta, kamuoyu bölünmüştür. Gerek emniyet ve gerekse savcılık kanalıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmalar, gizlilik prensibine rağmen, basına sızdırılmaktadır ve Adâlet Bakanlığı, bu duruma sessiz kalmaktadır. Özel yetkili savcı ve hâkimler hakkında yapılan şikâyetlerin gereği, yerine getirilmemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Yazılı ve görsel basın, ikiye bölünmüştür ve büyük bir kısmı, iktidar yanlısı bir görüntü vererek, yürütülen davalar hakkında, halkı yönlendirici, aldatıcı ve yanıltıcı yayınlar yapmaktadır. Bu durum da, ister istemez halkı kutuplaştırmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Üniversitelerimiz, derin bir sessizliğe bürünmüştür ve görüş bildirmekten korkar hale gelmiştir. Öylesine ki; ahlâkı, gayesi, yüklendiği misyonu ve bağlantıları kamuoyunca iyi bilinmeyen bir muhabir veya köşe yazarları, alanlarında birer otorite olan bilim adamlarının, hukuk adamlarının seslerini bastırmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bütün bu fiilî durumlar; DEVLETİN, bir PARTİ DEVLETİ haline getirilmesine yeterli değil midir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BİRAND;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazınızın giriş bölümünde; &lt;span style="color: red;"&gt;“Balyoz tutuklamaları ile ilgili olarak arka arkaya gelen iki karar, Türk adâlet sistemine çok ağır bir darbe vurdu. Bir hâkim, tutuksuz yargılama yapılabileceğine karar veriyor, üç gün sonra bir başka hâkim, tam tersi karar alıyor. Bu gelişmelere bakanların adâlete güveni kalır mı? Çifte standart konusundaki kuşkular, daha da artmaz mı? Durmadan yargı bağımsızlığında söz ediyoruz; oysa yargı, bugün de bağımsız değil ki?”&lt;/span&gt; ifadelerini kullanmışsınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Yargının bağımsız olmadığını vurguladığınıza göre; hâkimlerin veya savcıların farklı iddia veya kararlarının, hangisinin doğru olduğuna kim ve nasıl karar verecektir? Bunu sorumlusu Adâlet Bakanlığı değil midir? Özel yetkili hâkim ve savcıların görevlendirilmesinde bir hedef seçilmiş olabilir mi? Merak ediyorum.&lt;/span&gt; Zîra; Yazınızın çıktığı gün, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, gazetecilere verdiği demeçte, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Görüyorsunuz ki, çeteler, sadece çetecilerden oluşmuyormuş. Çete, sadece çete ve avukatı değilmiş. Meğer çetenin medyası, rektörleri varmış. Maalesef, çetenin nöbetçi hâkimi, nöbetçi savcısı oluyormuş.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durum karşısında; olayları irdelerken, siyasî amaçlara göre yorumlarda bulunmanızı yadırgadım. Muhalefetin etkisizliğinden; gelişen olayların AKP’ye yarayacağından ve neticede AKP’nin kazançlı çıkacağından bahsetmeniz, hem lüzumsuz ve hem de gerçeklerin üstünü örtmek mânâsına gelir. Ki; bu durumda millet de, devlet de ve ülke de çok şeyler kaybeder. Üstelik; hiddet ve ihtiraslarına yenik düşen kişiler, ülkenin ve milletin ufkunu karartır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Unutulmamalıdır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Gerçek bir demokrasinin hem var oluş sebebi ve hem de teminatı olan basının görevi; halkı doğru bir şekilde bilgilendirmek ve ülkeyi idare edenleri sorgulamak ve denetlemektir. Her kurum ve kuruluş ve her fert, ANA KAİDELERE ve ANA BELGELERE göre işleyen BİR DEVLET ve işleyen bir REJİM aramak ve REJİME ve DEVLETE sahiplilik BİLGİ ve ŞUURU taşımak zorundadır. Aksi halde; gelecek nesillere ihanet edilmiş olunur. Bu sebeple; sorgulamasını ve “Ne hakkın var?” demesini başaramayan bir basın, ülkeye, millete ve devlete ihanet etmiş sayılır. Unutulmamalıdır: Türkiye, her zaman için iç ve dış odakların husumetlerine maruz kalmıştır; bugün de kalmaktadır ve bundan sonra da kalacaktır. Zîra; bulunduğumuz coğrafya netameli ve önemlidir. Bu coğrafyada, başkalarının hedefleri, projeleri ve çıkarları vardır. Bölünmüş; birlik ve beraberliğini kaybetmiş; daima bir biriyle çekişip kavga eden bir toplum yapısı, maruz kaldığımız husumetleri bertaraf etmeye yetmez.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu sebepten dolayı yazınızın başlığını beğenmedim ve uygun bulmadım. Yazınızın başlığı “ADÂLET BAKANLIĞI NE İŞ YAPAR?” şeklinde olmalıydı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7813826727492639203?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7813826727492639203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7813826727492639203' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7813826727492639203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7813826727492639203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/yarg-ve-tarafszlk.html' title='Yargı ve Tarafsızlık'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8807744563642877482</id><published>2010-04-06T06:33:00.000-07:00</published><updated>2010-04-06T06:33:25.620-07:00</updated><title type='text'>Halkı yanıltmak ahlâka, vicdana sığmaz!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Taha AKYOL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milliyet Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 6 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın AKYOL;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6 Nisan 2010 tarihli ve “Yine yargı sorunu” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Her şeyi bilen, önemli mevkilerdeki kişilere görüş bildiren bir kişi görüntüsü vermeniz sebebiyle bu yorumunuza katılmak mümkün değildir. Zaten; yazınızın bir bölümünde söylediğiniz;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Elbette yargının birinci sorunu, hemen bütün meselelerde olduğu gibi “KALİTE “ sorunudur. Onun için Yargıtay, haklı olarak HUKUK ÖĞRENİMİNİN 5 yıla çıkartılmasını istiyor. Ama yargıdaki çok vahim bir sorun da belli siyasî konularda, “AKEM” gibi değil, bir tarafın “BEKÇİSİ” gibi hareket etmektedir.Evet, bu görevi Atatürk vermiştir ama, o zaman “KUVVETLER BİRLİĞİ” ilkesi geçerliydi, “PARTİ DEVLETİ”ydi Türkiye, rejim yeni kuruluyordu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türkiye 1950’de DEMOKRASİYE geçti. Artık, “KUVVETLER BİRLİĞİ” suçtur. Avrupa standartlarını yakalamaya çalışıyoruz. Şehirleşme ve eğitim gibi dinamikler, “HAKKINI TALEP EDEN VATANDAŞ” tipini ortaya çıkarıyor. Aşık Veysel’in Ankara’ya girmesini kim yasaklayabilir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Artık yargının “TARAFSIZ” olması, sâdece EVRENSEL ADÂLETİN değil, REJİMİN SAĞLIKLI İŞLEMESİ için de zarurîdir. HSYK, “KOOPTATİF ve KAPALI KAST” türü bir yapıya sahip olmayıp, “GENİŞ TABANLI” ve terkibinde “ÇEŞİTLİ” bir yapıya sahip olsaydı; hem bugünkü tartışmalara konu olmaz, GÜVENİLİRLİK ve İTİBARINI zedelemeden sürdürürdü… Hem ilk derece mahkemelerinin kararları ile HYSK atamaları arasında kimse, bağlantı kuşkusuna düşmezdi”&lt;/span&gt; sözlerinizle kendinizi tekzip etmiş duruma düşmüşsünüz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte sebepleri:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Türkiye’nin bir yargı reformuna ihtiyacı olduğu kesindir. Ama; yapılmak istenen, Anayasa değişikliğinin uzaktan, yakından yargı reformu ile bir ilgisi yoktur. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Asıl yargı reformu, mahkemelerin fizikî mekânlarının yeterli hale getirilmesi, teknik donanımlarının mükemmelleştirmesi, hâkim ve savcıların yeterli sayıya ulaştırılması, personel eksikliklerinin giderilmesi ve de, beraberinde adâleti getiren kanunların yürürlüğe konmasıyla yapılabilir.&lt;/span&gt; Zîra;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Adâletin geçikmesi, tutukluluk hallerinin İNFAZA dönüşmesi, EVRENSEL HUKUK KURALLARINA aykırı olduğu gibi; İSLÂM HUKUKUNA da aykırıdır. Yazınızda değerlendirmesini yaptığınız özel yetkili savcı ve hâkimlerin yürüttükleri ve henüz daha mahiyetleri ve nasıl neticelenecekleri bilinmeyen davarlın seyri, gerçek hukuk kurallarına aykırı bir görüntü vermektedir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2- Bugün, taraflı olmayan ve ilmiyle amel eden hiçbir hukukçu, ülkemizde “KUVVETLER AYRILIĞI” ilkesinin çalıştığını söyleyemez. Çünkü; YASAMA ORGANI, YASAMA VE DENETLEME görevini, HÜR İRADESİYLE yerine getirememektedir. Bilhassa; 12 Eylül’den sonra tek başına iktidara gelen siyasî iradeler, daha doğrusu Başbakanlar, Yasama Organı üzerinde baskı oluşturmuşlar ve DEVLETİ, bir PARTİ DEVLETİ haline getirebilme gayretine girmişlerdir. Başbakan’ın razı olmadığı hiçbir kanun yapılıp, yürürlüğe konamaz ve ciddî bir denetleme görevi yapılamaz. Meclis’te, muhalefet YOK FARZEDİLMEKTEDİR. Bu gerçeği, Meclis müzakerelerini izleyen herkes, gayet net bir şekilde görür.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;3- Bugün, “12 Eylül antidemokratik Anayasası’ndan kurtulmak” bahanesiyle yapılmasına teşebbüs edilen Anayasa değişikliği, ANAYASA MAHKEMESİ ile HâKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU’NU yeniden yapılandırmayı hedef almıştır. 12 Eylül Anayasa’sı söylemleri, gerçeklerin üzerini örten bir bahanedir. Şayet; yapılmak istenen değişiklikte samimiyet varsa; HSYK’dan Adâlet Bakanı ile Adâlet Bakanı Müsteşarı’nın, Kurulun dışında bırakılması gerekir. Zîra; Adâlet Bakanı ile Müsteşarı, 1982 Anayasa’sıyla KURULUN TABBİ ve EN YETKİLİ üyeleri haline getirilmiştir. Kurul, Adâlet Bakanı Müsteşarı katılmadığı takdirde karar alamamaktadır.&lt;/span&gt; Burada çok ciddî bir hatırlatma yapmak istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1991 seçimleri sonunda Demirel’in başkanlığında kurulan koalisyon Hükümeti, Adâlet Bakanı Müsteşarı Arif Yüksel’i, 18 ay görevinden alamamıştır. Üstelik; Müsteşar Arif Yüksel, “Beni bu makama Turgut Özal getirdi. Ben, emirleri ancak Turgut Özal’dan alırım” diyerek, hem hükümete ve hem de devlete meydan okumuştur. Arif Yüksel’in bu davranışına da, allâme-i cihan geçinen hiçbir hukukçu sesini çıkarmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bu gerçekler, 12 Eylül Anayasası bahanesini geçersiz kılmaz mı?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın AKYOL;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Adâlet, taraflılığı kaldırmaz ve adâlet kavramı, siyasî amaçlı olarak değerlendirilemez. İnsanlık tarihi ispatlamıştır:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;İnsanlık âlemi, adâlet sistemini iyi çalıştığı dönemlerde sulh, sükûn, huzur ve güven ortamına kavuşmuştur ve yüksek medeniyetler kurulmuştur. Adâletsiz hâkimiyetler, talaş alevi gibi geçici bir süre için parlamıştır ve kısa süre sonra arkasında kan, gözyaşı ve zulüm bırakarak çökmüştür. Bu gerçeği de en güzel Hz. Peygamberimiz, “BİR MİLLET İCABINDA KÜFÜRLE DEVAM EDEBİLİR. AMA, ZULÜMLE ASLA DEVAM EDEMEZ” sözleriyle bütün insanlık âlemine duyurmuştur.&lt;/span&gt; Bir örnek de, Kanunî Sultan Süleyman Zamanından:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanunî zamanında esir düşerek 5 yıllık kürek cezasına çarptırılan bir İspanyol denizci, Haliç Tersanesi’nde cezasını tamamlayarak İspanya’ya döndükten sonra, 5 cilt halindeki hatıralarını yayınlamıştır. Hatıratının bir bölümünde şu ifadeleri kullanmıştır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Osmanlı Devleti’nin kudret ve büyüklüğünü, haşmetini hiç kimse kılıç kuvvetinde aramamalıdır. O kudretin, o büyüklüğün ve o haşmetin tek sebebi, ADÂLET SİSTEMİNİN ÇOK İYİ ÇALIŞMIŞ OLMASIDIR. Beş yıl kaldığım İstanbul’da en uzun dâvâ 33 gün sürmüştür. Ki; bu nitelikteki bir dâvâ İspanya’da olsaydı; hiç şüphesiz, dededen toruna intikal ederdi”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir hukuk adamı olarak yapmanız gereken husus; siyasî iktidarların heveslerine bağlı birtakım istek ve düzenlemeleri konu edeceğinize, gerçek anlamda bir YARGI REFORMU yapılmasındaki mecburiyeti kamuoyunun bilgisine sunmanızdır. Anayasa Mahkemesi ile HSYK’da yapılacak değişikliklerin YARGI REFORMU İLE BİR İLGİSİNİN olmadığını herkese duyurmalısınız. Zîra; kahvehane üslûbunu andıran değerlendirmeleriniz, size büyük bir vebal yükler ve o vebalin altından kalkamazsınız. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-8807744563642877482?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/8807744563642877482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=8807744563642877482' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8807744563642877482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8807744563642877482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/halk-yanltmak-ahlaka-vicdana-sgmaz.html' title='Halkı yanıltmak ahlâka, vicdana sığmaz!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-4615724251527996326</id><published>2010-04-04T07:56:00.000-07:00</published><updated>2010-04-04T07:56:03.085-07:00</updated><title type='text'>Halksız demokrasi olur mu?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 3 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;3 Nisan 2010 tarihinde, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)’nin Genel Kurulunda Yaptığınız konuşmanızı dikkatle dinledim. Bu konuşmanızda, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’e tepki göstererek; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;''Ama çok enteresan, yargı şu anda feryat ediyor. Bakıyorsunuz ki bizden çok siyasetçi olmuşlar. Hani yargı siyasallaşmıştı? Yargı siyasallaşmadı, yargı siyasete soyundu. Şu anda fark bu... Bakıyorsunuz gayet rahat bir şekilde siyasete müdahale edip, şunu da söyleyebiliyorlar; vatandaşlara çağrı yapıp 'Sakın bu Anayasa değişikliğini desteklemeyin', parlamentoya çağrı yapıp 'Sakın bu Anayasa değişikliğini desteklemeyin'... Bir yargı mensubu böyle bir çağrı yapabilir mi? Bu işi bu kadar seviyorsan cübbeni çıkar gel siyaset meydanına çık. Bu iş böyle yapılır. Nasıl olsa bu Anayasa değişikliğine karşı çıkan partiler var, onlardan birine katılırsın, onlarla birlikte bu mücadeleyi meydanda sürdürürsün. Şu anda zaten iyot gibi de açığa çıktınız, kendinizi gizleyecek bir yeriniz de kalmadı. Siyasi arenada olanların yaptıkları açıklamalarla sizin açıklamalarınız birebir, kelimesi kelimesine örtüşüyor. Kendinizi artık gizleyemezsiniz. Artık bu kadarına da pes... &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Buyursunlar bize aksini iddia etsinler. Amerika'da başkan atama yapıyor ama bizde böyle bir şey var mı? Bizde buna tahammül bile edemiyorlar, adının duyulmasını istemiyorlar. En sonunda lütfettiler dediler ki 'Adalet Bakanı kalsın ama müsteşar çıksın'... Ne kadar güzel bir teklif. Şimdi bir de pazarlığa oturacağız. Biz burada millet adına varız. Biz bu konuyu milletle konuştuk ve yine milletle konuşacağız.”&lt;/span&gt; ifadelerini kullandınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Üzülerek ifade etmek isterim ki; bu ifadeleriniz, halk arasındaki kamplaşmaları artırır ve halkın birbirleriyle zıtlaşmalarına sebep olur. Halk, yapılmak istenen Anayasa değişikliklerinin ne getirip, ne götüreceğini bilmediği ve yeterli ölçüde bilgilendirilmediği için, siyasî mensubiyetine göre değerlendirme yapmaktadır. Halkın nazarında EHLİYET ve LİYAKATİN önemi yoktur; siyasî parti liderlerinin beyanlarına göre değerlendirme yapılmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="background-color: white; color: blue;"&gt;Bu bakımdan; Ülkenin Başbakanı olarak, siyasî amaçlı NAFİLE KONULARI Türkiye’nin gündemine taşımanız doğru değildir. ANAYASA MAHKEMESİ İLE YÜKSEK YARGI ORGANLARININ tartışma konusu yapılması; belki siyasete, bir zaman için fayda sağlayabilir. Ama; ülkenin, HUKUK DÜZENİNİ de altüst edebilir; adâletin tecellisini, şahısların keyfî iradelerini hâkim kılabilir. Bunu özellikle belirtiyorum. Zîra; Yapılacak Anayasa değişikliğinin, YARGI REFORMUYLA uzaktan, yakından bir alâkası yoktur. Eğer bu değişiklik, “Yargı Reformu” olarak sunulursa; halk, yanıltılmış ve aldatılmış olur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Diğer bir önemli husus, şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Hasan Gerçeker, şu anda Devletin en önemli kurumlarından biri olan YARGITAY’IN Başkanı’dır ve görevi gereği, alanında görüş bildirme hakkına da sahiptir. Devleti yöneten, Hükümet olduğuna göre; hazırlanan Anayasa Taslağı hakkında, YARGITAY’dan görüş almak gerekmez miydi? Şayet Yargıtay’dan görüş alınsaydı; basının huzurunda ve meydanlarda karşılıklı görüş bildirmenin kapıları açılır mıydı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyet Devleti, DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET olarak kabul ediliyorsa; ülke meseleleri hakkında fiilen siyasete soyunmayan vatandaşların, devlet görevlilerinin ve herkesin görüş bildirme hakkı vardır. Fiillen siyasetin içinde yer alanlara, hangi kademede olurlarsa olsunlar, velev ki mahalle temsilcileri olsun; görüş bildirme hakkı tanınırken, önemli ve sorumlu mevkilerde bulunanlara böyle bir hak tanımamak düşünülebilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;İktidarınız, devleti kurallarına göre işletmesini başarabilseydi; hiç şüphesiz, bu kısır ve faydasız tartışmalara lüzum kalmayacak ve halk, rahatsız olmayacaktı! Siyasî iktidar, ülkeyi yönetme hakkının sahibidir. Ama; “Ben yaptım oldu ve olmalı; ben ne dersem o doğrudur ve icabına uyulmalı” anlayış ve kabullenişiyle bir dayatma hakkına sahip değildir. “Milletin dediği olacak!” sözüyle siyasî iktidarın MUTLAK EGEMENLİĞİNİN hâkim kılınmaya çalışılması, halkı yanıltma aracı olarak kullanılamaz! Aksi halde, gerçek bir demokrasi kurulamaz! Zaten 30 yıldan beri Türkiye, tam anlamıyla HÜR VE DEMOKRAT BİR ÜLKE HALİNE GELEMEMENİN sancılarını çekmektedir. Türk milleti, “DEMOKRASİ” adı altında, siyasî Parti Liderleri’nin baskıları altında yaşamaktadır.&lt;/span&gt; Hatırlıyorum ve gazetelerin arşivlerinde mevcuttur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Güneri Civaoğlu 80’li yılarda yazdığı yazılarında defalarca, milletvekillerini tarif ederken, “ Kol kaldırma makinesinin ağır işçiler,” ifadesini kullanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2002 yılında ve Meclis Kulisi’nde bir MHP Milletvekili, milletvekilleri’ni işaret ederek, “Beş dudak arasına hapsedilmiş, 550 tutsak” ifadesini kullanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Bugün değişen nadir?” diye soranlar, bu sorularına, düzgün bir cevap alamazlar. TÜSİAD’ın çıkardığı dergideki kapak resmi, fiilî gerçeği en güzel anlatan bir resimdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Konuşmanızda; Amerika’da, Başkanın Yüksek yargı organına atam yaptığını belirttiniz. Doğrudur; ama, Başkanın bu ataması, Cumhuriyet Senatosu’nun onayına sunulur; Senato onaylamazsa, atama gerçekleşmez. Ayrıca; Amerika’da bir kanun teklifi veya tasarısı önce Temsilciler Meclisi’nde, sonar Cumhuriyet Senatosu’nda görüşülür; teklif Kabul edilirse, 3 kişiden oluşan Yüksek Yargı Organı’nın onayına sunulur. Yüksek Yargı onaylamazsa, teklif kanunlaşmaz. Amerika’da, milletvekilleri ve senatörler, doğrudan halk tarafından seçilir. Adayları, parti başkanları belirlemez; adaylar, partili halk tarafından ön seçimlerle belirlenirler. Bu sebepten dolayı, Amerika’da başkanların hata yapma lüksleri yoktur ve her şeyi, siyasetin gereği olan uzlaşmalarla sağlarlar.&lt;/span&gt; Bugün ülkemizin gerçeği bellidir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bir kişi ne kadar bilgili, becerikli, gayretli, ahlâklı, faziletli olursa olsun; siyasî Parti liderleri onaylamadığı sürece milletvekili olamaz ve parti yönetimlerinde görev yapamaz. Bunun, aksi de varittir ve geçerlidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türkiye’yi tam anlamıyla HÜR VE DEMOKRAT bir ülke haline getirmenin ve MİLLÎ İRADENİN tam anlamıyla geçerli kılmanın ve de “Millet ne derse o olur” diyebilmenin tek yolu; seçim barajlarını kaldırmak ve milletvekili adaylarını, partiye kayıtlı üyelerin iştirak edeceği ve hâkim teminatında yapılacak ön seçimlerle belirlemektir. Bu yapılmadığı takdirde; “Temsilde adâlet, yönetimde istikrar” masalıyla milleti sistemin dışına iten ve liderleri seçilmiş diktatörler konumuna getiren göstermelik, çarpık ve azıcık demokrasi, milletin de, devletin de ufkunu karartır; Türkiye’yi, gerçek hedeflerinden uzaklaştırır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-4615724251527996326?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/4615724251527996326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=4615724251527996326' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4615724251527996326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4615724251527996326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/halksz-demokrasi-olur-mu.html' title='Halksız demokrasi olur mu?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-326142161376082144</id><published>2010-04-03T11:13:00.000-07:00</published><updated>2010-04-03T11:13:07.214-07:00</updated><title type='text'>DEVLET, bir PARTİ DEVLETİ değildir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Abdullah GÜL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cumhurbaşkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 2 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alpaslan Altan’ın Anayasa Mahkemesi Yedek Üyeliğine atanmasıyla ilgili olarak söylediğiniz, “Anayasa Mahkemesi’nde 9 sene tecrübesi olmuş, hukuk doktorası yapmış, Türkiye’nin her tarafında savcılık yapmış; doğrusu, kim ne derse desin; ben, doğru bir atama yaptığım kanaatindeyim” şeklindeki sözleriniz, savunma amaçlı olarak doğru olabilir. Ama bu; kamuoyunun vicdanını tatmin etmeye yeterli olmaz. Zîra; Alpaslan Altan’ın, Anayasa Mahkemesi Yedek Üyeliğine atamanızdan önceki kısa süreli terfi işlemleri, düşünmesini bilenleri şaşırtıcı niteliktedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu mektubumu eleştiri maksadıyla yazmadım. Halk arasındaki gerginlikleri, zıtlaşmaları ve huzursuzlukları belirtmek için yazdım. Zîra; halkın büyük bir kesimi, DEVLETİN, bir PARTİ DEVLETİ haline getirilmek istendiğine inanmaktadır. Bunun izlerini, her alanda görmektedir. Belediyelerdeki, belediye şirketlerindeki ve devletteki kadrolaşmalarda, partili- karşı partili; yani, bizden olanlar ve bizden olmayanlar anlayışıyla hareket edildiğini bilmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Millî İrade” kavramından çıkarılan mânâ, “İktidar Partisi her istediğini yapabilir” şeklindeki bir anlayışla sınırlandırılırsa; o zaman, Seçim Kanunu’nudaki yüzde 10’luk seçim barajını getiren maddeye, “Seçimlerden sonra Meclis’te tek başına hükümet kuracak sayısı bulunan partinin dışındaki partiler, seçilmemiş sayılırlar” şeklinde bir şıkkın eklenmesi gerekmektedir. Zaten, bugün Parlâmento’da yaşanan fiilî durum, teklif ettiğim öneriye uygundur. Zîra; Bugün Meclis’te İktidar, muhalefeti YOK FARZEDEN bir anlayışı hâkim kılmıştır. TRT-3’ten canlı olarak yayınlanan Meclis &lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Müzakerelerini&lt;/span&gt; izleyen her vatandaş, bu gerçeği, gayet açık bir şekilde görebilir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cumhurbaşkanlığı makamı, devletin en yüce makamıdır. Bu makamda bulunan Cumhurbaşkanlarının tarafsız olmaları, devletin kurum, kuruluş ve organlarının bir ahenk içinde çalışmalarını sağlamaları, sâdece bir gelenek değil, aynı zamanda kanunî bir mecburiyettir. Zaten; &lt;span style="color: red;"&gt;“Cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa, partisiyle ilişkisi kesilir” hükmü, bir Anayasa emridir.&lt;/span&gt; Ayrıca; halkın isteği, beklentisi ve özlemi de budur. Üç örnekle maksadımı daha iyi anlatmak istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1- Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, her yerde ve her zaman, Demokrat Parti rumuzlu bastonu taşıyordu. Çıktığı yurtiçi ziyaretlerde yaptığı meydan konuşmalarında, gayet açık bir şekilde İktidar Partisini savunuyor ve muhalefete çatıyordu.. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2-Cumhurbaşkanı Turgut Özal, partisiyle ilişkisini kesmediği gibi; Anavatan Partisi’nin tek başına iktidar olduğu dönemde, Hükümeti bizzat kendisi oluşturuyordu ve hattâ, boş kâğıda atılan imzalarla kararnameler hazırlayarak, ülkeyi fiilen idare ediyordu. Bunun doğru olup olmadığını soran Ertuğrul Özkök’e verdiği, “Bugüne kadar ülkeyi nasıl idare ettiğimiz zannediyordun” cevabı ile de, bu gerçeği doğrulamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3-Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı seçildiği gün, “Şu andan itibaren siyasî kimliğimi çıkardım ve partimle ilgili bağlarımı kopardım. Geriye bakmayacağım ve bu yüce makamın hakkını vereceğim.” sözlerini söylemiştir ve bu taahhüdüne de, görevi sona erinceye kadar sadık kalmıştır. Bu sebeple de yakın arkadaşları, “Cumhurbaşkanı seçilince parti ile ilgisini kesti ve bizleri ortada bıraktı” diyerek, kendisine gücenmişlerdi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugün ülkemizde gerçekten büyük bir gerilim vardır. Kurumlar arasında yaratılan gerginlikler, halkı da kutuplaştırmıştır. Türkiye’nin gündemini, lüzumsuz tartışmalar oluşturmaktadır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, her yerde, her zeminde ve katıldığı her toplantıda, siyasî amaç taşıyan konuşmalarıyla devletin kurumlarını ve muhalefet partilerini hedef almaktadır. Tabiatıyla herkes, siyasî mensubiyetine göre zıtlaşmakta ve kutuplara ayrılmaktadır. Meclis’teki sayısal üstünlüğü de, kendisine güç vermektedir. Yani; iktidar gücünü yanlış kullanarak, durduk yerde sebepsiz, gereksiz ve kimseye faydası olmayan gerginlikler yaratmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün ülkenin bir numaralı gündemi, Anayasa’da yapılacak değişikliklerdir. Yaratılan bu gündemin en önemli maddesi, Yüksek Yargıda yapılması düşünülen yeniden yapılanmadır. Daha şimdiden sert tartışmalar başlatılmıştır. Bu sert tartışmalar yapılırken hiç kimse, &lt;span style="color: red;"&gt;“Yüksek Mahkemeler olmazsa; siyaseti, hukuk sınırlarına kim veya hangi kurum çekecektir? Veya beraberinde adâleti getirmeyen kanunları kim veya hangi kurum önleyecektir?” &lt;/span&gt;sorusun sormamaktadır. Yine hiç kimse, “Hukuk alanında reformlar gerçekleştirilmeden &lt;span style="color: blue;"&gt;“Yargı Reformu” adı altında sunulan Anayasa değişikliğinin HUKUK REFORMU ile ne alâkası vardır?”&lt;/span&gt; sorusunu sormamakta ve cevabını aramamaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muhakkak surette hatırlarsınız. Refah Partisi Kayseri Milletvekiliyken, 8 Kasım 1993 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Bütçe Plân Komisyonu’nda, Adâlet Bakanlığı Bütçesi görüşülürken şu ifadeleri kullanmıştınız:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;“Sayın Başkan, Sayın Bakan, Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay ve Danıştay’ın değerli temsilcileri; bugün, dört önemli kuruluşun bütçesini görüşüyoruz. Bunlar hukukla, adâletle ilgili… Türkiye’de gerçekten bir adâlet reformuna, hukuk reformuna ihtiyaç vardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Çok önemli meselelerden biri, yargının bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığı ne demektir? Mahkemelerin dolaylı veya direkt, hiçbir tesir altında kalmadan, vicdanlarının sesini dinleyerek karara varmalarıdır. Türkiye’de yargı bağımsızlığı zaman, zaman zedeleniyor. İster istemez bu, söz konusudur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bunun da en önemli sebebini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yapısında görmekteyiz. Bildiğiniz gibi HSYK’da Yargıtay’dan üç, Danıştay’dan iki üye bulunmaktadır. Sayın Bakan’la Müsteşar, burada üyedirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Dolayısıyla siyasîdirler. Bunu, sâdece sizin iktidarınız için söylemiyorum; yarın iktidara biz geliriz, başkası gelir. HSYK’yı etkileme imkânı söz konusudur böyle bir yapılanmada. Bunun için siyasî iktidarın direkt temsilcilerinin, yani Adâlet Bakanı ile Müsteşarı’nın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan çıkarılmasının gerektiği görüşündeyim.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zorda olan ülkenin, gelişmelerden karamsarlığa kapılan bir vatandaşı olarak, geçmişle geleceğin bağını iyi kurabileceğinize inanarak, bu hatırlatmayı yaptım. Gerçek olan şudur ki; Yapılması düşünülen Anayasa değişikliği, Türkiye’yi daha fazla özgürleştirmeyecektir. Bilâkis daha da zora sokacaktır. Türkiye’yi tam anlamıyla hür ve demokrat bir ülke yapmanın anahtarı, Siyasî Partiler ve Seçim Kanunları’dır. Türkiye, 30 yıldan beri bunun sancısını çekmektedir. “Benim yargım, senin yargın” tartışmaları, adâletsizlikleri yaygınlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Zîra; tarihin, hiçbir döneminde tekzip edilemeyen gerçeği bellidir ve bilinmektedir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Hürriyetlerin adâletle sınırlandırılmadığı sahalarda, DEMOKRASİ adı altında ACI ESARETLER kurulur!”&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu ülkenin hür bir vatandaşı olarak demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-326142161376082144?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/326142161376082144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=326142161376082144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/326142161376082144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/326142161376082144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/devlet-bir-parti-devleti-degildir.html' title='DEVLET, bir PARTİ DEVLETİ değildir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7531318624865898083</id><published>2010-04-01T14:47:00.000-07:00</published><updated>2010-04-01T14:47:42.600-07:00</updated><title type='text'>İktisat ve İstiklâl</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Şakir Ercan GÜL&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(TMSF) Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 1 Nisan 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Kamuya devredilen 22 bankaya ayrılan 30 milyar dolar tutarındaki kaynağın yarısını tahsil ettiğinizi, varlık fiyatlarına bağlı olarak önümüzdeki dönemde 2-3 milyar dolarlık tahsilât gerçekleştirebileceğinizi, TMSF’nin, 2004’ten bugüne kadar yaklaşık 19 milyar dolar civarında brüt tahsilât yaptığını belirterek,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;“Net olarak bu dönemde yaklaşık 10 milyar dolar para Hazine’ye intikal ettirdik. Bunun 8 milyar doları nakdîdir, diğeri kâğıt iadesidir. Bu tahsilâtımızdan yaklaşık 4-5 milyar dolar civarında parayı, Maliye’ye intikal ettirdik; çünkü, vergiye öncelik tanındı.” dediğinizi gazete haberlerinden okudum. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Özel kanunlara dayalı olarak büyük yetkilerle donatılan bazı kurumların başkanları, zaman, zaman kendilerini başarılı göstermek için demeç vermeye alışık olmaları sebebiyle merak ediyorum ve soruyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;2004’ten bugüne kadar 19 milyar dolar tahsilât yapan TMSF’nin, bugüne kadar yaptığı harcamaların tutarı nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bu 19 milyar dolar tutarındaki tahsilât, adâlet ölçüleri içersinde ve gerçekçi olarak yapılabildi mi? Örnek: Telsim’in satışı gerçek değeri üzerinden yapılabildi mi? Bu önemli telefon şirketimiz, İngiliz VODAFON’a hangi şartlarda ve hangi değer üzerinden satıldı? Bu örneği, bütün satışlara şâmil kılmak mümkündür. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;En önemlisi:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;TMSF Başkanları ve üst seviye yöneticileri, 2001 krizini akılcı bir şekilde değerlendirebildiler mi; yoksa, kaynağı ne olursa olsun, verilen emirleri mi yerine getirdiler? Bu hususu, geçmişteki olaylara dayandırarak soruyorum. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Günün BDDK Başkanı Engin Akçakoca, 11 Temmuz 2001 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemişti:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;"BANKALARI FONA ALMADAN REHABİLİTE EĞİLİMİNDEYDİK. BUNUN İÇİN DÖRT HAFTA DAHA FIRSAT TANINMASINI İSTEDİK. DÜNYA BANKASI İLE MUTABAKAT SAĞLADIK. AMA, IMF TARAFI DAHA KATI DAVRANDI VE İMF'Yİ İKNA EDEMEDİK. BEN, GENE DE DÜŞÜNÜYORUM Kİ; ÖYLE BİR FIRSAT TANINSAYDI, DAHA UCUZ BİR ÇÖZÜM YOLU BULUNABİLİRDİ. GARANTİSİ YOK; AMA, DENENMELİYDİ."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Engin Akçakoca'nın bu sözlerinin ne anlama geldiğini konuşan, irdeleyen ve sorgulayan çıkmamıştır. Başkalarına boyun eğdiğimizi, bilerek veya bilmeyerek herkes kabullenmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Başka bir örnek, çok daha vahimdir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Günün FON bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok ise; Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci'ye verdiği ve 1 Aralık 2001 tarihli Sabah Gazetesi'nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;"25 KASIM 2001 TARİHİ İTİBARİYLE TMSF'YE 18 BANKA DEVREDİLMİŞ; 4 BANKA SATILMIŞ, BİR BANKANIN LİSANSI İPTÂL EDİLMİŞTİR. 30 KASIM'DA BİR BANKA DAHA FON'A ALINMIŞ VE BİR BANKA DA KAPATILMIŞTIR. BİZ, FON'A ALINAN BANKALARI VE İŞTİRAKLERİNİ YAŞATMAYI DEĞİL, TASFİYELERİNİ HEDEF ALDIK."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sonraki gelişmeler, Tevfik Altınok'un dediği gibi gerçekleşmiştir. Yani; "Batmış banka" kavramı ile "Nakit ihtiyacı olan banka" kavramı bir birine karıştırılarak, büyük bir tasfiye sağlanmış ve yabancıların banka alma kapısı açılmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bu hususu da kimse konuşmamıştır ve Türkiye ekonomisinin tasfiye hareketini, "BÜYÜK REFORM" olarak alkışlamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Gerçeklerin araştırılması ve bilinmesi için dikkatlerinize arz ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Fon bankalarının, temmuz 2001 bilânçosuna göre birikmiş toplam zararı, 12 katrilyon liradır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Birikmiş zarar; Hazine'nin, bu bankalara aktardığı 16.3 katrilyon liralık Hazine bonosu sayesinde geçici olarak durdurulmuştur. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;12 Temmuz 2001 tarihli Hazine verilerine göre; kamu ve fon bankalarına, 21 Şubat 2001 tarihinden sonra verilen Hazine bonosu miktarı, 62 katrilyon liradır. Dağılımı da şöyledir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Merkez Bankası'na 22 katrilyon lira,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Kamu ve Fon bankalarına 40 katrilyon lira. (bu destek, iç borç stokumuzu 111 katrilyon liraya çıkarmıştır.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sormak lazımdır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Hazine yardımları ile bu bankalar rehabilite edilebilir ve faaliyetlerini sürdürebilirlerdi. Bu imkân varken; acaba, niçin tasfiye yolu seçilmiştir? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bu tasarrufta, ayakta kalan bankaların rekabet gücü kazanmaları mı amaçlanmıştır? Yoksa, IMF'nin şartlı dayatması mı etken olmuştur? Ve:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Tevfik Altınok’un, "Fona alınan bankaları ve iştiraklerini yaşatmayı değil; satışını ya da tasfiyesini hedef aldık." sözü, ne anlama gelmektedir? En önemlisi; bankacılık sektöründeki bu operasyonun, açıklanmayan gizli bir amacı mı vardı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Önemli bir konu daha:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Fona devredildiği günden itibaren, İktisat Bankası için özel bir işlem yapılmıştır. Bu banka, başka bankalarla birleştirilmemiştir. BDDK Başkanı Engin Akçakoca zaman zaman, "İktisat Bankası ayrı satılacaktır. 30 Kasım 2001 tarihine kadar satılamazsa, tasfiye edilecektir." şeklinde demeçler vermiştir. Akçakoca'nın açıkladığı şekilde de neticelenmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Acaba, neden?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bulunduğumuz coğrafyanın önemi ve özellikleri sebebiyle başkaları bu bölgede, iktisadî hakimiyetini kaybetmiş bir Türkiye isterler. Bugüne kadar meydana gelen gelişmeler, başkalarının, hedeflerini gerçekleştirdiklerini göstermektedir. Başta finans kesimi ve bankalarımız, önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz ve hatta perakende ticaretimiz yabancıların eline geçmiştir. Para ve ekonomi politikalarımıza dahî, yabancılar hâkimdir. Türkiye’nin bu duruma geleceği, 12 Eylül 1980’den sonara ve bilhassa, kasıtlı olarak yaratılan Şubat 2001 krizinden evvel de belliydi. İşte; 2001 krizinden evvel hiç kimsenin üzerinde durmadığı ve değerlendirmediği acı bir gerçek, şöyledir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Hatırlarsınız; Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremiyle sarsıldı ve ekonomisi, ağır bir darbe aldı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;29 Kasım 2000 tarihinde İngiltere Bankalar Birliği Başkanı ve İngiltere Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Andrew Buxton, verdiği bir demeçte Türk bankacılığı için şu sözleri söylemişti:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;"TÜRKİYE'DE FİNANSAL HİZMETLERİN YAYGINLAŞTIRILMASI VE GENİŞLETİLMESİ İÇİN BİRLEŞTİRMELER GERÇEKLEŞTİRİLECEK VE BAZI BANKALAR YOK OLACAKTIR."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bu sözler, yaratılacak bir krizin işaretleriydi. Sonraki gelişmeler, Buxton'un sözlerinin doğruluğunu ispatlamıştır. Her nedense; hiç kimse, bu gerçeği ülkenin gündemine getirmemiştir. Yani; 21 Şubat 2001 krizinin, bilinçli olarak yaratıldığını ifade eden çıkmamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Ama Türkiye’de önemli mevkilere getirilen ve parlatılan kişiler, bilerek veya bilmeyerek, olayların içyüzlerini araştırmadan; aklı, mantığı ve ilmi hakem yapmadan ve de hislerinin doğrultusunda hareket ederek, başkalarının değirmenine su taşımışlardır. Yaparak değil, yıkarak görev yaptıklarını da hiçbir zaman anlayamamışlardır ve parlak nutuklar atarak, Türkiye’nin içinin boşaltılmasına sebep olmuşlardır. Bu görevi yerine getirenler de, yaptıkları veya yapacakları işin sonunu düşünmemişlerdir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bu sebeple; sizin durumunuzu merak ettiğim için bu mektubumu yazdım ve ne cevap vereceğinizi de merak ediyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7531318624865898083?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7531318624865898083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7531318624865898083' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7531318624865898083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7531318624865898083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/04/iktisat-ve-istiklal.html' title='İktisat ve İstiklâl'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-2834797425204464612</id><published>2010-03-29T13:38:00.000-07:00</published><updated>2010-03-29T13:38:32.160-07:00</updated><title type='text'>Aldatanlar ve Aldananlar.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 29 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Partinizin Genel Merkezi’nde düzenlenen YEREL YÖNETİMLER SEMPOZİYUMU’nda yaptığınız konuşmanızı, büyük bir dikkatle dinledim. Konuşmanızın en dikkat çekici cümlesi;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“1982 Anayasa’sının değişmesi gerekmektedir. Bu, bizim keyfî olarak aldığımız bir karar değil, milletimizin emri doğrultusunda biz bu kararı aldık.” şeklindeki cümlenizdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte bu cümleniz; halkın efkârını karıştırmaya, siyasî mensubiyetine göre halkı zıtlaştırmaya yeterlidir. Zira; halk, bugüne kadar 1982 Anayasası’nın yüze yakın maddesinin değiştiğini; sadece 57. Hükümet tarafından 34 maddesinin değiştirildiğini bilmez. Ayrıca halk; “Temsilde adâlet, yönetimde istikrar” sözleriyle kimler tarafından aldatıldığını ve sistemin dışına itildiğini de düşünmez.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hiç kimsenin ret etmeyeceği gerçek bellidir ve bütün siyasî heyetler tarafından bilinmektedir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Yüce Türk Milleti, demokrasiye âşıktır ve Türkiye’nin tam anlamıyla HÜR VE DEMOKRAT bir ülke haline gelmesini arzu etmektedir. Ne var ki:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="background-color: white; color: red;"&gt;30 yıldan beri ülkeyi yönetenler, milletin bu arzusunu hiç dikkate almamışlar; halkı sistemin dışına iten ve siyasî parti liderlerini SEÇİLMİŞ DİKTATÖRLER konumuna getiren çarpık ve gerçek demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir modeli, zoraki olarak millete kabul ettirmişlerdir. Bu çarpık sistemi yürütenler, bu hususta halkın ne dediğini hiç dikkate almamışlardır ve halka, belirli zamanlarda siyasî parti liderlerinin veya parti üst yönetimlerin düzenledikleri listeleri sandığa atma görevi verilmişlerdir.&lt;/span&gt; Dolayısıyla bu çarpık modelde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ ihlâl edilmiş ve DEVLETİN İŞLETİLİŞ BİÇİMİ bozulmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Açık kalplilikle sormak zorundayım:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;HALK, hiçbir siyaset adamanın dilinden düşürmediği bu MİLLÎ İRADE kavramının neresindedir? Halkın, gerçek anlamda HÜR İRADESİNİN TECELLİSİNE imkân tanınmadığı sürece; Türkiye, rahat ve huzura kavuşabilir mi, GERÇEK HEDEFLERİNİ gerçekleştirebilir mi? Bu şartlar altında; Türkiye’de, demokrasinin önündeki bütün engelleri kaldırmak ve gerçek demokrasinin gereğini yapmak mümkün olabilir mi? Bu çarpık sistemde; MUHALEFETİN yeri ve görevi nedir? MUHALEFET, iktidarların yaptıkları her şeyi kabullenmek zorunda mıdır? MUHALEFET, var sayılan Millî İradenin bir parçası değil midir ve mevcut sisteme göre seçilerek gelmiyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün tartışma konusu yapılan ve Türkiye’nin BİR NUMARALI GÜNDEMİ haline getirilen YARGI REFORMU adı altındaki ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN, HUKUK REFORMU ile bir alâkası var mıdır? Belli ki; asıl yapılmak istenen, YÜKSEK YARGININ yeniden şekillendirilmesidir. Bugün, iktidarın Meclis’teki SAYISAL ÜSTÜNLÜĞÜ belki bunu sağlayacaktır. Belki de bu husus, karmaşık ve doğruların üstünü örten bir HALK OYLAMSI ile gerçekleşecektir. Ama;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yüksek Mahkemeler siyasetten arındırılmazsa; siyaseti, HUKUK SINIRLARINA kim veya hangi kurum çekecektir? Beraberinde adâleti getirmeyen kanunları, kim veya hangi kurum önleyecektir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hiç kimse, aksini iddia edemez:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidarınız, 7,5 yıl zarfında her istediğini gayet rahat bir şekilde yapabilmiştir. Devlet kadrolarının ve bağımsız kurulların oluşturulmasında engellerle karşılaşmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, YASAMA VE DENETLEME GÖREVİNİ, iktidarınızın iradesine bağlı bir şekilde yerine getirmiştir. Devletin, Belediyelerin ve Sosyal Dayanışma ve Yardım Vakfı’ın imkânları, gayet açık bir şekilde SİYASÎ AMAÇLI olarak kullanılmıştır. Yani DEVLET, bir PARTİ DEVLETİ haline getirilmiştir. Buna rağmen; övünseniz de, Türkiye’yi iyi idare edemediniz ve orta tabakanın erimesine engel olamadınız. Ağır borç yükü altında inleyen geniş halk kitlelerini, hiç dikkate almadınız. Yani; geniş halk kitlelerinin dertlerine eğilip, çareler getiremediniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Türkiye’nin kaynaklarını varlıklı kesimin refahı için kullandınız. “Rantlar yükselirse; refah ortadan kalkar” gerçeğini dikkate almadığınız için; geniş halk kitlelerini zora sokarak onları, kaderleriyle baş başa bıraktınız. Bu başarısızlığın faturasını da, ya muhalefete veya kimlerden oluştuklarını belirtmediğiniz ONLARA kesme gayretine girdiniz. Bugün dahî, hatırı sayılır bir miras devraldığınız ve “Özelleştirme” adı altında millî varlığımızı azalttığınız halde; “Bu taşın altına elimizi koymadık, bedenimizi koyduk. On yılların beceriksiz ve kötü idareleri, milletin çaresizliğine sebep olmuştur” diyerek, yine geçmişi kötülediniz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Belki inanarak veya siyasî amaçlı olarak başkalarını eleştirebilirsiniz. Bu, siyasetin tabiatında vardır. Ama; Bu konuları, televizyon programlarına çıkarak kamuoyunun huzurunda muhalefet liderleriyle hiç tartışmadınız. Gerçekten Türkiye’yi iyi idare ettiğinize inanıyorsanız; muhalefet partilerinin liderleriyle bir tartışma programına niçin çık mıyorsunuz? Bu tartışmalar, sizin için büyük bir fırsat değil midir?&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-2834797425204464612?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/2834797425204464612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=2834797425204464612' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2834797425204464612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2834797425204464612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/aldatanlar-ve-aldananlar.html' title='Aldatanlar ve Aldananlar.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-4521573824038258244</id><published>2010-03-27T07:33:00.000-07:00</published><updated>2010-03-27T07:33:56.299-07:00</updated><title type='text'>Biat mı, Gerçek Demokrasi mi?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Köksal TOPTAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TBMM Bartın Üyesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 17 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın TOPTAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Olaylar karşısında hayrette kalıyorum ve fikren geçmişe seyahate çıkıyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzun yıllardan beri siyasette bulunmanız ve önemli görevler deruhte etmeniz sebebiyle sessizliğinize ve duyarsızlığınıza şaşırıyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2002 yılına kadar her konuda görüş bildiren, tavır koyan, yanlışları eleştiren, her fırsatta kamuoyuna sesini duyurmaya çalışan Köksal Toptan’ın yerini, sessiz, çekingen, beklentisi olan ve kamuoyunun karşısına çıkmaktan kaçınan bir Köksal Toptan almıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2002’den önce ülkeyi idare eden iktidarlar döneminde defalarca Bakanlar Kurulu’nda yer aldığınız halde; Türkiye’yi 2002 yılında başlatarak geçmişi kötüleyenlere karşı bir tavır koymadınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülke, fevkalâde kötü ve keyfî yönetildiği halde; sessizliğinizi koruyarak, gayr-i tabii ve devlet geleneklerinden uzaklaşan idare tarzını hiç eleştirmediniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelişigüzel ve hedefleri iyi belirlenmeyen özelleştirmelerle Türkiye’nin millî varlığı azaltılırken; “Ne hakkınız var?” sorusunu soramadınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devletin, bir Parti devleti haline getirilmesine gayet sessiz kaldınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Olumsuzlukları saymanın şu anda bir faydası yoktur. Hiç olmazsa, bundan sonra yapılacak keyfiliklere karşı ortaya, net bir tavır koyamaz mısınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bundan sonra beklentiniz nedir? Hedefiniz, tekrar seçilmek ve Milletvekilliğine devam etmek midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Daha ne zamana kadar “Tek Adam” iradesine teslimiyeti devam ettireceksiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu millet, size vereceğini vermiş ve siyasetin zirvelerine taşımıştır. Bu büyük ülkeye ve bu yüce millete karşı kendinizi borçlu hissetmiyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milletin çok büyük ekseriyetinin perişanlığı, maruz kaldığı sıkıntılar ve boğuşmak zorunda kaldığı çaresizlikler, sizi ilgilendirmiyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sitemlerim o kadar çoktur ki; hepsini belirtmeye kalksam, ciltler dolusu kitaplar yazmam gerekecektir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sebeple her şeyi; kendi vücut ikliminizde bulunan; sessiz-sözsüz, bizsiz-sizsiz konuşan; “SUS!” dendiği zaman da susmayan ve adına VİCDAN denilen mânevî varlığınıza bırakıyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve hatırlatmak istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“CÂH HIRSI (makam, mevki), ahlâkın en üst seviyesine çıkmış insanların dahî ayağını kaydırır.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Öyle zannediyorum ki; birçok arkadaşınız, benim gibi düşünmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-4521573824038258244?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/4521573824038258244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=4521573824038258244' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4521573824038258244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4521573824038258244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/biat-m-gercek-demokrasi-mi.html' title='Biat mı, Gerçek Demokrasi mi?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-4639825223748448787</id><published>2010-03-24T05:52:00.000-07:00</published><updated>2010-03-24T05:52:40.537-07:00</updated><title type='text'>Yapılmak istenen nedir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Cemil ÇİÇEK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 24 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin birikmiş ve çözüm bekleyen dağ gibi iç ve dış sorunları varken; beklenmedik bir şekilde ve zamanda, “Anayasa Değişikliği” nin bir numaralı gündem maddesi haline getirilmesi, şaşırtıcı olmuştur. Zira; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Referandum süresini kısaltan kanun maddesi ile ilgili olarak 8 Ocak 2010 tarihinde Radikal Gazetesi yazarı Murat Yetkin’e verdiğiniz demeçte, şu sözleri söylemiştiniz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Hak ve özgürlükler konusunda REFERANDUM olmaz. Bu konularda zaten referandum düşünmeyiz. ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ konusu, şu an gündemimizde yoktur. Anayasa değişikliğini ÇOK ARZU ETMEMİZE rağmen, REEL POLİTİKA ve MECLİS ARİTMETİĞİ, buna izin vermiyor. Halen, 336 milletvekilimiz var. CHP, şu anda hiçbir Anayasa değişikliğine yanaşmıyor. MHP’de,” CHP’yi ikna edin, öyle gelin” diyor. 330-367 arası oy, REFERANDUMU gerektiriyor. Anayasa değişikliği, SAYISAL DEĞİL, GENİŞ UZLAŞMA İŞİDİR. Biz bunu, Meclis’te yapacağız, GENİŞ MUTABAKATLA yapacağız. Şu an itibariyle, biz bu yasa değişikliği teklifini yaparken; arkasından da, “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GETİRELİM” diye, KENDİ ARAMIZDA BİR KONUŞMA YAPMIŞ DEĞİLİZ. İstemediğimizden değil, KOŞULLAR uygun olmadığından.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi; merak edilir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Ne değişti de, bu demeci verdikten 2 ay sonra ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ, birden bire Türkiye’nin GÜNDEMİNE geliverdi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Yoksa siz; Yozgat Milletvekili, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak, yapılan çalışmalardan haberdar değil miydiniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Kamuoyuna sunulan Anayasa değişikliği taslağı, iki ay gibi kısa bir zaman zarfında hazırlanamayacağına göre; bu taslak, bilginiz tahtında hazırlanmışsa, Murat Yetkin’e o demeci niçin verdiniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bu soruların düzgün bir cevabını veremezseniz, kamuoyu üzülür ve günün birinde zorda kalırsınız.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Size göre; SAYISAL OLMAYAN GENİŞ UZLAŞMA nedir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti Devleti, büyük bir devlettir. Bu yüce DEVLETİ, sekiz yıldan beri Hükümetiniz idare etmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Tabiatıyla HÜKÜMETLER, Devletin en önemli kurumlarından biridir. Ama; Hükümetler, DEVLET DEMEK değildir. Hükümetlere verilen görev; DEVLETİ, kurallarına göre bir ahenk içinde işletmektir. Devletin bir ahenk içinde işletilmesi, DEVLETİN, bir PARTİ DEVLETİ haline getirilmemesiyle mümkün olur. Zira; Hükümetler geçici, Devletler bakîdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugün AKP’nin Meclis’teki sayı üstünlüğü vardır ve o sebeple de Hükümet kurma hakkını almıştır. Ama; Meclis’in İRADESİ demek, AKP’nin İRADESİ demek değildir. Çünkü, Meclis’te bulunan her milletvekili, seçilerek gelmiştir. Onlar da, MİLLÎ İRADENİN temsilcileridir. Muhalefeti yok farz eden bir anlayış, bir dayatma, Meclis’in HÜR İRADESİNİN tecellisine imkân vermez; uzlaşma, anlaşma ve asgari müştereklerde birleşme olmadığı takdirde; Milletin fertleri, “Bizden olanlar ve bizden olmayanlar” şeklinde bölünür.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sekiz yıldan beri ülkeyi yöneten Hükümetiniz, Meclis’teki sayı üstünlüğüne dayanarak her istediğini, rahat bir şekilde yapmıştır. Yargı ve Türk Silâhlı Kuvvetleri hariç; Devletin diğer bütün kurumlarında istediği gibi kadrolaşmış ve DEVLETİ, bir PARTİ DEVLETİ haline getirmek için elinden geleni yapmıştır. Devletin Kurumları arasındaki ve hatta kurumların kendi içlerindeki zıtlaşmalar, çekişmeler ve sorumsuzluklar, bu anlayış sebebiyle meydana gelmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Buna rağmen Hükümetiniz; Türkiye’yi iyi idare edememiş, halkın dertlerine çare bulamamış; işsizliği, fukaralığı ve orta tabakanın erimesini önleyememiştir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Şimdi; durduk yerde, “YARGI REFORMU” adı altında, Yüksek Yargı hedef alınarak, kimseye faydası olmayacak bir tartışma zemini yaratılmaktadır. Bu yapılırken de; 1982 Anayasası’nın getirdiği Yargıdaki çarpıklığı giderecek bir düzenleme getirilmemektedir. 1982 Anayasa’nın en büyük çarpıklığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda Adâlet Bakanlığı Müsteşarı’nın bulunmasıdır. Bu düzenleme, Müsteşara olağanüstü yetki tanımıştır ve hattâ, Kurul’da tek söz sahibi yapmıştır. Müsteşar katılmadığı takdirde, Kurul toplanamamaktadır ve karar alamamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin önemli ve çözüm bekleyen meseleleri varken böyle bir tartışmanın açılması, gerçekten üzücüdür ve halkın efkârını karıştırıcı niteliktedir. Hele; Referandumun hedef alınması, gayet tutarsız bir hedeftir. Halk, neye göre karar verecektir? Halkı, kim bilgilendirecektir? Bu referandumda; “Bilgisiz adam anlamadığına tapar” geçerli kuralına göre halk, parti eğilimlerine göre birbiriyle zıtlaşmayacak mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-4639825223748448787?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/4639825223748448787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=4639825223748448787' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4639825223748448787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4639825223748448787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/yaplmak-istenen-nedir.html' title='Yapılmak istenen nedir?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-3704355415381029705</id><published>2010-03-23T05:04:00.000-07:00</published><updated>2010-03-23T05:04:58.781-07:00</updated><title type='text'>Geçmiş, geleceğe ışık tutar.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Zafer MUTLU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 22 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın MUTLU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sabah arşivimi incelerken, size ait bir yazı dikkatimi çekti.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yazınızın tarihi, 17 Ekim 1985.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yazınızın başlığı, “DEMİREL BİR DAHA ASLA İKTİDAR OLAMAZ!”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aradan geçen 25 yıllık bir zamanı aklın, mantığın ve ilmin tahtında sorgulamanıza yardımcı olur düşüncesiyle söz konusu yazınızı, tekrar dikkatlerinize ve tetkiklerinize sunuyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İşte; söz konusu yazınız:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Evet, iddia ediyoruz. Kim aksini söylüyorsa çıksın ortaya. Süleyman Demirel, bir daha Başbakanlık koltuğuna oturamaz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nereden mi çıkarttık durup dururken Demirel’in bir daha Başbakan olamayacağını?..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara temsilcimiz Muammer Yaşar’ın, Alman gizli belgesiyle ilgili haberini, 5’inci sayfamızda herhalde okudunuz. Alman Dışişleri Bakanı Genscher’e gönderilen belgede ne deniyor? Bir kez daha birlikte okuyalım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;“…Carter, seçim sırasında ve seçimden sonra aleyhinde sarf edilen söz ve hareketlere Demirel’in göz yumması ve mani olmaya çalışmamasını affetmeyecektir. Amerika bu tutumunu, anlaşılan gelecek seçimlere kadar veya olacağına inandığım bir erken seçime kadar devam edecektir. Amerikalılar, iktidar olarak (Demirel’siz bir Adâlet Partisi’ni) istemektedirler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aynı mektupta bir başka bölüm daha var. Ona da kısaca bir kez daha bakalım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“…Carter’in Yunanlıları ikna ederek, Yunan adalarından bazılarının NATO kontrolüne verilmesini kabul ettirebileceği beklenebilir…”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="background-color: #f3f3f3;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="background-color: white; color: blue;"&gt;Şimdi bu mektupta yer alan iki tahminin de (daha doğrusu Amerikalıların iki arzusu da) yerine geldi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="background-color: white; color: blue;"&gt;Demirel, iktidardan düştü. 5 yıldır, uzun yıllar alıştığı koltuktan uzakta. 5 yıl daha oturması, Anayasa’ya göre mümkün değil.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ayrıca yine mektupta yer aldığı gibi Yunan adalarından LİMNİ, Türkiye’nin bütün karşı çıkmasına rağmen NATO kontrolüne girdi. Ya da Yunanlılar tarafından LİMNİ’nin, LOZANA aykırı olarak silâhlandırılması, bir anlamda Türkiye’ye kabul ettirildi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugüne kadar Türkiye’deki siyasî ve ekonomik tahminlerinde, daha doğrusu; hedeflerinde hiç yanılmayan Amerikalıların, bundan sonra da yanılacaklarını düşünmek, yanlış olur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Eğer Amerika, Demirel’siz bir Adâlet Partisi iktidarı istiyorsa, o olur. Zaten öyle değil mi? Şu anki iktidar, ( Özal her ne kadar –Biz, dört eğilimin partisiyiz- desin) Demirel’siz bir AP iktidarı sayılmaz mı?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bütün bunlardan sonra tekrarlıyoruz: Demirel’in Türkiye’de bir daha Başbakanlık koltuğuna oturması mümkün değildir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu nedenle Sayın Demirel, artık kendinizi boşa yormayın; sizi, bir daha o koltuğa oturtmazlar. (Hüsnü Akıncı’nın arşivinden)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın MUTLU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu yazınıza, Süleyman Demirel’in verdiği cevabını ve bu cevap üzerine sizin inatçı tavrınızı yansıtan görüşünüzü, yarın göndereceğim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Zafer MUTLU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vatan Gazetesi Genel Yayın Müdürü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 23 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın MUTLU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;26 Ekim 1985 tarihli ve “Demirel’den mektup var.” başlığını taşıyan yazınızı, kendinizi sorgulamanız ve nasıl bir anlayışla görev yaptığınızı anlamanız için tekrar dikkatlerinize ve tetkiklerinize sunuyorum.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İşte; 26 Ekim 1985 tarihli ve “DEMİREL’DEN MEKTUP VAR” başlığını taşıyan yazınız:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Sayın Süleyman Demirel’den bir mektup daha aldık. Sayın Demirel bu kez, “Demirel bir daha asla Başbakan olamaz” başlıklı yazımız üzerine bize yazmış.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Demirel’in mektubunu yayınlamadan önce, sözkonusu yazımızda neden söz ettiğimizi birlikte hatırlayalım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alman Dışişleri Bakanı Genscher’e gönderilen bir gizli belgede; Carter’in, Demirel’i hiç sevmediğinin yer aldığını ve yine bu gizli belgede “Amerika, Demirelsiz bir AP iktidarı istiyor” denildiğini yazmış ve özetle demişiz ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Eğer Amerika, Demirel’siz bir AP iktidarı istiyorsa, öyle olur. Zaten öyle değil mi? Şu anki Özal iktidarı, Demirel’siz bir AKP iktidarı sayılmaz mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu nedenle, Sayın Demirel, artık kendinizi boşa yormayın; sizi, bir daha o koltuğa oturtmazlar.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DEMİREL’İN MEKTUBU:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Şimdi; hep birlikte, Süleyman Bey’in mektubunu okuyalım:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“17 Ekim 1985 tarihli yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bildiğiniz gibi ben, 1961 senesi sonundan başlayarak, uzunca yıllar Türkiye’de siyasetin ortasında bulundum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1965, 1969, 1973 ve 1977 yıllarında yapılan Milletvekili Genel Seçimleri ile, 1966, 1975 ve 1979 Kısmî Senato Seçimleri ve Milletvekili Ara Seçimlerinde, her şeyin serbest olduğu bir ortamda, Genel Başkanı bulunduğum partiyi, arkadaşlarımla birlikte ayakta tutmayı başardım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1965’te 5 Partiye karşı, 1969’da 7 partiye karşı, Başkanı bulunduğum parti, tek başına iktidar oldu.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1964, 1966, 1968, 1970, 1972, 1974, 1976 ve 1978 Büyük Kongrelerinde 8 defa, delegelerin hemen tümüne yakınının oyunu alarak, Genel Başkan seçildim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Benim için bir koltuk değil, bir hizmet davası vardı. Hizmetsiz koltuk, kime lâzımsa onun olsun. Zaten öyle bir koltukta oturulması, artık kabil değildir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ben, Allah’la milletimden başka hiçbir güce dayanmadım, bugün de aynı inancı muhafaza ediyorum. Beni hizmet koltuğuna, yüce Türk Milleti oturttu. Zaten onun dışında bir gücün, beni bir yere getirmesini, haysiyetsizlik ve hacalet (utanma) sayarım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir rapora dayanarak yorum yapmışsınız. Farzedelim ki, bu rapor doğrudur. Ama, bu rapordan sizin çıkardığınız neticeyi çıkarmanın imkânı yoktur. Zira, 40 yaşımda hizmet koltuğuna milletim oturtmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7 defa hükümet kurdum, 10 seneye yakın Başbakanlık yaptım. Bunların hepsini milletimden aldığım güçle ve milletime dayanarak yaptım. Milletimin hukukunu savundum, hakkını korudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bahsettiğiniz rapor, 1977 tarihlidir. Carter’in beni sevmediği dediğiniz tarih, o tarihtir veya ondan sonradır. Halbuki ben; 1979 Kasım Senato Seçimi ve Milletvekili Ara Seçimindeki partimin aldığı yüzde 50’ye yakın oylar karşısında hükümetin istifası üzerine yeniden hükümet kurdum. Sizin bugün çıkardığınız netice doğru olsa idi; benim, 1979’da hükümet kurmamam lâzımdı. Aslında Carter’in veya başka birinin beni sevip sevmemesi de, o kadar önemli değildir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu mektubu size yazmamın birinci sebebi; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni, müessese olarak savunmaktır. Kendimi savunmak değil. Türkiye’de hükümetler, Türk milletinin hükümetidir ve hükümetlerin kaderini, millet tayin eder.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yazınızdan başka bir manânın çıkması, sadece beni değil, herkesi rahatsız eder, etmelidir de…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bana zarar vermek isteyebilirsiniz. Onu, tabii karşılarım. Ama, onu yaparken, Türk Devletine zarar vermeyiniz. Bunu tabii karşılamam, bunun karşısında yer alırım. Bu mektubumu yazışımın ikinci sebebi de budur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Süleyman DEMİREL”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NOT: Sayın Demirel’in yazdıklarına bir cevap verecek değiliz. Yalnız, bir noktayı aydınlatmakta yarar var. Daha doğrusu biz, bir noktayı anlamadık. Süleyman Bey, “Bana zarar vermek isteyebilirsiniz” diyor. Nereden çıkardınız Sayın Demirel size zarar vermek istediğimizi? Bizim ne size, ne de bir başkasına zarar vermek, aklımızın ucundan bile geçmez. Biz; sözü geçen yazımızda, Amerika’nın Türkiye iç politikası üzerindeki etkisini anlatmak istemiştik. Cevabınızı okuduktan sonra da görüşümüz değişmedi. Eğer Amerika sizi istemiyorsa, yine iddia ediyoruz; siz bir daha asla bu ülkede iktidar olamazsınız! Bizden önce Amerika’yı ikna etmeniz gerekli yeniden koltuğa oturmanız için…”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın MUTLU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu yazınızın üzerinden 25 yıl geçmiştir. Geçen bu süre içersinde Türkiye’nin kayıplarını ve kazandıklarının bir ENVANTERİNİ, acaba ortaya dökebilir misiniz? Aradan geçen bu süre içinde acaba, övülmesi gerekenlerin kötülenmesinin; kötülenmesi gerekenlerin övülmesinin, nelere mâlolduğunu, tutarlı, gerçekçi ve bilimsel verilerle ve de mertçe açıklayabilir misiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Zafer MUTLU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 22 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın MUTLU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geçmişle bugünün bağını düzgün bir şekilde kurabilmek ve geçen zaman içersinde nelerin değiştiğini anlayabilmek için, size yazdığım 21 Ocak 1992 tarihli bir mektubumun suretini bilgilerinize ve tetkiklerinize sunuyorum. Cevap verebilirseniz, çok memnun olurum. İşte mektubum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Sayın Zafer Mutlu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sabah Gazetesi Genel Müdürü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İstanbul 21 Ocak 1992&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın MUTLU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;20 Ocak 1992 tarihli ve BİZ, YALANCIYIZ!” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendinize haksızlık etmişsiniz; sizler, yalan yazmazsınız. Sâdece, işinize geldiği zaman doğruları yazarsınız. Ülkenin gündemini, İSTEDİĞİNİZ ZAMANVE İSTEDİĞİNİZ ŞEKİLDE belirlersiniz! Zaman, zaman size yazdığım yazıların sebebi de, budur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evet; Özal’lar hakkında söyledikleriniz doğrudur. Bu doğruları iyi bildiğiniz halde; zamanında ve gerektiği biçimde üstüne gitmediniz. Haber yaptınız; ama, olayların takipçisi olmadınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte bir örnek:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;25 Mart 1991 tarihli yazınızın bir bölümüne, birlikte bakalım; o gün, şöyle diyordunuz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“…Geriye dönüp, şöyle bir bakın; neredeyse son sekiz yıl ÖZAL, tek başına&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin gündemini oluşturuyor. Karşısına çıkıp da etkili bir muhalefet yapan veya onu savunmaya itecek bir konu ortaya atan çıkmadı. Yakından biliyorum: ÖZAL’IN ÇEKİNDİĞİ TEK BİR POLİTİKACI VARDI; ONU DA ERDAL BEY, MAŞÂLLAH HALLETTİ….”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Türkiye’nin meselesi, ÖZAL’I DEVİRMEK gibi görünmüyor. Türkiye’nin meselesi bizce, ÖZAL’DAN daha iyisini, lâfla değil; gerçekten ÖZAL’DAN daha DEMOKRATİĞİNİ , daha BATILISINI bulabilmek…”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“…Türkiye’yi yönetme iddiasında bulunmanın yolu bizce, “BEN, ÖZAL’IN DAHA İYİSİYİM, GERÇEK ANLAMDA BATILIYIM” demekten geçiyor. Özal’ın ve ailesinin alaturka davranışlarının kamuoyunda yarattığı BÜYÜK TEPKİDEN yararlanıp, ÖZAL’I baştan aşağı kötüleyerek bir yerlere varmanın mümkün olmadığını anlamak için, seçim sonuçlarını beklemeye gerek yok…”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın MUTLU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sözleri söylediğiniz zaman, bugün şikâyetçi olduğunuz her şey vardı. Ahmet, Efe, Zeynep Özallar, Star-1, ABD ve Körfez olayları vardı. TRT gerçeği de biliniyordu.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O günlerde olayların üstüne gidip, kamuoyunu gerektiği biçimde niçin aydınlatmadınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HATIRLAYINIZ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;CEM DUNA, TRT Genel Müdürlüğünden istifa ettiği gün, istifa sebebini soran gazetecilere, “ÖZAL “GEL!” dedi, GELDİM; “GİT!” dedi, GİDİYORUM.” Cevabını vermiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O gün, bu önemli olayın üzerinde niçin durmadınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşlerin nereye gideceğini düşünemediniz mi? Hiç zannetmiyorum: Çünkü o gün, SUSMAK İŞİNİZE geliyordu…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Anlatmak istediklerimi anlatabilmişsem, ne mutlu bana…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Adapazarı.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-3704355415381029705?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/3704355415381029705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=3704355415381029705' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3704355415381029705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3704355415381029705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/gecmis-gelecege-sk-tutar.html' title='Geçmiş, geleceğe ışık tutar.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8298247799525227342</id><published>2010-03-20T16:37:00.000-07:00</published><updated>2010-03-20T16:37:50.289-07:00</updated><title type='text'>Gerçekler bilinmelidir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 20 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Henüz daha kamuoyu tarafından ne olduğu ve nelerin yapılacağı hiç bilinmeyen “Demokratik Açılım” kapsamında, sinema ve sahne sanatçılarıyla buluştuğunuz kahvaltılı toplantıda; sanatçılara hitaben yaptığınız konuşmanızın televizyonlardan yayınlanan bölümlerini, dikkatle izledim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konuşmanızın en dikkat çekici bölümü; Yılmaz Güney örneğiyle 6-7 Eylül 1955 olaylarına yaklaşım tarzınızdır. Ki; bu hususlarda, danışmanlarınızın sizi yanıtlıklarına inanmaktayım. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Yılmaz Güney’in başrolü oynadığı flimlerde; senaryo ve roman yazarlarının tema olarak işledikleri AĞA-KÖYLÜ, FAKİR-ZENGİN konuları işlenmiştir. Bu flimlerde, daha ziyade Doğu ve Güneydoğu gerçekleri konu edilmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu flimlerde işlenen konular, Türkiye’nin her tarafı için geçerli olan mahrumiyetlerle ilgilidir. O dönemlerde, Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde hiç baraj yoktur. Ulaşım ve altyapı sorunları, ülkenin her tarafı için geçerlidir. Eğitim ve sağlık sorunları, ülkenin her yerinde yetersizdir. Örnekler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul, sadece Terkos Gölü’nden su alıyordu. Zeytinburnu ve çevresi, içme suyunu, Çırpıcı Çayırları’ndaki artezyen kuyularından sağlıyordu. 1966’yılına kadar Avcılar Köyü ve Firuzköy’de elektrik yoktu. Lise seviyesinde okul, sadece belirli illerde vardı. Hemen, hemen hiçbir ilçede ortaokul seviyesinde okul yoktu. Sarıyar Barajı ile Çatalağzı santrali hizmete girene kadar Bilecik, belediyenin kurduğu jeneratörden elektrik alıyordu. Türkiye’nin 6 üniversitesi vardı. E-5 yolu inşa edilmezden önce İstanbul’dan Ankara’ya veya Ankara’dan İstanbul’a gitmek, büyük bir meseleydi. BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ, 1973 yılında hizmete açılmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Örnekleri her alanda çoğaltmak mümkündür ve örnekleri, herkesin irfanı halletmelidir. Ama; bugüne de bakılmalıdır. İmkânsızlıklara, zorluklara ve sıkıntılara rağmen Türkiye, kalkınma hamlesini gerçekleştirmiş ve iktidarınıza reddedilemeyecek derecede BÜYÜK BİR MİRAS devretmiştir. Bu durum; “Vaktiyle Yılmaz Güney flimlerindeki gerçekler dikkate alınsaydı; bugün Türkiye, bu durumda olmayacaktı” sözünüzü geçersiz kılar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kastınız DEMOKRATİK AÇILIM ise; buradaki teşhisiniz de yanlıştır. Zira; Türkiye’nin başına belâ edilen BÖLÜCÜ HAREKET, ayrı bir devlet peşindedir. Dün Yüksekova’da düzenlenen Nevruz gösterilerinde, ayrılıkçı hareketin sözcüleri, Ölmek var, dönmek yok” sözlerini söylemişlerdir. Bugün Van’da düzenlenen gösterilerde; bölücü hareketin militanları, “Kürdistan’dan defol TC.” pankartları açmışlardır. Yani; bölücü hareket, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, açık bir şekilde ve fütursuzca meydan okumaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- 6-7 Eylül olayları, Türkiye’nin azınlıkları hedef alan bir hareketi değil, Türkiye üzerinde hedef ve projeleri olan dış ülkelerin yarattıkları bir provokasyondur ve o gün ülkeyi idare edenler, böyle bir provokasyon beklemedikleri için gafil avlanmışlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biraz açayım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra Türkiye ile Yunanistan, gayet iyi ve tutarlı dostluk köprüleri kurmuştur. Karşılıklı kültür anlaşmaları yapılmış; Türk üniversitelerine Yunanlı öğrenciler kabul edilmiş; Batı Trakya’daki Türk okullarında, Türk vatandaşı öğretmenler görevlendirilmiş; Yunan vatandaşı Rumların, Türkiye’de iş sahibi olmaları sağlanmıştır. 1953 yılında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar Yunanistan’ı ziyaret etmiştir ve Batı Trakya’da Rumların da iştirak ettiği ve coşku ile alkışladığı etkinlikler düzenlenmiştir. Bu ziyarette, Gümülcine’ye bir Türk lisesi kurulması kararlaştırılmış ve bu lise 1954 yılında “CELÂL BAYAR LİSESİ” adı altında öğretime açılmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1954 yılında Balkan Paktı kurulmuş ve Türkiye ile Yunanistan’ın, ebedî dostluk ve işbirliği hedef alınmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1955 Şubat ayında BAĞDAT PAKTI kurulmuştur. Hükümetler arası münasebetle sınırlı kalacağı varsayılan Bağdat Paktı, Türkiye, Irak, İran ve Pakistan halkları arasında müthiş bir coşku yaratmıştır. İşte; Türkiye, Irak, İran ve Pakistan arasında oluşan bu yakınlık, emperyalist Batı ülkelerini ve bilhassa Amerika, İngiltere ve İsrail’i tedirgin etmiştir. Bu andan itibaren ibre ters işlemeye başlamış ve İngiltere, Kıbrıs konusun, her iki ülkenin de BİR NUMARALI GÜNDEMİ haline getirmiştir. Kıbrıs, iki ülke arasındaki dostluğu, düşmanlığa dönüştürmüş ve hem Türk halkını ve hem de Yunan halkını germiştir. Bu gerginlik, 6-7 Eylül olayları sebebiyle tam bir düşmanlığa dönüşmüştür.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bütün bu olaylara rağmen Türk halkı ile Rum vatandaşlarımız arasında dostluk, hoşgörü ve münasebetler bozulmamıştır. Hatta, Türkiye’de faaliyette bulunan Yunan uyruklu Rumlar dahî tedirgin olmamışlar ve işlerine devam etmişlerdir. Bu dostane münasebetler, Makarios’un, Londra ve Zürih Anlaşmalarını ortadan kaldırarak, Kıbrıslı Türklere karşı başlattığı saldırı ve katliamlara kadar devam etmiştir. Kıbrıs’ta görevli Tabip Binbaşı’nın eşi ve çocuklarının hunharca katledilmesi de, bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu vahşet, milletimizi iyice germiş ve ülkemizdeki Türk-Rum dostluğu zarar görmüştür. Devlet, asla ve asla Rumlara ve diğer azınlıklara baskı yapmamıştır. Halk arasındaki gerginlik, bazı Rumların, bilhassa varlıklı Rumların, kendiliklerinden ülkeyi terk etmelerine sebep olmuştur. 1964 Kararnamesiyle Türkiye dışına çıkarılan Rumlar, Türk vatandaşı Rumlar değil, Türkiye’de ticarî ve sınaî faaliyetlerde bulunan Yunan Vatandaşı Rumlardır. 1967 ortalarında başlayan sokak hareketleri, 1970’li yıllarda meydana gelen anarşi ve terör olayları bizleri tedirgin ettiği gibi gayrimüslim azınlıkları da tedirgin etmiştir ve bu sebeple azınlıklar kendi istekleriyle Türkiye’yi terk etmişlerdir. Burada ne devletin ve ne de milletin bir baskısı söz konusu değildir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye zor, önemli ve netameli bir coğrafyadadır. Gelişen iç ve dış olaylar, bizim inisiyatifimizde değildir. Türkiye’yi ve Türk milletini iyi tanıyanlar, iyi tarih ve coğrafya bilenler, dünya siyasî tarihini iyi irdelemesini başaranlar ve dünya coğrafyasında Türkiye’nin konumunun önemini iyi anlayanlar; kendilerine şu soruyu sormalı ve düzgün bir cevabını aramalıdırlar:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şayet Bağdat Paktı kurulduğu gündeki gibi devam edebilseydi ve Türkiye ile Yunanistan arasında oluşturulan dostluk ve işbirliği bozulmasaydı; Acaba bugün, bölgemiz nasıl olurdu? Balkanlara, Ortadoğu’ya ve Kafkaslara sulh, sükûn, huzur ve güven ortamı hâkim olmaz mıydı? Böyle bir ortam, Amerika, İsrail ve İngiltere’nin işine gelir miydi? Büyük Ortadoğu Projesi gibi emperyal bir proje güdülebilir miydi? En önemlisi; Türkiye, bölgenin, her dediğini yaptıran BÜYÜK BİR GÜCÜ haline gelmez miydi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Olaylara yaklaşım biçiminiz, danışmanlarınızın yetersizliğini göstermektedir. Bu yetersizlik, yaptığınız açıklamalarla hem sizi ve hem de Türkiye’yi, dünya nezdinde zora sokacak niteliktedir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-8298247799525227342?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/8298247799525227342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=8298247799525227342' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8298247799525227342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8298247799525227342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/gercekler-bilinmelidir.html' title='Gerçekler bilinmelidir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-9171521646580213314</id><published>2010-03-19T13:43:00.000-07:00</published><updated>2010-03-19T13:43:44.402-07:00</updated><title type='text'>Evvelâ, Rejim demokratikleştirilmelidir!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 19 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün Partinizin Genel Merkezinde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında yaptığınız konuşmanızı, büyük bir dikkatle dinledim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konuşmanızın en dikkat çekici bölümü; Anayasa değişikliğini eleştirenlere (size göre, karşı çıkanlara) söylediğiniz “BU DEĞİŞİKLİKLERE MERTÇE KARŞI ÇIKIN, BAHANELERE SAKLANMAYIN1!” şeklindeki sözlerinizle, Türk basını için söylediğiniz, “SEN, KİMİN AVUKATISIN YAHU? TÜRK MİLLETİNİN AVUKATLIĞINI YAPIN!” şeklindeki sözlerinizdir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muhalefetin ve hür basının varlığı, gerçek demokrasilerin en önemli ve en büyük teminatıdır. İktidarların, “Ben yaptım oldu veya ben ne yaparsam doğrudur.” anlayış ve kabullenişi, yeşerdiği zaman budanan, sarardığı zaman sulanan göstermelik ve azıcık demokrasilerin belirgin özelliğidir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim, ne derse desin, kim, nasıl yorumlarsa yorumlasın; hedefleri ve sorunları büyük olan Türkiye’nin başı, derttedir. Bu büyük dert; DEVLETİN, ana KAİDELERE ve ana BELGELERE göre işletilmemesi sebebiyle oluşmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son 30 yıl zarfında Türkiye, halkı sistemin dışına iten ve siyasî parti liderlerini “SEÇİLMİŞ DİKTATÖRLER” konumuna getiren ÇARPIK BİR DEMOKRASİ modeliyle idare edilmektedir. Bu sebeple de Türkiye, daima bunalımlara düşmüş, iktisadî krizlere maruz kalmıştır. Yani Türkiye, akılalmaz bir şekilde gerçek hedeflerinden uzaklaşmıştır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu ifadem ağır bulunabilir; parlak sözler veya heyecan verici beyanlarla üstü örtülebilir. Ama; gerçekçi bir değerlendirilmeye tâbi tutulduğu takdirde; sözlerimin doğruluğu, mevcut fiilî durum sebebiyle ülkesini, milletini ve gelecek nesillerin istikballerini düşünen herkes tarafından kabul edilir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İddiamı doğrulayacak basit bir örnek arz etmekte beis görmüyorum: İşte örnek: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugün, Yüce Meclis, siyasî parti liderlerinin tercihine göre oluşmuştur. Liderlerin istek, irade ve emirlerine karşı çıkabilecek, eleştiri hakkını kullanabilecek; hükümetlerin icraatlarını denetleyebilecek ve yolsuzlukları araştırabilecek bir MECLİS YAPISI yoktur. Meclisimiz, hükümetlerin istek ve iradesine gore görev yapabilmektedir. Parti içi demokrasi olmadığı için MUHALEFETİN teklif, öneri ve eleştirileri, dikkate alınmamaktadır. Zira; yürürlükteki SEÇİM ve SİYASÎ PARTİLER KANUNLARI, siyasî parti liderlerini TEK SEÇİCİ konumuna getirmiş ve MİLLETİ, sistemin dışına itmiştir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu durum, Yüce Meclis’in YASAMA ve DENETLEME görevlerini kısıtlamaktadır ve DEVLETİ, bir PARTİ DEVLETİ haline getirmek isteyenlerin ihtiras ve emellerini önleyememektedir. Bu sebeple; iktidar partilerinin ve başbakanların istemediği bir kanun tasarısı veya teklifi, Meclisin gündemine getirilememektedir. İktidar partilerinin veya başbakanların istediği her kanun teklifi veya tasarısı, kolayca Meclisin gündemine gelebilmekte ve kanunlaşmaktadır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zaman, zaman düşünüyorum ve kendi kendime, şu soruyu soruyorum: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;1982 Anayasası’nın kabulünden sonra İhtilâl Hükümeti’nin düzenlediği ve yürürlüğe koyduğu SİYASÎ PARTİLER ve SEÇİM KANUNLARI, hiç değiştirilmeseydi ve seçimler, bu kanunlara göre yapılsaydı; acaba bugün Türkiye, ne durumda olurdu? Zira; o kanunlar, halkı sistemin içine dâhil ediyordu ve SİYASÎ PARTİ LİDERLERİNİN MUTLAK EGEMENLİKLERİNİ ORTADAN KALDIRIYORDU. Önseçimlerin, partiye kayıtlı bütün üyelerce ve hâkim teminatında yapılmasını öngörüyordu. Seçim barajı da getirilmemişti.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ama; 1983 seçimlerinde tek başına iktidara gelen Turgut Özal Hükümetleri, zaman içersinde Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarında, gerçek bir demokrasinin ruhuna ters ve asla bağdaşmayacak değişiklikler yaparak, demokrasimizi tanınmaz hale getirmiş ve dâimâ bunalım doğuran bir şekle sokmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Her nedense; bugüne kadar bu konu tartışılmamış ve çarpıklığın düzeltilmesi hususunda gereken düzenlemeler yapılmamıştır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Görüş ve iddiam da şudur: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları, gerçek demokrasinin ruhuna uygun biçimde düzeltilmediği ve Yüce Meclisin görevlerini, gerçek anlamda HÜR İRADESİYLE yapmasına imkân tanınmadığı sürece; Türkiye, bunalımdan çıkamayacak ve hiçbir şey düzelmeyecektir. Halk da, dâimâ sistemin dışında kalacaktır. Baştakilerin yolsuzluklarına hesap sormayan bir sistem, halkı ezecek ve çaresiz bırakacaktır. Yüce makamların, kişilerin İSTİRAHAT yeri olmadığı, milletin DAYANAĞI olduğu gerçeği unutulacaktır. Ve Türkiye, gerçek hedeflerinden uzaklaşarak, ÇAĞA damgasını vuramayacaktır. Zaten, vuramamıştır.&lt;/span&gt; Gerçek de, bilinmektedir: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Avrupa’da, Rusya’dan sonra en büyük toprağa sahip olan Türkiye, kendi kendini besleyemez duruma düşmüş ve borç içersinde yüzmektedir. Halk çaresiz ve borç içinde kıvranmaktadır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye meselelerini yakından ve dikkatli biçimde izleyen bir vatandaş olarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Bu görüş ve düşüncelerim, yeni de değildir. Ekte; günün TBMM Başkanı Kaya Erdem’e yazdığım 23 Ağustos 1991 tarihli mektubumun suretini dikkatlerinize ve tetkiklerinize sunuyorum. 19 yıl zarfında hiçbir şeyin değişmediği görülecektir. İşte, Kaya Erdem’e yazdığım mektubum: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Sayın Kaya ERDEM&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;TBMM Başkanı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ankara 23 Ağustos 1991 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Sayın BAŞKAN; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türkiye Cumhuriyeti devleti, çağın devletidir; DEMOKRATİK CUMHURİYET olmaya da mecburdur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türk milletinin kabul edebileceği tek bir idare şekli vardır: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;GERÇEK BİR HÜRRİYETÇİ DEMOKRASİ. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Kim olursa olsun ve ülkeyi kim idare ederse etsin; Türk milleti, HÜRRİYETÇİ DEMOKRASİDEN asla vazgeçmeyecektir. Bunun bir mânâsı da şudur: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyasî iktidarların meşruiyeti, MİLLÎ HÂKİMİYET ilkesinde ifadesini bulur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Millî hâkimiyet ilkesini üstün ve geçerli kılacak tek bir vasıta vardır: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;HÜR, ÂDİL VE EŞİT ŞARTLARDA yapılacak SEÇİMLER. Çünkü SEÇİMLER, gerçek demokrasinin ŞAHDAMARI işlevini görür. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu gerçeklerden uzaklaşmak, OY’a bir kâğıt parçası gözüyle bakmak, MİLLÎ İRADEYİ bir formaliteden ibaret zannetmek; GÖSTERMELİK DEMOKRASİLERİN belirgin özellikleridir. Ki; bu anlayışta HİLE, ENTRİKA ve GASP ETME arzusu vardır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Sayın BAŞKAN; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türkiye, yeni bir seçime gitmektedir. Bu, güzel bir şeydir. Ama; bu seçim, nasıl bir seçim olacaktır? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İlk işaretlere bakacak olursak; Türkiye, bu seçimi de düzgün bir şekilde yapamayacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İktidar partisine avantaj sağlasın, ANAP milletvekilleri tekrar seçilebilsin, hak etmedikleri yerlerde oturanların rahatları bozulmasın diye, demokrasi kuralları ile asla bağdaşmayacak bir seçim kanununu MECLİS’E sevk etmek, bu endişeyi doğurmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Üstelik; Seçim Kanunu ile ilgili tartışmalar için yeterli zaman ayırmamak gibi sebebi bilinmeyen acelecilik; Aklımıza, ister istemez aylarca önce hazırlanan bir BASKIN SEÇİM TUZAĞINI getirmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Henüz Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan Kurtuluş Savaşı’nın kalbi olan TBMM’ni açan; nice güçlük ve mahrumiyetlere göğüs gererek, varını yoğunu ortaya koyarak, destanlar yazan kahramanlıkları ile dolu olan Kurtuluş Savaşı’nı veren; bir büyük şuurun varlığını ispat etmiş ve birlik beraberliğini bozmadan, ahenk içinde kültürünü muhafaza ederek bugünlere gelebilen milletimizi, bu, hürriyetine âşık milletimizi aldatmaya, kandırmaya ve yok farz etmeye, kimin hakkı vardır ki? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Biz vatandaşlar; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İŞLEYEN DEVLET, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İŞLEYEN REJİM, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;HÜR PARLÂMENTO, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;BAĞIMSIZ YARGI istiyoruz. Karar kıldığımız DEVLET, bir HUKUK DEVLETİ olmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Gerçeklere kulak vereceğinize inandığım için duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Saygılarımla. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Türkiye’nin önceliği, ANAYASA’DA YAPILMASI düşünülen DEĞİŞİKLİK değildir. Türkiye’nin çözüm bekleyen dağ gibi sorunları vardır. Bu birikmiş sorunların sorumlusu, MUHALEFET ve BASIN değildir. Her şeyden, sekiz yıllık iktidarınız sorumludur. İktidarınızın bu sorumluluğu, sert demeçlerle ve başkalarını suçlamakla ortadan kaldırılamaz. Bu sebeple; her şeyden once, Seçim ve Siyasî Partiler Kanunları değiştirilerek, gerçek anlamda bir MİLLÎ İRADENİN TECELLÎSİNE imkân tanınmalıdır. Bu yapılmadığı takdirde; bugün ülkenin gündemini işgâl eden kısır, faydasız ve gerçekleri örten tartışmalar, gelecek nesillerin de bir numaralı gündemi haline gelecektir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-9171521646580213314?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/9171521646580213314/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=9171521646580213314' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/9171521646580213314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/9171521646580213314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/evvela-rejim-demokratiklestirilmelidir.html' title='Evvelâ, Rejim demokratikleştirilmelidir!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7720529927897060612</id><published>2010-03-18T14:55:00.000-07:00</published><updated>2010-03-18T14:55:23.865-07:00</updated><title type='text'>Rant Ekonomisi ve Türkiye gerçekleri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Ali BABACAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 17 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;CNN Televizyonundan canlı olarak yayınlanan programda sizi, dikkatle dinledim. Söyledikleriniz, bilinenlerin tekrarından ibarettir. Yani; ekonomi Rotanızı, Döviz-Faiz-Borsa üçgeninden ibaret olan RANT SİSTEMİNDE devam ettirmektesiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülkeler için geçerli olan İki türlü idare tarzı vardır. Bunlardan biri, Kolay İdare Tarzıdır. Bu idare tarzında; ülkenin kıt veya bol kaynakları, belirli bir zümrenin istifadesine sunulur. Bugün ülkemizde, kolay idare tarzının gereği olarak 10 milyon civarında insanımız rahattır. Yani; varlıklı kesim korunarak, Büyük Rantlar oluşturulmuştur. Örnekler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devletin ödediği faizlerin 16 bin kişi arasında bölüşülmesi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Banka mevduatlarındaki dağılım. (Toplam mevduatın yüzde 80’nine 4-5 bin kişi sahiptir.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Döviz kurunu, faiz oranlarını, paralı kesimin belirlemesi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diğer bir idare tarzı da, Zor İdare Tarzıdır. Bu tarz idarede; 72 milyon insanı, hep birlikte kalkınmaya götürmek hedef alınır. Bu idare tarzı; hiçbir yerde ve hiçbir zaman Paralı Kesimin işine gelmemiştir ve bu tarz idareyi benimseyenler, her xaman yerden yere vurulmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte Türkiye; Ülkeyi idare edenlerin, son 30 yıldan beri kolay idare tarzını benimsedikleri ve ekonomi ve para politikalarını buna göre belirledikleri için zora düşmüş ve millet, fukaralaşmıştır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ekonomi denince, sizin de aklınıza döviz, faiz, borsa mı geliyor? Sizin nazarınızda yatırım, istihdam ve üretim yok mudur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülkemizde; nominâl karakterli Türk lirası ile fiktif karaterli yabancı paraların birlikte dolaşımda olması, sizi rahatsız etmiyor mu? Bu durumun; para ticaretini doğurduğunu, hiç düşündüğünüz oldu mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Faizlerin düşmüş olmasını başarı kabul ederken; reel faizlerin, hâlâ çok yüksek olması, dikkatinizi çekmiyor mu? Çok yüksek reel faizlerden, kimler veya hangi kesimler faydalanmaktadırlar? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;30 yıldan beri Türkiye’nin, yanlış ekonomi ve para politikalarıyla idare edildiği gerçeğini düşündüğünüz oldu mu? En önemlisi:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidar, uygulanan ekonomi ve para politikalarının neresindedir? Para politikalarını, faiz oranlarını, kim ve nasıl belirlemektedir? İç ve dış borçların yönetimi, kimlerin veya hangi kesimlerin elindedir. Bu konuya açıklık getirmek istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, faiz oranlarını belirleyerek, borç almakta ve borç vermektedir. Borç verme, bir noktada ekonominin gereğidir ve kabul edilebilir. Ama; Merkez Bankası, kimden veya kimlerden ve niçin borç almaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ağustos 1989’da yürürlüğe konan 32 Sayılı Kararın 4/C Maddesinin gereği, o günden beri niçin uygulanmamaktadır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bütün demeçlerinizde, makro ekonomik göstergelerin iyi olduğunu ve bu sebeple Türkiye’ye, dış ülkeler tarafından güven duyulduğunu belirtmektesiniz. Ama; reel ekonomiden, işsizlikten, hayat pahalılığından, halkın satın alma gücünün azalmasından, hiç bahsetmemektesiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir ülkenin temel direği, orta tabakadır. Orta tabakanın zayıflatıldığı bir ülkede, hiçbir şey düzgün gitmez ve Sosyal Refah Devleti oluşmaz. Zaten iktisatta; refah devleti, “Rahat tüketebilen geniş bir orta tabakanın oluşturulması” diye tarif edilmiştir. Bu da; üretim, yatırım ve istihdamla sağlanır. Avrupa’da Rusya’dan sonra en büyük toprağa sahip olan Türkiye’nin, kendi kendini besleyemez duruma düşmesi, herkesi düşündürmelidir. Bu sebeple;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Parasal göstergelerin aldatıcı iyiliğinden ziyade; reel ekonominin gerçeklerine eğilseniz, çok daha iyi, bir iş yapmış olursunuz. Zira; “Üretmeyen veya yeterli seviyede üretim yapamayan ekonomilerde pozitif reel faiz uygulaması, eninde sonunda her şeyden önce, bankaları batırır ve ekonominin bütün dengelerini bozar” şeklindeki İktisat İlminin kuralı, görmezden gelinemez! Türkiye’nin son 30 yıllık iktisadî tarihini iyi bilenler, daima ekonomik krizlere maruz kaldığımızı gayet iyi görürler. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün ülkemizde ekonomik krizin olmadığını hiç kimse söyleyemez ve gelecek günlerin ne getireceği de bilinemez. Beklenmedik bir devalüasyon, bir ani kur artışı, borçların çevrilemez hale gelmesi veya para hareketlerine bir dış müdahale, her şeyi altüst etmeye yeterlidir. Zaten artan borçlar, oluşan dış ticaret ve cari açıklar, bütçeyi kıpırdayamaz hale getiren faiz ödemeleri, muhtemel büyük bir ekonomik krizin işaretleridir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7720529927897060612?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7720529927897060612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7720529927897060612' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7720529927897060612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7720529927897060612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/rant-ekonomisi-ve-turkiye-gercekleri.html' title='Rant Ekonomisi ve Türkiye gerçekleri'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-2024635511206302675</id><published>2010-03-17T07:12:00.000-07:00</published><updated>2010-03-17T07:12:34.875-07:00</updated><title type='text'>Seçim Kanunları değişirken!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Köksal TOPTAN &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TBMM Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ankara 23 Nisan 2009&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞKAN; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TBMM’nin kuruluşunun 89.uncu yılında yazdığım bu mektubum, bir şikâyetin, bir arayışın ve büyük bir üzüntünün ifadesidir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim, ne derse desin, kim, nasıl yorumlarsa yorumlasın; hedefleri ve sorunları büyük olan Türkiye’nin başı, derttedir. Bu büyük dert; DEVLETİN, ana KAİDELERE ve ana BELGELERE göre işletilmemesi sebebiyle oluşmuştur. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son 29 yıl zarfında Türkiye, halkı sistemin dışına iten ve siyasî parti liderlerini “SEÇİLMİŞ DİKTATÖRLER” konumuna getiren ÇARPIK BİR DEMOKRASİ modeliyle idare edilmektedir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu ifadem ağır bulunabilir; parlak sözler veya heyecan verici beyanlarla üstü örtülebilir. Ama; gerçekçi bir değerlendirilmeye tâbi tutulduğu takdirde; sözlerimin doğruluğu, mevcut fiilî durum sebebiyle ülkesini, milletini ve gelecek nesillerin istikballerini düşünen herkes tarafından kabul edilir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İddiamı doğrulayacak basit bir örnek arz etmekte beis görmüyorum: İşte örnek: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün, Yüce Meclis’in Başkanı’sınız ve Meclis’e seçilerek geldiniz. Ama; konuşulmayan ve konuşulması zarurî olan gerçek şudur: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;AKP Genelbaşkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan milletvekilliği adaylığınızı onaylamasaydı ve listeye dâhil etmeseydi; bugün, Meclis’te bulunmayacak ve TBMM Başkanı olamayacaktınız. Zira; yürürlükteki SEÇİM ve SİYASÎ PARTİLER KANUNLARI, siyasî parti liderlerini, TEK SEÇİCİ konumuna getirmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu durum, Yüce Meclis’in YASAMA ve DENETLEME görevlerini kısıtlamaktadır ve DEVLETİ, bir PARTİ DEVLETİ haline getirmek isteyenlerin ihtiras ve emellerini önleyememektedir. Bu sebeple; iktidar partilerinin ve başbakanların istemediği bir kanun tasarısı veya teklifi, Meclisin gündemine getirilememektedir. İktidar partilerinin veya başbakanların istediği her kanun teklifi veya tasarısı, kolayca Meclisin gündemine gelebilmekte ve kanunlaşmaktadır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zaman, zaman düşünüyorum ve kendi kendime, şu soruyu soruyorum: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1982 Anayasası’nın kabulünden sonra İhtilâl Hükümeti’nin düzenlediği ve yürürlüğe koyduğu SİYASÎ PARTİLER ve SEÇİM KANUNLARI hiç değiştirilmeseydi ve seçimler, bu kanunlara göre yapılsaydı; acaba bugün, Türkiye, ne durumda olurdu? Zira; o kanunlar, halkı sistemin içine dâhil ediyordu ve siyasî parti liderlerinin mutlak egemenliklerini ortadan kaldırıyordu. Önseçimlerin, partiye kayıtlı bütün üyelerce ve hâkim teminatında yapılmasını öngörüyordu. Seçim barajı da getirilmemişti.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ama; 1983 seçimlerinde tek başına iktidara gelen Turgut Özal Hükümetleri, zaman içersinde Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarında, gerçek bir demokrasinin ruhuna ters ve asla bağdaşmayacak değişiklikler yaparak demokrasimizi, tanınmaz hale getirmiş ve dâimâ bunalım doğuran bir şekle sokmuştur. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Her nedense; bugüne kadar bu konu tartışılmamış ve çarpıklığın düzeltilmesi hususunda gereken düzenlemeler yapılmamıştır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Görüş ve iddiam da şudur: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları, gerçek demokrasinin ruhuna uygun biçimde düzeltilmediği ve Yüce Meclisin görevlerini, gerçek anlamda HÜR İRADESİYLE yapmasına imkân tanınmadığı sürece; Türkiye, bunalımdan çıkamayacak ve hiçbir şey düzelmeyecektir. Halk da, dâimâ sistemin dışında kalacaktır. Baştakilerin yolsuzluklarına hesap sormayan bir sistem, halkı ezecek ve çaresiz bırakacaktır. Yüce makamların, kişilerin İSTİRAHAT yeri olmadığı, milletin DAYANAĞI olduğu gerçeği unutulacaktır. Ve Türkiye, gerçek hedeflerinden uzaklaşarak, ÇAĞA damgasını vuramayacaktır. Zaten, vuramamıştır.&lt;/span&gt; Gerçek de, bilinmektedir: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Avrupa’da, Rusya’dan sonra en büyük toprağa sahip olan Türkiye, kendi kendini besleyemez duruma düşmüş ve borç içersinde yüzmektedir. Halk çaresiz ve borç içinde kıvranmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye meselelerini yakından ve dikkatli biçimde izleyen bir vatandaş olarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Bu görüş ve düşüncelerim, yeni de değildir. Ekte; günün TBMM Başkanı Kaya Erdem’e yazdığım 23 Ağustos 1991 tarihli mektubumun suretini dikkatlerinize sunuyorum. 19 yıl zarfında hiçbir şeyin değişmediği görülecektir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En büyük eksikliğimizin giderilmesi hususunda aktif bir rol üstleneceğinize inanmaktayım. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüsnü Akıncı. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Mektubumun eki:&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Kaya ERDEM&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TBMM Başkanı &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ankara 23 Ağustos 1991 &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞKAN; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti devleti, çağın devletidir; DEMOKRATİK CUMHURİYET olmaya da mecburdur. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk milletinin kabul edebileceği tek bir idare şekli vardır: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;GERÇEK BİR HÜRRİYETÇİ DEMOKRASİ.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim olursa olsun ve ülkeyi kim idare ederse etsin; Türk milleti, HÜRRİYETÇİ DEMOKRASİDEN asla vazgeçmeyecektir. Bunun bir mânâsı da şudur: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyasî iktidarların meşruiyeti, MİLLÎ HÂKİMİYET ilkesinde ifadesini bulur.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Millî hâkimiyet ilkesini üstün ve geçerli kılacak tek bir vasıta vardır: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&amp;nbsp;HÜR, ÂDİL VE EŞİT ŞARTLARDA yapılacak SEÇİMLER. Çünkü SEÇİMLER, gerçek demokrasinin ŞAHDAMARI işlevini görür.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bu gerçeklerden uzaklaşmak, OY’a bir kâğıt parçası gözüyle bakmak, MİLLÎ İRADEYİ bir formaliteden ibaret zannetmek; GÖSTERMELİK DEMOKRASİLERİN belirgin özellikleridir. Ki; bu anlayışta HİLE, ENTRİKA ve GASP ETME arzusu vardır.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞKAN; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türkiye, yeni bir seçime gitmektedir. Bu, güzel bir şeydir. Ama; bu seçim, nasıl bir seçim olacaktır? &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;İlk işaretlere bakacak olursak; Türkiye, bu seçimi de düzgün bir şekilde yapamayacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İktidar partisine avantaj sağlasın, ANAP milletvekilleri tekrar seçilebilsin, hak etmedikleri yerlerde oturanların rahatları bozulmasın diye, demokrasi kuralları ile asla bağdaşmayacak bir seçim kanununu MECLİS’E sevk etmek, bu endişeyi doğurmuştur.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üstelik; Seçim Kanunu ile ilgili tartışmalar için yeterli zaman ayırmamak gibi sebebi bilinmeyen acelecilik; &lt;span style="color: red;"&gt;Aklımıza, ister istemez aylarca önce hazırlanan bir BASKIN SEÇİM TUZAĞINI getirmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Henüz Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan Kurtuluş Savaşı’nın kalbi olan TBMM’ni açan; nice güçlük ve mahrumiyetlere göğüs gererek, varını yoğunu ortaya koyarak, destanlar yazan kahramanlıkları ile dolu olan Kurtuluş Savaşı’nı veren; bir büyük şuurun varlığını ispat etmiş ve birlik beraberliğini bozmadan, ahenk içinde kültürünü muhafaza ederek bugünlere gelebilen milletimizi, bu, hürriyetine âşık milletimizi aldatmaya, kandırmaya ve yok farz etmeye, kimin hakkı vardır ki? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biz vatandaşlar; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İŞLEYEN DEVLET, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İŞLEYEN REJİM, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;HÜR PARLÂMENTO, &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;BAĞIMSIZ YARGI istiyoruz. Karar kıldığımız DEVLET, bir HUKUK DEVLETİ olmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçeklere kulak vereceğinize inandığım için duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-2024635511206302675?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/2024635511206302675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=2024635511206302675' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2024635511206302675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2024635511206302675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/secim-kanunlar-degisirken.html' title='Seçim Kanunları değişirken!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-9184587722237154444</id><published>2010-03-16T04:51:00.000-07:00</published><updated>2010-03-16T04:51:26.592-07:00</updated><title type='text'>İzlenen iktisadî model, doğru değildir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Zafer ÇAĞLAYAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet Bakanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 16 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;IMF ile ilgili olarakTürkiye’nin siyasî, sosyal ve ekonomik olarak ciddi bir sınavdan geçtiğini belirttiğinizi, “7,5 yıldır yapılanlar test ediliyor, onaylanıyor” dediğinizi gazetelerden okudum. Ayrıca;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Küresel kriz ortamında IMF’nin bütün ülkelere, “Aman iç tüketimi artırın, aman para harcayın, aman insanlarınıza para verin” dediğini hatırlatarak, “Ama Türkiye’ye döndü, “siz hariç, siz yapmayın” dedi. Maalesef bu konuda çifte standart uyguladı” ifadelerini kullanmışsınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu ifadelerinizden, IMF’nin her dediğini yaptığınız anlamı çıkar. Yani; IMF’nin, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeleri, sömüren, zayıflatan ve kendilerine tabi hale getiren bir kurum olduğunu tasdik etmişsiniz. Zaten, öyle olması da gayet doğaldır. Zira; her ne kadar çok ortaklı bir kuruluş görüntüsü verse de IMF, Amerikan Hazinesinin mutlak kontrolündeki bir kuruluştur. Bu sebeple; IMF ile düzgün ve bilinçli bir şekilde müzakere etmesini başaramayan ülkeler, IMF’nin çifte standardına katlanmak zorunda kalmışlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ettiğim husus şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;30 yıldan beri etkili ve yetkili kişilerden masal dinler gibi YAPISAL REFORM, MÂLÎ ve FİNANSAL DİSİPLİN sözlerini dinlemekteyim. Dâima büyük risklerle ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldığımız için de, yetkililerin bu sözlerinin bir anlam ifade etmediğini gördüm. Neticesi de bellidir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üretmeyen veya yeterli seviyede üretemeyen bir ekonomik yapı oluşmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1980 yılında 13 milyar dolar olan iç ve dış borç stokumuz bugün, 30 yıl zarfında ödenen 1 Trilyon milyar dolar faize rağmen, 480 milyar dolara ulaşmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dış ticaret ve cari açığımız, son 6 yılda yapılan 50 milyar dolar tutarındaki özelleştirmeye rağmen, Türkiye'nin geleceğini karartacak derecede artmıştır. Ve giderek artmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İç pazara ve sanayiye sağlam bir kaynak sağlayan tarım ve hayvancılığımız çökmüştür ve Türkiye, kendi kendini besleyemez hale düşmüştür.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ham madde, ara malı ve gıda maddeleri ithalâtı, büyük boyutlara ulaşmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıllık faiz giderlerimiz, 40-50 milyar dolar seviyelerine ulaşmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durum karşısında merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;30 yıldan beri Türkiye'nin yanlış ekonomi ve para politikaları ile idare edildiğine dair bir kanaatiniz oluşmuş mudur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sâdece parasal ve mâlî politikalarla idare edilen bir ülkede, üretmek veya yeterli seviyede üretmek mümkün olur mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye'nin bu derece borçlanmasına ve dış ülkelere katma değer transfer etmesine ihtiyaç var mıydı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜİK açıklamıştır: Sabit fiyatlarla 2003 yılında 76 milyar YTL olan Gayri Safî Millî Hasıla, 2007 sonunda ancak 101 milyar YTL'ye ulaşabilmiştir. Beş yıl zarfındaki artış, yüzde 34'tür. Size göre bu, yeterli midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En önemlisi; muhtemel bir malî krizde, Türkiye'nin durumu ne olacaktır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Herkesin müşterek düşüncesi, 2001 krizinin bir beceriksizlik ve kötü idare sebebiyle meydana geldiği şeklindedir. Hattâ, Anayasa kitapçığının fırlatılması neticesinde bu krizin oluştuğu kanaati yaygındır. Acaba, siz de ayni kanaatte misiniz? Bu krizin, yabancılar tarafından plânlı ve bir hedefe yönelik olarak bilinçli bir şekilde çıkartıldığını düşündüğünüz olmuş mudur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konuyu biraz açayım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hatırlarsınız; Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremiyle sarsıldı ve ekonomisi, ağır bir darbe aldı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;29 Kasım 2000 tarihinde İngiltere Bankalar Birliği Başkanı ve İngiltere Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Andrew Buxton, verdiği bir demeçte, Türk bankacılığı için şu sözleri söylemişti:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"TÜRKİYE'DE FİNANSAL HİZMETLERİN YAYGINLAŞTIRILMASI VE GENİŞLETİLMESİ İÇİN BİRLEŞTİRMELER GERÇEKLEŞTİRİLECEK VE BAZI BANKALAR YOK OLACAKTIR."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sözler, yaratılacak bir krizin işaretleriydi. Sonraki gelişmeler, Buxton'un sözlerinin doğruluğunu ispatlamıştır. Her nedense; hiç kimse bu gerçeği, ülkenin gündemine getirmemiştir. Yani; 21 Şubat 2001 krizinin, bilinçli olarak yaratıldığını ifade eden çıkmamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Günün BDDK Başkanı Engin Akçakoca, 11 Temmuz 2001 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemişti:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"BANKALARI FONA ALMADAN REHABİLİTE EĞİLİMİNDEYDİK. BUNUN İÇİN DÖRT HAFTA DAHA FIRSAT TANINMASINI İSTEDİK. DÜNYA BANKASI İLE MUTABAKAT SAĞLADIK. AMA, IMF TARAFI DAHA KATI DAVRANDI VE İMF'Yİ İKNA EDEMEDİK. BEN, GENE DE DÜŞÜNÜYORUM Kİ; ÖYLE BİR FIRSAT TANINSAYDI, DAHA UCUZ BİR ÇÖZÜM YOLU BULUNABİLİRDİ. GARANTİSİ YOK; AMA, DENENMELİYDİ."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Engin Akçakoca'nın bu sözlerinin ne anlama geldiğini konuşan, irdeleyen ve sorgulayan çıkmamıştır. Başkalarına boyun eğdiğimizi, bilerek veya bilmeyerek herkes kabullenmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başka bir örnek, çok daha vahimdir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Günün FON bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok ise; Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci'ye verdiği ve 1 Aralık 2001 tarihli Sabah Gazetesi'nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"25 KASIM 2001 TARİHİ İTİBARİYLE TMSF'YE 18 BANKA DEVREDİLMİŞ; 4 BANKA SATILMIŞ, BİR BANKANIN LİSANSI İPTÂL EDİLMİŞTİR. 30 KASIM'DA BİR BANKA DAHA FON'A ALINMIŞ VE BİR BANKA DA KAPATILMIŞTIR. BİZ, FON'A ALINAN BANKALARI VE İŞTİRAKLERİNİ YAŞATMAYI DEĞİL, TASFİYELERİNİ HEDEF ALDIK."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonraki gelişmeler, Tevfik Altınok'un dediği gibi gerçekleşmiştir. Yani; "Batmış banka" kavramı ile "Nakit ihtiyacı olan banka" kavramı bir birine karıştırılarak, büyük bir tasfiye sağlanmış ve yabancıların banka alma kapısı açılmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hususu da kimse konuşmamıştır ve Türkiye ekonomisinin tasfiye hareketini, "BÜYÜK REFORM" olarak alkışlamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hususlarla ilgili olarak, acaba, sizin kanaat ve görüşleriniz nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gelinen nokta bilinmektedir: BUGÜN, BAŞTA BANKALARIMIZ OLMAK ÜZERE ÖNEMLİ İKTİSADÎ DEĞERLERİMİZ, YABANCILARIN ELİNE GEÇMİŞTİR. Üstelik; en büyük tasfiye, Kemâl Derviş'in programını doğru kabul eden iktidarınız tarafından gerçekleştirilmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acaba; geldiğimiz bu durum, sizi rahatsız ediyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve; muhtemel bir krizde, Türkiye'nin durumu ne olacaktır? Veya dolar ticaretine dayalı bu RANT EKONOMİSİ İLE TÜRKİYE, NEREYE GİDECEKTİR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin ekonomisini KENDİ İSTEK ve ÇIKARLARI doğrultusunda YÖNLENDİRMESİNİ başaran ve idareleri BASKI altında TUTABİLEN 15-20 holdinge ESİR edilen TÜRKİYE'NİN durumu ne olacaktır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demecinizin bir bölümünde; 2023 için, 500 milyar dolar ihracat ve 500 milyar dolar ithalat hedefi güdüldüğünü; Türkiye’nin, dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alacağını ve millî gelirde Avrupa ülkelerini aşan ve uluslararası 10 markaya sahip bir ülke olacağını ifade etmişsiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acaba Türkiye, bu hedefi nasıl gerçekleştirecektir? 7,5 yıllık iktidarınız döneminde Türkiye millî gelirini, cari fiyatlarla ancak bir misli; sabit fiyatlarla ancak, yüzde 34 oranında artırabilmiştir. Ki; bu artış da, üretime dayalı değil, ithalâta dayalı bir artıştır. 500 milyar dolarlık bir ihracat için, 2,5-3 trilyon büyüklüğünde bir ekonomik yapı gerekmektedir. Bu büyüklüğü, 13 yıl zarfında hangi programla ve nasıl gerçekleştireceksiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dikkatlerinize arz ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin ihracatı arttığı zaman DIŞ TİCARET AÇIĞI ve dolayısıyla CARÎ AÇIĞI büyümektedir. Yani; DIŞ TİCARET AÇIĞI, ihracat dışı gelirlerimizi erittiği gibi, yine de BÜYÜK MİKTARDA CARÎ AÇIK oluşmaktadır. Bu da; Türkiye’nin dış ülkeler KAYNAK TRANSFER ETTİĞİ anlamına gelmez mi? Üretmeyen veya yeterli seviyede üretim yapamayan ülkelerin, gerçek anlamda büyümeleri mümkün olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir ekonomist veya bir iktisatçı değilim; sıradan bir eczacı vatandaşım. Belki, yanlış düşünüyor olabilirim. Beni bilgilendirir ve aydınlatırsanız; hem yanılgılarım giderilmiş olur ve ham de doğru düşünmesini öğrenmiş olurum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-9184587722237154444?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/9184587722237154444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=9184587722237154444' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/9184587722237154444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/9184587722237154444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/izlenen-iktisadi-model-dogru-degildir.html' title='İzlenen iktisadî model, doğru değildir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7162623851891078495</id><published>2010-03-13T05:36:00.000-08:00</published><updated>2010-03-13T05:36:01.706-08:00</updated><title type='text'>DOĞRULAR, halka anlatılmalıdır.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 12 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çayırova’da özel sektöre ait bir tesisin açılış töreninde yaptığınız konuşmanızı dikkatle dinledim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Her zaman yaptığınız gibi, aynı konuları tekrarladınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu konuşmalarınızı, partinizin mensupları alkışlayabilirler. Ama; zorda olan büyük kitleler, ilgilenmeyebilirler. Durduk yerde halk arasında gerginlik yaratan ve halkı zıtlaştıran sözlerinizin, bu ülkeye ve bu millete bir faydası olmaz. Zira;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin 2002 yılında başlamadığını, sizden evvelki iktidarların da bu ülkeye hizmet ettiklerini herkes bilir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu bakımdan; siyasî hesaplara dayanarak partililerinizin his ve heyecanını doruk noktasına çıkarırken, partinize mensup olmayanların tahrik edildiğini ve aşağılandığını hesaba katmanızda; sulh, sükûn, huzur ve güven ortamının sağlanması için elzem olduğunu düşünmenizde sayısız faydalar vardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin dış meseleleriyle global sermayeyi ilgilendiren konuların, meydanlara taşınmasının kimseye faydası yoktur. Çünki; geçim gailesiyle ekmek parası peşinde koşan ve maruz kaldığı zorlukları aşmak için mücadele veren geniş halk kitleleri büyük düşünemez ve ince siyasete akıl erdiremez. İşte örnekler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;1-Bir ülkenin dış siyasetini bulunduğu coğrafyası belirler. Önemli bir coğrafyada konumu olan ülkeler, isteseler de, istemeseler de, dış siyasetlerini kendileri belirleyemezler ve oluşan dengelere göre hareket etmek zorunda kalırlar. Bu gerçeği, ünlü Fransız devlet adamı DE GAULLE, şu sözleriyle açıklamıştır:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Fransa’nın dış siyasetiyle ilgili olarak beyanat vereceğim zaman günlerce düşünürüm; düşündüklerimi not ederim, sonra bu notları işin uzmanlarına vererek yazılı metin haline getirtirim. Konuşacağım zaman da asla ve asla bu metnin dışına çıkmam.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;2- Global sermaye ile ilgili olan konular da, dünyada oluşan dengelere göre özellik arz eder. Dünya üzerinde meydana gelen veya kasıtlı olarak yaratılan iktisdî bunalımlar, her ülkeyi etkiler. Bilhassa; kendi kendine yetersiz ve daima başkalarına muhtaç olan ülkeleri, çok daha fazla etkiler. Zira; ülkeler arasındaki münasebetlerin hedefleri, sadece siyasî amaç taşımaz, iktisadî amaç da taşır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;IMF, her ne kadar çokuluslu bir kuruluş görüntüsü verse de; aslında bu kuruluş, Amerika Hazinesi’nin kontrolündedir. Türkiye’nin IMF ile münasebetlerini bu çerçevede düşünmeyenler veya bu gerçeği göremeyenler, hem kendilerini ve hem de milleti yanıltmış olurlar. Bunun en tutarlı örneği de; 21 Şubat 2001 ekonomik krizidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bu krizi, Anayasa Kitapçığı’nın fırlatılması sebebiyle çıktığını zannedenler, gerçek hedefi göremeyenlerdir. Bu krizle Türkiye’nin millî ekonomisi tasfiye edilmiş; başta bankacılık ve finans sektörümüz olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz, altyapı tesislerimiz, perakende ticaretimiz, yabancıların eline geçmiştir. Bu operasyon hâlen devam etmektedir; ilâç ve sağlık sektörümüzün de yabancılaşmasına kadar devam edecektir. Yani konu, IMF’ye muhtaç olup, olmamak değil; 12 Eylül 1980’den sonra IMF ile münasebetlerin ne getirdiği ve ne götürdüğü konusudur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;12 Eylül 1980’den önce Türk ekonomisi, tam anlamıyla bağımsızdı. Bağımlılık, 12 Eylül’den sonra başlamış ve bugüne kadar devam etmiştir ve bundan sonra da devam edecektir. Bu 30 yıllık dönemde Türkiye, 1 trilyon 200 milyar dolar faiz ödemiştir ve iç ve dış borç batağına saplanmıştır. Döneminizde de, Türkiye’nin serveti azalmıştır. Üstelik bugün, finans sektörünün kontrolü yabancıların elindedir. Para politikalarının tayin ve tespitinde ve devletin iç borç yönetiminde, yabancılar söz sahibidirler.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu bakımdan “Artık IMF’ye muhtaç değiliz. Ekonomimiz kendi ayakları üzerinde durabilmektedir. Biz, IMF’ye olan borcu ödemiş bir iktidarız.” demenizin bir önemi ve kıymeti yoktur. Zira; Türkiye’de reel faizler hâlâ çok yüksektir ve kur-faiz makasında ekonomiyi şekillendirenler, yüksek faiz geliri elde etmektedirler. IMF’ye ödenen borçlar övünç vasıtası olacaksa; “Döneminizde Türkiye’nin borçlarını niçin ikiye katladınız; niçin hâlâ yüksek bütçe açığı, dış ticaret açığı ve carî açık vardır? Üstelik bu dönemde 30 milyar doları aşan özelleştirme yaptığınız halde, Türkiye’nin borçları niçin artmaktadır?” diye sorulsa; acaba, cevabınız ne olur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu sebeple; IMF olsa da, olmasa da, Türkiye açısından bir önemi yoktur. Çünkü; ekonominin kontrolü, tam anlamıyla yabancıların elindedir. Açık ifadeyle; 12 Eylül’den sonra uygulanan yanlış ekonomi ve para politikaları sebebiyle Türkiye’nin millî ekonomisi tasfiye edilmiştir ve bu tasfiye devam edecektir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Anlatan çıkmadığı için halk, bu gerçekleri bilmemektedir. Türkiye genelinde bir araştırma yaptırsanız; Keban Barajı’nın, Karakaya Barajının, Urfa tünellerinin, İskenderun, Erdemir, Karabük Demir-Çelik tesislerinin, Tüpraş ve Petkim’in ve size miras olarak bırakılan saymakla bitirilemeyecek sayıdaki sanayi kuruluşlarının ve altyapı tesislerinin ne zaman inşa edildiğini ve ne zaman işletmeye açıldığını bilen pek çıkmaz. Bilenler, sadece o yörede oturanlardır. Hatta bugün İstanbul’da bir kamuoyu araştırması yaptırsanız; İstanbul’daki Boğaziçi Köprüleri’nin ne zaman inşa edilip, hizmete açıldığını bilenlerin sayısının da çok az olduğunu tespit edersiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İktidarınız sekizinci yılına girmiştir. Ülkeyi idare ediş tarzınız, rant ağırlıklıdır. Ülkenin kaynakları, belirli bir zümrenin istifadesine sunulmuş ve geniş halk kitleleri ihmâl edilerek kaderine terk edilmiştir. Artan işsizliğin, yaygınlaşan fukaralığın, üretimsizliğin, halkın çaresizliğinin gerçek sebebi de budur. Keşke dün açılışını yaptığınız NAMET tesislerinin kurucusu Kemâl Kayar’a, Sakarya’daki hayvancılığın seyrini sorsaydınız ve kendisinden, ülkenin her tarafına örnek teşkil edecek gerçek bilgileri alsaydınız.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu mektubumu eleştiri maksadıyla yazmadım; bildiğim gerçekleri anlatmak için yazdım. Türkiye’nin 30 yıldan beri yanlış ekonomi ve para politikalarıyla idare edildiği gerçeğini belirtmek istedim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7162623851891078495?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7162623851891078495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7162623851891078495' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7162623851891078495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7162623851891078495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/dogrular-halka-anlatlmaldr.html' title='DOĞRULAR, halka anlatılmalıdır.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-1583931457917925694</id><published>2010-03-12T02:39:00.000-08:00</published><updated>2010-03-12T02:39:32.747-08:00</updated><title type='text'>DEVLET, keyfe göre yönetilemez!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Abdullah GÜL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cumhurbaşkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 11 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Isparta ziyaretinizde, mühimmat yüklü kamyonla ilgili gazetecilerin yönelttiği soruya, “Bunlar savcıların görevidir, bunlarla ilgili hukukumuz, ne gerektiriyorsa o yapılır. Bunları, çok fazla büyütmemek gerekir.” şeklinde cevap verdiğinizi, televizyon haber bültenlerinde izledim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Açık sözlü bir vatandaş olarak itiraf ederim ki; bu cevabınız, kamuoyunu tatmin edecek nitelikte değildir. Zira; iki üç yıldan beri DEVLETİN KURUMLARI ARASINDA meydana gelen güvensizlikler, zıtlaşmalar ve devlet geleneklerine uymayan uygulamalar, insanlarımızı germiş, zıtlaştırmış ve bölmüş ve huzursuz etmiştir. Bu durum da; DEVLETİN, KURALLARA GÖRE YÖNETİLMEDİĞİNİN bir göstergesidir. Ki; bu olay, insanlarımızın haklılığını ispatlamıştır. Genelkurmay ve Emniyet arasında çözülmesi gereken bu olaya, işin içyüzü araştırılmadan, öğrenilmeden, Ceza Muhakemeler Usulü Kanunu’nun 250, 251 ve 252. ci maddelerine istinaden olağanüstü yetkili Cumhuriyet Savcısı müdâhil edilmiştir. Bunlar yapılırken de; televizyonlara ve basına haber verilerek, büyük bir kargaşanın yaşanmasına sebep olunmuştur. Yani; birkaç saatliğine de olsa insanlarımızın zihinleri karıştırılmış ve endişelenmelerine sebebiyet verilmiştir. Sansasyon yaratmakta gayet usta olan medyamız, bu olayı, kim bilir daha kaç gün gündeminde tutacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en Yüce Makamında bulunmaktasınız. Devletin organları, kurumları ve kuruluşları arasındaki ahengi sağlamak ve devletin, kurallarına göre işletilmesini temin etmek görevi, size tevdî edilmiştir. İnsanlarımızın beklentileri de budur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Parlâmenter sistemin gereği olarak yürütmenin elinde BÜYÜK BİR GÜÇ vardır. Bu güç, yerinde kullanılmadığı takdirde MUTLAK GÜCE dönüşür. Bu da, istense de, istenmese de, yozlaşmalara sebep olur. Zira GÜÇ, avuç içine alınmış kum gibidir; sıktıkça, parmakların arasından akar ve diğer alanlarda BAŞKA GÜÇLER oluşturur. Özellikle; fevkalâde önemli coğrafî konumu olan ülkemizde bu durum, iç ve dış odakların husumetlerine fırsat verir. İnkârı mümkün olmayan bir gerçektir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bulunduğumuz coğrafyanın önemi ve özellikleri sebebiyle; bölgemizde hedefleri, projeleri ve çıkarları olan dış ülkeler, bu bölgede; kendi kendine yeterli ve başkalarına muhtaç olmaktan kurtulmuş; dünya üzerinde kurulan her masaya eşit ağırlıkta oturmasını başarmış; hedef kovalayan ve her hedefi gerçekleştirdikten sonra yeni hedeflere yönelebilen; iç ve dış gailelerden arınmış huzurlu, mutlu ve refah içinde yüzen bir BÜYÜK TÜRKİYE istemezler ve buna, fırsat da vermezler. Onların istedikleri; kendi kendine yetersiz ve daima başkalarına muhtaç; “OTUR!” denilen yerde oturan ve “KALK” denilen yerde kalkan; iç ve dış gailelerle boğuşan huzursuz, mutsuz ve refahı unutmuş bir ZAYIF TÜRKİYE’DİR. Bu sebeple de; her türlü fitne, fesat ve kaos ortamı yaratmak için ellerinden geleni yaparlar. Geçmişte yaşanan, bugün yaşadığımız ve gelecekte yaşayacağımız bütün bunalımlar, Türkiye ile başkalarının, hedef çatışmalarının eseridir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugüne ışık tutacağına inandığım için önemli bir husus dikkatlerinize, tetkiklerinize arz etmek istiyorum:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2 Haziran 1998 tarihli Zaman Gazetesi’nde yayınlanan bir haberin özeti şöyledir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Washington (Zaman)- Türkiye’yi yakından tanıyan Amerikalı uzmanlar, Millî Savunma Üniversitesi’nde iki gün üst üste yapılan toplantılarda, Türkiye ile ilgili iç savaş senaryolarını tartıştı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ABD’de think tank kuruluşları, Türkiye’de iç savaş senaryolarını tartışıyor. Millî Savunma Üniversitesi’nde (National Defense University) yapılan toplantılarda, Türkiye ile ilgili iç savaş senaryoları tartışıldı. Türkiye’de görev yapmış bazı büyükelçiler ve Türkiye uzmanlarının katıldığı oturum, basına kapalı olarak gerçekleştirildi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;START, CAMİYE BOMBA İLE VERİLECEK:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre iç savaş senaryosu, Türkiye’nin toplumsal fay hattı sayılan Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum’da bir Cuma namazında camilerde bombalar patlamasıyla çıkan karışıklıklar üzerine bina edildi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;HALK, OTORİTEYE İSYAN EDECEK:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Amerikalı Türkiye uzmanları, bu senaryoyu çeşitli sorularla irdelediler. Oturum Alevî, Sünnî, Kürt gibi etnik veya mezhepsel grupların, ordu ve polis gibi devlet birimlerinin, İslâmî grup ve cemaatlerin ve medya patronlarının tepkisinin ne olacağı gibi sorular üzerine yoğunlaştı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Senaryoya göre camilerin bombalanmasından sonra halk kaymakamlık, valilik gibi devlet dairelerine yürüyor. Polis halkın önüne geçemeyince, sakerî birlikler devreye giriyor. Alevî-Sünnî çatışmasıyla lâik-antilâik çatışması, iç içe gerçekleşiyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Polisin çoğunluğu, Sünnî tarafına geçiyor. Ordu’da da çözülmeler oluyor. Polisle asker çatışıyor. Büyük kitleler, orduya karşı tavır alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İslâmî gruplar, yurtdışından silâh bağlantıları kuruyor. Bazı cemaat liderleri, topluluklarını kontrol etmeyi başaramıyor ve ülkeyi terk ediyor. İslâmî görüşleriyle bilinen bazı yazar ve aydınlar, suikasta uğruyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu tartışmaların ardından bir değerlendirme toplantısı daha yapıldı. ABD’nin tavrının nasıl olması gerektiği ve ABD ulusal çıkarlarının nasıl etkileneceği görüşüldü.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ABD, SONRASININ HESABINI YAPIYOR:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Washington kaynakları, ABD hükümetinin Türkiye’de yaşanan iç siyasî gerginliğin doğurabileceği vahim sonuçların, ABD çıkarlarını olumsuz yönde etkilemesinden endişe ediyor ve bu nedenle ABD’nin, Türkiye üzerindeki baskısını artıracağını ifade ediyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Özellikle TSK üzerindeki geleneksel yaptırım gücünü kaybetmeye başlayan ABD, Türkiye siyasetindeki ağırlığını açıkça hissettiren Türk Ordusu’nu, nasıl ABD çizgisine çekebileceğini düşünüyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bu arada ABD’nin Türkiye ile ilgili diplomatik mesajlarının üslûbunu, giderek sertleştirme eğiliminde olduğu da gözden kaçmıyor. ABD hükümeti, Dışişleri Bakanlığı sözcüsü aracılığı ile Recep Tayyip Erdoğan’ın mahkûm edilmesine, Refah Partisi’ni kapatma kararından bile daha ağır bir dille, resmî tepkisini gösterdi.”&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12 yıl önce yayınlanan bu yazı, herkesi düşündürmeli ve ülkeyi idare edenlere yön göstermelidir. Zira;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin sulh, sükûn, huzur ve güven ortamı içinde geçirebileceği 15-20 yıllık bir zaman dilimine ihtiyacı vardır. Ülkeyi yönetenler, böylesine önemli bir zaman dilimini niçin yakalayamadığımızı düşünmelidirler. Bir birleriyle zıtlaşan ve kavga eden bir toplum yapısının oluşturulmasını isteyenlerin gerçek niyetlerini ve uyguladıkları metotlarını, gayet iyi anlamalıdırlar. Türkiye’ye husumet besleyen ülkelerin, uzun vadeli hedef güttüklerini bilmelidirler. Genç bir muhabirin bavullar dolusu belgeleri, CD’leri nereden elde ettiğini ve bunları hangi maksat ve göreve istinaden Cumhuriyet Savcılığı’na teslim ettiğini araştırmalıdırlar. Aksi halde; Ülkenin, milletin ve devletin DİRLİK VE DÜZENLİĞİ, bir daha düzeltilemeyecek derecede bozulur. Bu sebeple; DEVLETİN, BİR PARTİ DEVLETİ haline getirilmemesi ve DEVLETİN, kurallarına göre yönetilmesi şarttır. Kurallarına göre yönetilen bir devlet, bütün iç ve dış husumetleri bertaraf etmeye yeterlidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülke meselelerini yakından ve dikkatli biçimde izleyen bir vatandaş olara ve demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-1583931457917925694?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/1583931457917925694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=1583931457917925694' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/1583931457917925694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/1583931457917925694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/devlet-keyfe-gore-yonetilemez.html' title='DEVLET, keyfe göre yönetilemez!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7340107148722292032</id><published>2010-03-10T13:47:00.000-08:00</published><updated>2010-03-10T13:47:03.018-08:00</updated><title type='text'>Halkı aldatanlar.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Mehmet Ali BİRAND&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Posta, Hürriyet, Milliyet Gazeteleri Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul&amp;nbsp;&amp;nbsp; 9 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BİRAND; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9 Mart 2010 tarihli ve “Durum kötüye gidiyor, açılıma sahip çıkalım” başlığını taşıyan yazınızı okudum. Yazınızın giriş bölümünde;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Diyarbakır’da yaşanan olayların hepimizi titretmesi gerekir. Bunun ne anlama geldiğini sorarsanız; rahatlıkla, “Türk-Kürt ayırımının, yani bölünmenin en tehlikeli işaretidir” diyebilirim. Her türlü açılıma karşı çıkan, milliyetçilik rüzgârları estirip oy peşinde koşanlar, artık kına yakabilirler. Ülkeyi nereye doğru götürdüklerini görsünler. Bu manzara, Kürt sorunu konusundaki “Açılım Çalışmalarının” ne kadar gerekli, ne kadar kaçınılmaz olduğunu bir defa daha ortaya koydu. Bu ülkenin iyi plânlanmış, cesur adımlar atan hızlı bir AÇILIM POLİTİKASINA ihtiyacı var.” ifadelerini kullanmışsınız!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak konusudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilerek veya bilmeyerek, ülkenin bu duruma düşmesi için gayret etmediniz mi? Gerçekte olmayan bir Kürt meselesini evirip, çevirip yıllardan beri Türkiye’nin bir numaralı gündemi haline getiren siz değil misiniz? Bölgemizde hedefleri, hesapları ve projeleri olan dış ülkelerin, bir Türk-Kürt çatışması istediklerini ve bunun için ellerinden geleni yaptıklarını, gayet iyi bildiğiniz halde; kamuoyunu aydınlatıcı, bilgilendirici ve doğru istikamete yönlendirici herhangi bir yazı yazdınız mı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugünkü yazınız dahî yapmacık, saptırıcı, yanlış yönlendirici ve halkı aldatıcı bir yazıdır. “Her türlü açılıma karşı çıkan, milliyetçilik rüzgârları estirip oy peşinde koşanlar, artık kına yakabilir.” ifadeniz, tam anlamıyla tahrik ve itham edici ve de aklı başında olan herkesi sinirlendirici bir ifadedir. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir milleti, millet yapan değerler bilinmektedir ve bu değerlere millî değerler adı verilir. Millî değerlere sahiplilik bilgi ve şuurunu, daima, ırka dayalı bir milliyetçilik olarak sundunuz ve Kürt milliyetçiliğini tahrik edici bir unsur olarak sundunuz. Sanki bu ülkede, Türk-Kürt ayırımı yapılıyormuş gibi bir hava estirdiniz. Başkalarının teşviki, tahriki ve desteği sayesinde yaratılan bir ayrılıkçı hareketin güçlenmesi için olanca gücünüzle çalıştınız. Hiçbir zaman da, halka doğruları söylemediniz. Bölücü emeller taşıyan PKK’yı, Kürt halkının temsilcisiymiş gibi takdim ettiniz. Bunları yaparken de dilinize pelesenk ettiğiniz AÇILIM POLİTİKASININ ne olduğunu veya ne olması gerektiğini, hiçbir zaman açıklamadınız. Açık bir şekilde “şunlar, şunlar yapılmalıdır” demediniz. Millî değerlere sahip çıkmayı suç olarak ilân ettiniz. Ülkemizde etnik ayrılıkçılığa dayalı bir uygulama olmadığı halde, varmış gibi bir hava estirmeye çalıştınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi de; Diyarbakır’da yaşanan olayları, “Türk-Kürt ayırımının, yani bölünmenin en tehlikeli işaretidir” diyerek, gerçeklerin üstünü örtmek için etrafa korku salmaya çalışmaktasınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BİRAND;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hiç merak etmeyiniz; bütün tahrik, tertip ve provokasyonlara rağmen bu millet bölünmeyecektir. Doğu ve Güneydoğu’da yapılan kamuoyu araştırmalarında halkın yüzde 83’ünün ayrılıkçı hareketleri desteklemediklerini göstermektedirler. Halk, etnik kimliğe göre bir ayrım yapılmadığını ifade etmektedir. Ayırımcılık yapıldığı tezi, sizin ve sizin gibi düşünenlerin zihinlerinde vardır. Geçenlerde, gazetelerde haber olarak yer aldı: TRT-6 izleyicileri, ısrarlı bir şekilde “Yurttan Sesler” programının yayınlanmasını istemişler. Sizler; TRT-6’ya, TRT-ŞEŞ diyorsunuz. Yani; Farsça şeşi, Türkçe altıya tercih ederek bunu, Kürtçe olarak yutturmaya çalışıyorsunuz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sizden ricam şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yarından itibaren Kürt sorunu ile ilgili AÇILIM POLİTİKASININ ne olduğunu, nelerin yapılmasının gerektiğini gayet açık bir şekilde yazarak halkı bilgilendiriniz. Bunu, başkalarının arabasına binmeden yapınız. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7340107148722292032?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7340107148722292032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7340107148722292032' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7340107148722292032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7340107148722292032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/halk-aldatanlar.html' title='Halkı aldatanlar.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-5650107584761241616</id><published>2010-03-10T05:19:00.000-08:00</published><updated>2010-03-10T05:19:48.297-08:00</updated><title type='text'>Türkiye'nin gerçek gündemi değildir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Cemil ÇİÇEK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet Bakanı Ve Başbakan Yardımcısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 9 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gazeteci Seda Şimşek ile yaptığınız söyleşiyi okudum. Ağırlık verdiğiniz konu, Anayasa değişikliği ve buna bağlı olarak YARGI REFORMU’dur. Bu sebeple; bilhassa Yargı reformu konusunda halkın bilgilendirilmesi ve aydınlatılması şarttır. Zira;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geniş halk kitleleri, yapmayı düşündüğünüz Yargı Reformu’nu, Adâlet Reform’u olarak algılamaktadır. Çünkü Halk; mahkemelerin donanım, fizikî altyapı ve teknik imkânsızlıklar sebebiyle ağır işlemesinden, beraberinde adâleti getirmeyen kanunların yürürlükte bulunmasından rahatsızdır ve bunun vebalini de mahkemelere yüklemektedir. Hâkimlerin, yürürlükteki kanunlara göre yargılama yaptıklarını düşünmemektedir. Bu durum da, adâlete karşı bir güvensizlik oluşturmuştur. Bu sebeple;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Getirilmek istenen Yargı Reformu’nun, Yüksek Yargı’nın, yeniden yapılandırılması hedefine yönelik olduğu gerçeği, halka gayet iyi ve anlayacağı bir şekilde anlatılmalıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uzun yıllardan beri siyasetin içinde bulunmanız ve yüksek makamlarda görev yaptığınız için, şu gerçeği belirtmekte beis görmüyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim ne derse desin ve nasıl yorumlarsa yorumlasın; 12 Eylül 1980’den sonra kabul edilen Anayasa, Yürütmeyi kuvvetlendirmiş ve adâleti, kısmen de olsa bağımlı hale getirmiştir. Bu da, ülkeyi yönetenlere keyfilik kapılarını açmıştır. Ayrıca; gerçek demokrasilerin vazgeçilmezi olan KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNİ ortadan kaldırmıştır. Örnekler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- Adâletsiz Siyasî Partiler ve Seçim Kanunları sebebiyle halk, sistemin dışına itilmiş ve siyasî parti liderleri ilk ve son söz sahibi haline getirilmiştir. Bilhassa tek parti iktidarlarında Meclisler, Yasama ve Denetleme görevlerini HÜR İRDESİYLE yapamaz hale düşürülmüştür. 1980’li yıllarda, Güneri Civaoğlu Milletvekillerini tarif ederken, defalarca “Kol kaldırma makinesinin ağır işçileri” ifadesini kullandığı halde, Milletvekillerinden bir tepki almamıştır. Boş kâğıda imza atılmış karanâmeler, kanun teklifleri ve istifa mektupları, alışılmadık biçimde sistemin adını değiştirmiş ve sistemi tanınmaz hale getirmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- 1982 Anayasa’sı Hükümetlere, zor zamanlarda işlerin kolay yürütülmesi için KANUN KUVVETİNDE KARARNÂME çıkarma hakkı tanımıştır. Bu hakkı tanırken de; “Kanun Kuvvetindeki Kararnâmeler, ivedilikle Meclise sevk edilir” hükmünü eklemiştir. Fakat; Meclis İçtüzüğü’nde bu hususla ilgili olarak bir düzenleme yapılmadığı için, Kanun Kuvvetindeki Kararnâmeler, Meclis’in tozlu raflarında bekletilmiştir. Bu kararnâmelerin adâleti getirip, getirmediği hiç araştırılmamıştır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3- Günün Adâlet Bakanlığı Müsteşar’ı Arif Yüksel’i hatırlayabilen pek çıkmaz. Ama; siz, gayet iyi hatırlarsınız. 1991 seçimlerinden sonra oluşan siyasî iktidar, yani, Hükümet, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Arif Yüksel’in görevden alınmasına dair üçlü Kararnâme’yi imzalamadığı için, Demirel Hükümeti, Arif Yüksel’i 18 ay görevden alamamıştır. Bu durum karşısında Müsteşar Arif Yüksel, “Ben emirleri ancak Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan alırım. Çünkü; beni bu makama, Turgut Özal getirmiştir.” diyerek, hükümete, devlete ve sisteme açık bir şekilde meydan okumuştur. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu örnekler tahtında günümüze de bakmakta fayda vardır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sistemin çarpıklığı sebebiyle, bugün de değişen bir şey yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, tam anlamıyla Siyasî İktidarın, Hükümetin ve dolayısıyla Başbakan Erdoğan’ın kontrolü altındadır. TBMM, Yasama ve Denetleme görevini kendi HÜR İRDESİYLE yerine getirememektedir. Bugün, Hükümetin istemediği bir kanun tasarısı veya teklifi Meclisin gündemine getirilemez; getirilse dahî kanunlaşamaz. Buna mukabil; Hükümetin istediği her kanun tasarısı veya teklifi Meclis gündemine gelir ve kolayca kanunlaşır. Kanunların beraberlerinde adâleti getirip, getirmediği de kimsenin umurunda değildir. Meclis’in denetleme görevi de, Hükümetin irade ve isteğine tabîdir. Bu gerçeği de, hiç kimse inkâr edemez.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;30 yıldan beri Türkiye, bu çarpık sistemle idare edilmektedir ve halk, bu sistemden dışlanmıştır. Halka verilen görev; belirli zamanlarda, yani seçim zamanlarında, siyasî Parti liderlerinin düzenledikleri oy pusulalarını sandığa atmaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu çarpık sistem; Türkiye’yi gerçek hedeflerinden uzaklaştırmış ve Devleti, tanınmaz hale getirmiştir. Perişanlıkların, keyfiliklerin ve huzursuzlukların gerçek sebebi de budur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu bakımdan; Adâlet Reformu adı altında Anayasa değişikliği yaparak, Yüksek Yargıyı yeniden şekillendirmek suretiyle Türkiye’nin huzura kavuşacağını zannedenler, yanıldıklarını, kısa bir süre sonra anlayacaklardır. Zira; Türkiye’nin asıl zorluğu, DEVLETİN, kurallarına göre yönetilmemesinden kaynaklanmıştır. İktidarların değişeceğini, değişmek zorunda olduğunu düşünmeyenler veya kabullenmeyenler, “Günü kurtarma” ölçülerine göre hareket ettikleri için, Türkiye’yi tam anlamıyla HÜR ve DEMOKRAT bir ülke yapamamışlardır. Hem siyasî alanda ve hem de iktisadî alanda Türkiye’nin ufkunu karartmışlar ve milleti de perişan hale düşürmüşlerdir. Gerçeği görmeyenler ve kabullenmeyenler, kendilerinden önceki iktidarları suçlayarak, kendilerini aklamaya çalışmışlardır ve devlette devamlılığın esas olduğunu, asla düşünmemişlerdir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidarınız, sekizinci yılındadır ve Türkiye, hem siyaseten ve hem de iktisaden gayet zor durumdadır. Bu zorluklar, Anayasa değişikliğiyle aşılamaz. Zaten bu değişikliğin bir faydası da olmaz; geniş halk kitleleri rahatlamaz, fukaralık ve işsizlik ortadan kalkmaz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate akacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-5650107584761241616?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/5650107584761241616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=5650107584761241616' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5650107584761241616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5650107584761241616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/turkiyenin-gercek-gundemi-degildir.html' title='Türkiye&apos;nin gerçek gündemi değildir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-6222467301938883286</id><published>2010-03-07T13:58:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T13:58:08.516-08:00</updated><title type='text'>Demokraside keyfe göre adâlet olmaz!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 6 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TUSKON Genel Kurulu’nda yaptığınız konuşmanızın basına yansıyan bölümlerini dikkatle okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hiç kimsenin cesaret edip yüzünüze karşı söylemeye cesaret edemeyeceği gerçek durum, şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye, normalleşmiyor ve giderek, daha da gerginleşiyor. Bu gerginliğin gerçek sebebi de, ülkeyi idare ediş tarzınızdır. Ülkenin Başbakanı olarak elinizde bulundurduğunuz DEVLET GÜCÜNÜ, bütün milleti kucaklayacak tarzda kullanmamış olmanız, hem devletin kurumları arasında ve hem de, milletin fertleri arasında ahenksizliklere ve zıtlaşmalara sebep olmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Elinizdeki DEVLET GÜCÜNÜ, öylesine yanlış kullandınız ki; bu güce dayanarak, milletvekili adaylarını, Kabinenin Bakanlarını, Meclis Başkanı’nı ve Cumhurbaşkanı’nı, Partinizin il ve ilçe teşkilâtlarını tek başınıza belirlediniz. Bunu yaparken de; gücün, avuç içine alınan bir kum gibi olduğunu, sıktıkça parmakların arasından akıp, gideceğini, hiçbir zaman düşünmediniz. Öyle zannediyorum ki; parmaklarınızın arasından akıp, giden güç, kabul etseniz de, etmeseniz de, başka güçler oluşturmuştur. Yani; olayların seyri, kontrolünüzden çıkmış ve günün birinde, sizi de zorda bırakabilecek bir seyir izlemeye başlamıştır. Bu da; halkın efkârını karıştırmış ve birbiriyle zıtlaşan bir toplum yapısı oluşturmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarih, bu duruma düşen veya düşürülen ülkelerin ve milletlerin akibetlerinin ne olacağını da kayda geçirmiştir. Zaten; hükümlerinin hiçbir zaman eskimeyeceği belli olan Büyük Kitap Kur’an’da Allah, bu gerçeği, gayet açık ve herkesin anlayacağı bir şekilde beyan etmiştir. İşte, Enfâl Suresi’nin 46.cı Ayeti’nin mânâsı:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Tefrikalar, ihtilâflar, kavgalar içinde çalkalanan, fertleri birbirleriyle boğuşan milletler, harice karşı varlıklarını koruyamazlar.” Elmalılı Hamdi Efendi de, “Hak Dini, Kur’an Dili” adını verdiği tefsirinde, bu âyetin mânâsını, şu şekilde açıklamıştır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Allah’a ve Peygamberi’ne itaat edin; sürtüşüp, çekişmeyin; tartışıp, bölünmeyin. Sonra korkaklaşırsınız. Devletinizin kudret havası esip, gider.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Maalesef bugün Türkiye, böyle bir süreçten geçmektedir. Bu gidişi durdurmanın tek çaresi de; DEVLETİN GÜCÜNÜ âdil bir şekilde kullanmak ve siyasî hesapları bir tarafa bırakarak, topyekün bütün milleti kucaklamaktır. Bu yapılmadığı veya yapılamadığı takdirde, mevcut bunalımın daha da ağırlaşacağı kesindir. Bu hususta Hz. Peygamberimizin şu muhteşem Hadis-i Şerifi, “İNANDIM!” diyen herkese rehber olmalıdır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Bir millet ve bir ülke için en büyük tehlike; idare edenlerin ihtirasları ve adâletsizlikleriyle, zenginlerin merhametsizlikleri ve hasislikleridir.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konuşmanızın bir bölümünde; “Türkiye’de YÜRÜTME DE YASAMA DA, yargı tarafından kuşatılmıştır.” ifadesini kullanmışsınız. Bu ifadeniz, halkın zihnini karıştırır ve bu ifadenizden, ADLİYE TEŞKİLÂTINI kastettiğiniz gibi bir anlamın kabullenilmesine sebep olur. Ki; bu durum, halkın adâlete güvenini sarsar ve yargının yıpranmasına sebep olur. Zaten teknik imkânsızlıklar ve mekân darlıkları sebebiyle adliye teşkilâtı geç işlemektedir ve davalar, uzamaktadır. Bu durumu halk, mahkemelerin zaafı olarak kabul etmektedir. Ayrıca; yürürlükteki adâletsiz kanunlar sebebiyle verilen kararları, hâkimlerin şahsî kararı olarak algılamaktadır. Bu sebeple; yukarıdaki ifadenizin, YÜKSEK YARGI ORGANLARINI kapsadığını açıklamanızda büyük fayda vardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir vatandaş olarak, açık bir şekilde belirtmekte beis görmüyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Genellikle TRT-3 Televizyonu’nda naklen yayınlanan Meclis oturumlarını izliyorum. Yasma ve denetleme görevleriyle yükümlü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, kesin bir şekilde YÜRÜTMENİN, diğer bir ifadeyle, BAŞBAKANKLARIN kesin kontrolünde ve kuşatması altındadır. Açık ifadeyle; Başbakanların istemediği hiçbir kanun tasarısı veya teklifi, Meclis’in gündemine gelemez; gelse dahî, kanunlaşamaz. Buna mukabil; Başbakanların istediği her kanun tasarısı veya teklifi Meclis’in gündemine gelir ve kolayca kanunlaşır. Bu faaliyetlerde; kanunların, beraberlerinde adâleti getirip, getirmediği dikkate alınmaz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Meclis’in, Hükümetlerin faaliyetlerini de denetleme hakkı ve görevi vardır. Meclis, bu görevini de HÜR İRADESİYLE kullanamamaktadır. Hükümetler onaylamadığı takdirde, Meclis Araştırma ve Soruşturma Komisyonları kurulamamaktadır. Yani; Meclis çoğunluğuna sahip iktidarlar, Meclis’in faaliyetlerini kısıtlamaktadır. Millî İrade kavramı da, İktidar Partilerinin iradesi olarak kabullenilmektedir. Meclis’de, muhalefetin esamesi bile okunmamaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durum karşısında elbette ki; Yüksek Yargı Organı olan ANAYASA MAHKEMESİ’NE müracaat edilmektedir. Hükümet icraatlarında da öyledir; Hükümetlerin haksız icraatları, yine yüksek Mahkeme olan Danıştay’a götürülmektedir. Böyle olması da gayet normaldir. Zira; demokrasilerde hiçbir iktidara SINIRSIZ YETKİLER tanınmaz. Tanındığı takdirde; REJİMİN adı, DEMOKRASİ olmaz! Zaten yüce ve evrensel olan İslâm Dinî de, keyfî ve adâletsiz icraatlara geçit vermez. İslâm’da, gerek hak hususunda, gerek vazife hususunda ve gerekse adâlet hususunda imtiyazlı bir sınıf yoktur ve hiç kimseye de, ayrıcalık tanınmamıştır; herkes, makamı, mevkii, rütbesi, sıfatı ve serveti ne olursa olsun, yaptıklarının hesabını vermek zorundadır. Bu hususla ilgili olarak Hz. Peygamberimiz, “Bir millet icabında KÜFÜRLE devam edebilir ve fakat ZULÜMLE asla devam edemez.” diye buyurmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülkemizdeki olup, bitenleri dikkatli biçimde takip eden bir vatandaş olarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-6222467301938883286?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/6222467301938883286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=6222467301938883286' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6222467301938883286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6222467301938883286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/demokraside-keyfe-gore-adalet-olmaz.html' title='Demokraside keyfe göre adâlet olmaz!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8068851416671002319</id><published>2010-03-07T03:50:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T03:50:44.639-08:00</updated><title type='text'>Gerçekler iyi bilinmezse!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Nazım EKREN &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 24 Eylül 2008&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Bakan;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Katıldığınız bir toplantıda, &lt;span style="color: red;"&gt;"TÜRKİYE HEM YAPISAL REFORMLARLA, HEM DE MÂLİ VE FİNANSAL DİSİPLİNLE KENDİ İÇİNDEN ORTAYA ÇIKACAK BİR KRİZ İHTİMÂLİNİ ÖNEMLİ ÖLÇÜDE KONTROL ALTINA ALMIŞ BULUNUYOR. MÂLÎ SEKTÖR BAKIMINDAN, KAMU SEKTÖRÜ BAKIMINDAN, BİLÂNÇO AÇISINDAN CİDDİ BİR PROBLEMLE KARŞI KARŞIYA DEĞİLİZ. İÇ BORÇLAR YTL OLDUĞU İÇİN KOLAY. ÖZEL SEKTÖRÜN DIŞARDAN ALDIĞI KREDİ MİKTARINDA ARTIŞ VAR. ELBETTE BU PARANIN NEREDE KULLANILDIĞI ÖNEMLİ. ARTAN MİKTAR DÖVİZ GELİRİ VE DÖVİZ GİDERİ DENGESİ OLUŞMADIYSA BİR RİSKTİR."&lt;/span&gt; Dediğinizi, gazetelerden okudum. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ettiğim husus şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;28 yıldan beri etkili ve yetkili kişilerden masal dinler gibi YAPISAL REFORM, MÂLÎ ve FİNANSAL DİSİPLİN sözlerini dinlemekteyim. Dâima büyük risklerle ve ekonomik krizlerle karşı karşıya kaldığımız için de, yetkililerin bu sözlerinin bir anlam ifade etmediğini gördüm. Neticesi de bellidir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üretmeyen veya yeterli seviyede üretemeyen bir ekonomik yapı oluşmuştur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1980 yılında 13 milyar dolar olan iç ve dış borç stokumuz bugün, 28 yıl zarfında ödenen 500 milyar dolar faize rağmen, 480 milyar dolara ulaşmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dış ticaret ve cari açığımız, son 6 yılda yapılan 50 milyar dolar tutarındaki özelleştirmeye rağmen, Türkiye'nin geleceğini karartacak derecede artmıştır. Ve giderek artmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İç pazara ve sanayiye sağlam bir kaynak sağlayan tarım ve hayvancılığımız çökmüştür ve Türkiye, kendi kendini besleyemez hale düşmüştür.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ham madde, ara malı ve gıda maddeleri ithalâtı, büyük boyutlara ulaşmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıllık faiz giderlerimiz, 50 milyar dolar seviyelerine ulaşmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durum karşısında merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;28 yıldan beri Türkiye'nin yanlış ekonomi ve para politikaları ile idare edildiğine dair bir kanaatiniz oluşmuş mudur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sâdece parasal ve mâlî politikalarla idare edilen bir ülkede, üretmek veya yeterli seviyede üretmek mümkün olur mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye'nin bu derece borçlanmasına ve dış ülkelere katma değer transfer etmesine ihtiyaç var mıydı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;TÜİK açıklamıştır: Sabit fiyatlarla 2003 yılında 76 milyar YTL olan Gayri Safî Millî Hasıla, 2007 sonunda ancak 101 milyar YTL'ye ulaşabilmiştir. Beş yıl zarfındaki artış, yüzde 34'tür. Size göre bu, yeterli midir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En önemlisi; muhtemel bir malî krizde, Türkiye'nin durumu ne olacaktır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Bakan;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Herkesin müşterek düşüncesi, 2001 krizinin bir beceriksizlik ve kötü idare sebebiyle meydana geldiği şeklindedir. Hattâ, Anayasa kitapçığının fırlatılması neticesinde bu krizin oluştuğu kanaati yaygındır. Acaba, siz de ayni kanaatte misiniz? Bu krizin, yabancılar tarafından plânlı ve bir hedefe yönelik olarak bilinçli bir şekilde çıkartıldığını düşündüğünüz olmuş mudur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konuyu biraz açayım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hatırlarsınız; Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremiyle sarsıldı ve ekonomisi, ağır bir darbe aldı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;29 Kasım 2000 tarihinde İngiltere Bankalar Birliği Başkanı ve İngiltere Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Andrew Buxton, verdiği bir demeçte Türk bankacılığı için şu sözleri söylemişti:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;"TÜRKİYE'DE FİNANSAL HİZMETLERİN YAYGINLAŞTIRILMASI VE GENİŞLETİLMESİ İÇİN BİRLEŞTİRMELER GERÇEKLEŞTİRİLECEK VE BAZI BANKALAR YOK OLACAKTIR."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sözler, yaratılacak bir krizin işaretleriydi. Sonraki gelişmeler, Buxton'un sözlerinin doğruluğunu ıspatlamıştır. Her nedense; hiç kimse, bu gerçeği ülkenin gündemine getirmemiştir. Yani; 21 Şubat 2001 krizinin, bilinçli olarak yaratıldığını ifade eden çıkmamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Günün BDDK Başkanı Engin Akçakoca, 11 Temmuz 2001 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemişti:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;"BANKALARI FONA ALMADAN REHABİLİTE EĞİLİMİNDEYDİK. BUNUN İÇİN DÖRT HAFTA DAHA FIRSAT TANINMASINI İSTEDİK. DÜNYA BANKASI İLE MUTABAKAT SAĞLADIK. AMA, IMF TARAFI DAHA KATI DAVRANDI VE İMF'Yİ İKNA EDEMEDİK. BEN, GENE DE DÜŞÜNÜYORUM Kİ; ÖYLE BİR FIRSAT TANINSAYDI, DAHA UCUZ BİR ÇÖZÜM YOLU BULUNABİLİRDİ. GARANTİSİ YOK; AMA, DENENMELİYDİ."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Engin Akçakoca'nın bu sözlerinin ne anlama geldiğini konuşan, irdeleyen ve sorgulayan çıkmamıştır. Başkalarına boyun eğdiğimizi, bilerek veya bilmeyerek herkes kabullenmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başka bir örnek, çok daha vahimdir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Günün FON bankaları Ortak Yönetim Kurulu Başkanı Tevfik Altınok ise; Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Semerci'ye verdiği ve 1 Aralık 2001 tarihli Sabah Gazetesi'nde yayımlanan demecinde, şu dikkat çekici sözleri söylemiştir:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;"25 KASIM 2001 TARİHİ İTİBARİYLE TMSF'YE 18 BANKA DEVREDİLMİŞ; 4 BANKA SATILMIŞ, BİR BANKANIN LİSANSI İPTÂL EDİLMİŞTİR. 30 KASIM'DA BİR BANKA DAHA FON'A ALINMIŞ VE BİR BANKA DA KAPATILMIŞTIR. BİZ, FON'A ALINAN BANKALARI VE İŞTİRAKLERİNİ YAŞATMAYI DEĞİL, TASFİYELERİNİ HEDEF ALDIK."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Sonraki gelişmeler, Tevfik Altınok'un dediği gibi gerçekleşmiştir. Yani; "Batmış banka" kavramı ile "Nakit ihtiyacı olan banka" kavramı bir birine karıştırılarak, büyük bir tasfiye sağlanmış ve yabancıların banka alma kapısı açılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hususu da kimse konuşmamıştır ve Türkiye ekonomisinin tasfiye hareketini, "BÜYÜK REFORM" olarak alkışlamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hususlarla ilgili olarak, acaba, sizin kanaat ve görüşleriniz nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Gelinen nokta bilinmektedir: BUGÜN, BAŞTA BANKALARIMIZ OLMAK ÜZERE ÖNEMLİ İKTİSADÎ DEĞERLERİMİZ, YABANCILARIN ELİNE GEÇMİŞTİR. Üstelik; en büyük tasfiye, Kemâl Derviş'in programını doğru kabul eden iktidarınız tarafından gerçekleştirilmiştir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acaba; geldiğimiz bu durum, sizi rahatsız ediyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve; muhtemel bir krizde, Türkiye'nin durumu ne olacaktır? Veya dolar ticaretine dayalı bu RANT EKONOMİSİ İLE TÜRKİYE, NEREYE GİDECEKTİR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;FİNANS ve BANKACILIK kesimiyle, TÜRKİYE'NİN ekonomisini İSTEK ve ÇIKARLARI doğrultusunda YÖNLENDİRMESİNİ başaran ve idareleri BASKI altında TUTABİLEN 15-20 holdinge ESİR edilen TÜRKİYE'NİN durumu ne olacaktır?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülke meselelerini dikkatli yakından takip eden bir vatandaş olarak demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-8068851416671002319?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/8068851416671002319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=8068851416671002319' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8068851416671002319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8068851416671002319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/sayn-nazm-ekren-devlet-bakan-ve.html' title='Gerçekler iyi bilinmezse!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-4617547356454023157</id><published>2010-03-07T03:35:00.000-08:00</published><updated>2010-03-07T03:35:20.685-08:00</updated><title type='text'>Gerçekleri saptıranlar sorumludur.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Derya SAZAK, Fehmi KORU,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa EDOĞAN, Fuat KEYMAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Politik Açılım Programı TRT-1 Televizyonu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 7 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Program Yapımcısı ve Konuklar;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Kendin pişir, kendin ye!” şeklinde düzenlediğiniz bu programda; gerçek siyasî hedefinizi gizleyerek halkın efkârını karıştırmaya ve geniş halk kitlelerini yanıltmaya hakkınız yoktur. Sebebine gelince:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ermenistan meselesi, sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir sorun değildir. Bölgenin önemi ve özellikleri sebebiyle Amerika ve Rusya da bu soruna müdâhildir ve her iki güç, kendi hedef, çıkar ve projeleri doğrultusunda ERMENİ KOZUNU kullanmaktadır. Kim ne derse desin ve nasıl yorumlarsa yorumlasın; bölgenin en büyük oyuncusu, Amerika Birleşik Devletleri’dir. Bu sebeple de ABD, her iki ülkeyi de baskı altında tutarak, Rusya’nın bölgedeki etkinliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Yani; iki süper gücün kavgası, gerçeklerden habersiz ve yeteri kadar aydınlatılmayan iki ülkenin halklarını, bir birlerine düşman haline getirmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İlk etapta ABD, Rusya’nın içinde bulunduğu zaaftan istifade ederek Rusya’yı aldatmış ve Ermenistan’ın Azerbaycan’ı işgal etmesine yardımcı olmasını sağlamıştır ve Ermenistan ile Türkiye arasındaki münasebetleri tıkamıştır. Olayları bu açıdan incelemesini, araştırmasını ve irdelemesini başaramayanlar, hem kendilerini ve hem de milleti aldatmış olurlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çözüme gelince:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye, daha işin başından beri koyduğu hedeflerine dönmedikçe, bölgede etkin bir rol oynayamaz ve başkalarına tabî bir politika uygulamak zorunda kalır. Gelişmeler de, bu gerçeği doğrulamaktadır. Şimdi, Türkiye’nin gerçek hedeflerine bir bakalım:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendi kendine yeterli ve başkalarına muhtaç olmaktan kurtulmuş; dünya üzerinde kurulacak her masaya eşit ağırlıkta oturmasını başarmış; hedef kovalayan ve her hedefi gerçekleştirdikten sonra yeni hedeflere yönelebilmiş; iç ve dış gailelerden kurtularak sulh, sükûn, huzur ve güven içersinde refaha ulaşmış güçlü ve BÜYÜK BİR TÜRKİYE!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne yazık ki Türkiye, bölgede hedef güden ülkelerin hedeflerine yenik düşmüştür. O hedef de, bellidir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendi kendine yetersiz ve dâimâ başkalarına muhtaç; “OTUR!” denilen yerde oturan ve “KALK!” denilen yerde kalkan; iç ve dış gailelerle boğuşan huzursuz, mutsuz ve refahı unutmuş zayıf bir TÜRKİYE!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geçmişte yaşadığımız ve bugün yaşanan ve hatta gelecekte yaşayacağımız olaylara bu gözle bakmadığınız sürece; Türkiye’yi, gerçek hedeflerinden uzaklaştıran MUCİZE KİŞİLERE övgüler düzerek, hem kendinizi aldatmış ve hem de milleti yanıltmış; antipati veya sempati ölçülerine göre yapacağınız değerlendirmeler, hakikatlerin üstünü örteceği için, Türkiye’ye zarar vermiş olursunuz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-4617547356454023157?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/4617547356454023157/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=4617547356454023157' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4617547356454023157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4617547356454023157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/gercekleri-saptranlar-sorumludur.html' title='Gerçekleri saptıranlar sorumludur.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-5237306323475931801</id><published>2010-03-04T04:05:00.000-08:00</published><updated>2010-03-04T04:05:33.807-08:00</updated><title type='text'>Tefrika, bütün insanlığın düşmanıdır.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Hüseyin GÜLERCE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zaman Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 4 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın GÜLERCE;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4 Mart 2010 tarihli ve “Cunta nihayet çiçek açtı” başlığını taşıyan yazınızı okudum. Merak ettiğim husus şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mesleğinizin öğretmenlik olduğunu; şu anda emekli öğretmen olan bir yazar olduğunuzu; Yalova’da, Gülen Cemaati’nin etkili bir mensubu olarak tanındığınızı; gazetelere yansıyan haberlere göre Fethullah Gülen’in en muteber bir müridi olduğunuzu biliyordum; ama, savcılık, avukatlık ve hâkimlik gibi izafî bir sıfatınızın olduğunu bugün öğrenmiş bulunmaktayım. Gerçekten size; fahrî avukatlık, fahrî savcılık ve fahrî hâkimlik gibi bir görev mi verildi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başta Zaman Gazetesi ve Samanyolu Televizyonu olmak üzere, yandaş medya olarak tanımlanan medya kuruluşları, yıllardan beri ortalığa “Darbe öcüsü “ salarak, halkın efkârını karıştırmak ve halkı yanıltmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Temel stratejileri devletin kurumlarını birbirine düşürmek ve açık bir şekilde Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni hedef seçerek, siyasî bir amaca hizmet etmektir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bana göre bugünkü yazınızın en dikkat çekici bölümü şu ifadelerinizdir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Çünkü o darbe planlarında, o Balyoz'larda, o Kafes'lerde, o AK Parti'yi ve Gülen cemaatini bitirme planlarında, masumları katletme var. Sünni-Alevi çatışmasının, Türk-Kürt çatışmasının, laik-dindar çatışmasının kanlı senaryoları var. Tıpkı daha önce; Maraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta, bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, Bingöl'de, Başbağlar'da yaptıkları gibi. Tıpkı Danıştay saldırısında yaptıkları gibi...”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;1-Ergenekon’da, Balyoz’da, Kafeste ve diğer darbe iddialarında kesinleşmiş bir yargı kararı var mıdır? Yürütülen tahkikatların, iddiaların, ithamların ve isnatların nasıl sonuçlanacağını biliyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2-AKP’yi biliyoruz; AKP, devlette kaydı olan ve faaliyetleri bilinen ve icabında denetlenen bir siyasî partidir. Gülen Cemaati, devlette kaydı olmayan, denetlenmeyen ve her kademedeki yöneticileri kamuoyunca, bel ki de samimi cemaat mensuplarınca da iyi bilinmeyen bir oluşumdur. Bu durumda; “Gülen Cemaati’ni bitirme plânları” ifadesini, ne maksatla ve hangi gayeyle kullanmaktasınız?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Gülen Cemaati nedir ve faaliyetlerinin esas amacı hangi hedefe yöneliktir. Bu oluşum, Dinî bir oluşum mudur? Yokas siyasî ve ticarî bir oluşum mudur? Dinî bir oluşum ise; bu tarz oluşumların, İslâm Dini’ndeki yeri nadir? İslâm Dini’nde insanları “Bizden olanlar ve bizden olmayanlar” şeklinde bölmek ve tefrika yaratmak var mıdır?&lt;/span&gt; En önemlisi;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Fethullah Gülen, bu oluşumun neresindedir? Bu Cemaatin tepe yöneticileri kimlerdir ve ne iş yapmaktadırlar? Işık evlerinde görev alan ABİLER, ABLALAR kimler tarafından görevlendirmişlerdir? Ve siz; bu oluşumun neresindesiniz? Göreviniz üst seviyede midir, yoksa, verilen emirlere mi uymaktasınız.&lt;/span&gt; Kamuoyu merak etmektedir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Zaman Gazetesi, Samanyolu Televizyonu, Aksiyon Dergisi, Cihan Haber Ajansı, gerçekten Gülen Cemmaati’ne ait kuruluşlar mıdır?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3-Masumları katletmek, Alevî- Sünnî, Türk-Kürt, lâik-Dindar çatışmalarının meydana gelmesini isteyenler kimlerdir? “Tıpkı daha once; Maraş’ta, Corum’da, Sivas’ta, bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Bingöl’de, Başbağlar’da, Danıştay saldırısında yaptıkları gibi” ifadesini niçin ve ne maksatla kullandınız? Kimleri veya hangi kurumları itham etmek için bu belirsiz ifadeyi kullandınız? Zamirinizde gizlemek istediğiniz nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın GÜLERCE;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Her zeminde ve her zaman inançlı bir kişi olduğunuzu belirttiğinize gore; &lt;span style="color: red;"&gt;“masumiyet karinesini”&lt;/span&gt; ihlâl ederek iddialara, ithamlara, isnatlara ve iftiralara dayanarak, kişi veya kurumlara, peşin hükümle suçlu muamelesi yapmanızın İslâm Dini’nde yeri var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Allah, Enfal Suresi’nin 46.cı âyetinde &lt;span style="color: red;"&gt;“Tefrikalar, ihtilâflar içinde çalkalanan, fertleri birbirleriyle boğuşan milletler, harice karşı varlıklarını muhafaza edemezler.”&lt;/span&gt; diye kesin olarak emirde bulunmuştur. Sizler; ölçüsüz hareketleriniz ve kesin taraflılığınız sebebiyle bu âyeti tekzip etmiş olmuyor musunuz? Sizler;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İlkesiz siyasetin, emeksiz zenginliğin, vicdansız hazzın, niteliksiz bilginin, ahlâksız ticaretin, insaniyetsiz bilimin ve özverisiz ibadetin;&lt;/span&gt; bir ülkenin, bir milletin yıkımının sebebi olacağını bilmiyor musunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cevabınızı bekliyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-5237306323475931801?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/5237306323475931801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=5237306323475931801' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5237306323475931801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5237306323475931801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/tefrika-butun-insanlgn-dusmandr.html' title='Tefrika, bütün insanlığın düşmanıdır.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8555124928667135987</id><published>2010-03-02T14:16:00.000-08:00</published><updated>2010-03-02T14:16:33.646-08:00</updated><title type='text'>Ateşli konuşmalar, sorunları çözmez!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 2 Mart 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün, Partinizin Meclis Grup Toplantısında yaptığınız konuşmanızı, büyük bir dikkatle izledim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siyasî amaç ve hedef güden bu tarz toplantılarda söylenenler, halkın gündeminde yoktur. Halk, makro seviyedeki Anayasa değişikliği ve Yargı Reformuyla ilgili değildir. Zaten, nelerin yapılmak istendiği de bilinmemektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Halkın gündeminde işsizlik, çaresizlik, geçim sıkıntısı ve ümitsizlik vardır. Bunun yanında halk; günün şartlarına uygun, insan hak ve haysiyetini koruyan âdil kanunlar istemektedir. Ki, bugüne kadar ülkeyi idare eden iktidarlar, halkın bu istek ve beklentilerini dikkate almamışlardır. İşte, basit ve düşündürücü örnekler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;1- Büyük sıkıntıda olan ve borç yükü altında inleyen halk, icra kıskacı altındadır. BDDK’nın açıklamalarına göre bankalar, aldıkları kredi borçlarını ödeyemeyen 3 milyon 500 bin kişi hakkında kanunî takip başlatmıştır. Yapılan icra takiplerinde borçlu kişilerin ev eşyaları haczedilerek, kaldırılmaktadır. Buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve televizyon gibi eşyalar, lüks değil, zarurî ihtiyaç eşyalarıdır. Bir gariplik de, bilgisayar hacizlerinde yaşanmaktadır. Bilgisayarlar, bir eşya gibi değerlendirilerek, kaldırılmaktadır. Böyle bir uygulama, Medenî Batı ülkelerinin hiçbirinde yoktur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;2- 30 Yıldan beri ülkenin iyi idare edilmemesi sebebiyle ORTA TABAKA erimiştir; esnaf, sanatkâr, çiftçi köylü, küçük ve orta boy işletmeleri, dâimâ zor günler yaşamış ve işlerini terk etmek zorunda kalmışlar veya batmışlardır. Bu gerçeğe sırtını çeviren iktidarlar, çarpık bir ÇEK KANUNU ile borçluya hapis cezası getirmişlerdir. Bu cezayı ilk defa 1985 yılında Özal getirmiştir ve o günden bugüne kadar devam etmektedir. İktidarınız da bu hususta, böyle bir cezada ısrar etmiş ve yeni düzenlenen Çek Kanunu’nda bu cezayı korumuştur. İşin garip yanı ve adâletsizliği de, hiçbir borca uygulanmayan hapis cezasının, sâdece çek borçluları için uygulanmasıdır. Böyle bir kanunun, hangi baskın lobinin etkisiyle getirildiğini de araştıran, düşünen ve irdeleyen çıkmamıştır. Gelişmiş Batı ülkelerinin hiçbirinde, böyle bir kanun yoktur ve o ülkelerde borcundan dolayı hiç kimse, hapse girmemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Halkın asıl derdi ve şikâyeti, bu ve buna benzer adâletsiz kanunların varlığıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin ve milletin en büyük derdi; Türkiye’nin, 30 yıldan beri YANLIŞ EKONOMİ VE PARA POLİTİKALARIYLA idare edilmesidir. Zira; bu yanlış idare tarzı;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin iktisadî yapısını değiştirmiş ve RANT AĞIRLIKLI bir çarpık model oluşturmuştur. Bu sebeple:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Tarım ve hayvancılık çökmüştür. Halbuki tarım ve hayvancılık, zenginleşmenin, iç pazarı büyütmenin, sanayileşmeyi sağlamanın ve refahı yaygınlaştırmanın bitmez, tükenmez en önemli ve en sağlam kaynağıdır. Bir ülkenin dağları, yaylarlı et, süt, yün, deri, sakatat ve içyağ deposudur. Ovaları da, bereket doğuran kaynaklarıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Türkiye, akıl almaz bir şekilde iç ve dış borç batağına saplanmıştır ve nâhak yere faiz ödeyerek, dış ülkelere kaynak transfer etmiştir. 12 Eylül 1980’den sonra meydana gelen gelişmeleri dikkatli izleyenler ve araştıranlar, bu gerçeği, net bir şekilde görürler ve; 29 Aralık 1983’te yürürlüğe konan Türk Parasının Kıymetini Korunması Hakkındaki kanununda yapılan değişikliğin, Ağustos 1989’da İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın kuruluşunun ve Türk Parasını konvertibl hale getirilen 32 Sayılı Kararın, hangi maksada yönelik olduğunu gayet iyi anlarlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;- Döviz-Faiz-Borsa üçgeninden ibaret olan ve sâdece para ticaretine ve faize dayanan bu şahane RANT MODELİ, millî ekonomimizi tasfiye etmiş, Türkiye’yi gerçek hedeflerinden uzaklaştırmış, ülkenin temel direği olan ORTA TABAKAYI eritmiş; fukaralığı, çaresizliği ve sefaleti yaygınlaştırmış ve de, gelir dağılımını bozmuştur. Çünkü bu çarpık model; üretime, istihdama ve yatırıma, istenen ve olması gereken önemi vermemiştir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne yazık ki; iktidarınız da, doğru kabul ederek, bu çarpık modeli devam ettirmiştir. Bu sebeple;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;30 yıldan beri uygulanan yanlış ekonomi ve para politikalarından vazgeçilmediği takdirde; hiçbir iktidar ve hiçbir zaman Türkiye’nin meselelerine çözüm getiremez ve Türkiye’yi, gerçek hedeflerine ulaştıramaz. Her toplantıda atılan parlak nutuklar, fezada dahî yankı bulamaz; sâdece halk arasında, antipati ve sempati ölçülerine göre, anlamsız gerginlikler yaratır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-8555124928667135987?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/8555124928667135987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=8555124928667135987' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8555124928667135987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8555124928667135987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/03/atesli-konusmalar-sorunlar-cozmez.html' title='Ateşli konuşmalar, sorunları çözmez!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-3562159290927806062</id><published>2010-02-28T04:21:00.000-08:00</published><updated>2010-02-28T04:21:19.559-08:00</updated><title type='text'>Yalancılık, ülenin ufkunu karartır.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Derya Sazak, Fehmi Koru,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Erdoğan, Fuat Keyman,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Politik Açılım Programı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TRT-Televizyonu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 28 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Program yapımcısı ve konuklar;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Taraf Gazetesi tarafından Türkiye’nin gündemine çarpık bir şekilde ve maksatlı olarak oturtulan DARBE KORKUSU senaryoları üzerine meydana gelen gelişmeler karşısında, bilerek veya bilmeyerek yaptığınız tutarsız yorumlarınız sebebiyle sizleri, kınamamak mümkün değildir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Size tavsiyem şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Şayet samimi kişilerseniz ve vatani bir gerekçeye ve hizmet arzusuna dayanıyorsanız; her şeyden önce hislerinizi bir tarafa bırakarak olayları; aklın, mantığın ve ilmin tahtında irdeleyerek halkı, doğru biçimde aydınlatmak zorundasınız. Aksi halde; &lt;span style="color: red;"&gt;paranın üzerindeki yazıdan başka bir değer ve hedef tanımayan zavallıların safında yeralmış gibi bir görüntü &lt;/span&gt;vermiş olursunuz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnsaf ile düşününüz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;CIA veya MOSSAD ajanı olduğu hemen, hemen kesinleşen Tuncay Güney’in itiraflarına dayalı olarak açılan Ergenekon adı verilen dâvâ, üçüncü yılını doldurmak üzeredir ve henüz ortaya somut bir delil konulmamıştır. Öylesine ki; hapishane, neyle suçlandığı belli olmayan kişilerle doludur. İthamlar, isnatlar, sorgulama ve yargılama şekli baştan aşağıya EVRENSEL HUKUK KURALLARINA aykırıdır. Bu çarpıklığı açık bir şekilde dile getireceğinize ve gerçeklerin açığa çıkması için gayret sarfedeceğinize; “Yargı bağımsızdır, adâlete güvenilmelidir” gibi yuvarlak ve beylik sözlerle kamuoyunu yanıltmaya çalışmanız, gerçekten düşündürücü ve ibret vericidir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Eveleyip, gevelemeyiniz: Hem kamuoyu ve hem de devletin kurumları bölünmüştür. Olaylar, akıl almaz bir şekilde siyasî hedefler istikametinde gelişmektedir. Açık ifadeyle; bir birleriyle kavga eden bir toplum yapısı oluşmuştur. Bunun sebebi de; sizin gibi kişilerin ve taraflı medya kuruluşlarının tutarsız yorumlarıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bilim adamı veya basın mensubu olarak sizler, bu denli politize olursanız ve iktidar savunulucuğu yaparsanız; bu millet, doğruları nasıl öğrenecek ve nasıl doğru karar verecektir?&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ülkenin iyi idare edilmediği; keyfiliğin, adâletsizliğin ve kuralsızlığın bunalım doğurduğu bir gerçektir. Bu sebeple; his terazinize, biraz da siyasî iltidarı oturtarak tartmanızda fayda vardır. Bunu yapamıyorsanız; devletin televizyonundan elinizi çekiniz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ekte; &lt;span style="color: red;"&gt;Başbakan Erdoğan’a yazdığım 27 Şubat 2010 tarihli&amp;nbsp;mektubumun suretini&lt;/span&gt; bilgilerinize, tetkiklerinize sunuyorum. Acaba, bir yorumunuz olacak mıdır? Bunu özellikle belirtiyorum. Zira; 28 Şubat süreci bir darbe veya askeri müdahale değildir. Bu gerçeği ispata da hazırım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a yazdığım 27 Şubat 2010 tarihli mektubum.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-3562159290927806062?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/3562159290927806062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=3562159290927806062' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3562159290927806062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3562159290927806062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/yalanclk-ulenin-ufkunu-karartr.html' title='Yalancılık, ülenin ufkunu karartır.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-6839061236372658660</id><published>2010-02-27T14:51:00.000-08:00</published><updated>2010-02-27T14:51:20.286-08:00</updated><title type='text'>Adâlet olmazsa, demokrasi de olmaz.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 27 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim, ne derse desin ve nasıl yorumlarsa yorumlasın; Türkiye, zordadır ve bunalımdadır. Devletin kurumları arasındaki gerginlik ve olmaması gereken zıtlaşmalar, esasen sıkıntıda olan ve istikbale ümitle bakamayan geniş halk kitlelerinin morallerini bozmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zorlukları aşmak ve bunalımlara meydan vermemek, her şeyden önce, Hükümetlere düşen en önemli bir görevdir. Zîra; bütün ülkelerde, devleti bir ahenk içinde işletme görevi Hükümetlere verilmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu bakımdan; Devleti idare etmek bir san’at olduğuna göre; her şeyden önce kendi tutum ve davranışlarınızı ve idare tarzınızı sorgulamak zorundasınız. Millî iradeden söz ederek devamlı surette MUHALEFETİ eleştirmeniz ve DEVLETİN KURUMLARINI hedef almanız doğru değildir ve meydana gelen gerginlikleri ortadan kaldırmaz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dün, İl Başkanları toplantısında yaptığınız konuşmanızın bir bölümünde, “Statüko, bu ülkeye dar geliyor. Mevcut yapı, bu ülkenin ufkuna dar geliyor. Engelli demokrasi, milletin kaderi değil. Çağdaş normların gerisinde kalan bir hukuk, bu ülkenin kaderi değil. Türkiye, değişmek zorunda. Türkiye, Prangalarından, ağırlıklarından, zincirlerinden kurtulmak zorunda ve kurtulacağız.” ifdelerini kullandınız. Ama;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Statükonon, ülkenin ufkuna dar gelen mevcut yapının, engelli demokrasinin, çağdaş hukuk normlarının gerisinde kalan hukukun, Türkiye’nin prangalarının, ağırlıklarının, zincirlerinin ne olduğunu da, açık bir şekilde belirtmediniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçek olan şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye, 30 yıldan beri engelli bir demokrasi ile idare edilmektedir. Bunun sorumlusunun 12 Eylül idaresi olduğu düşünülse de; aslında en büyük sorumlusu, 1983’ten itibaren ülkeyi yöneten SİYASÎ İKTİDARLARDIR. Eğer; 1982 Anayasası’nın kabulünden sonra düzenlenen Siyasî Partiler ve Seçim Kanunları değiştirilmeseydi; bu duruma düşmeyecek ve tam anlamıyla HÜR ve DEMOKRAT BİR ÜLKE olacaktı. İktidarınız, sekizinci yılına girdiği halde; Türkiye’yi tam anlamıyla hür ve demokrat bir ülke haline getirecek hiçbir düzenleme yapmadınız. Milletvekili adaylarını yargı teminatı altında halk belirlemedikçe; yüksek oranlı seçim barajları korundukça; Milletvekili dokunulmazlıkları kürsü masuniyetiyle sınırlandırılmadıkça; Kuvvetler Ayrılığı İlkesi, gerçek bir demokrasinin ölçülerine göre işletilmedikçe; HUKUK DA, DEMOKRASİ DE, çağdaş normların dışında kalır ve Türkiye, değişemez, prangalarından, zincirlerinden, ağırlıklarından kurtulamaz ve de, bu ülkenin ufkuna dar gelen mevcut yapı; bunalım, devlet bunalımı haline gelinceye kadar devam eder.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarihen sabittir ki: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ADÂLETİ gözeten ve hâkim kılan MİLLETLER ve DEVLETLER, tarihte iz bırakan muhteşem medeniyetler kurmuşlardır. Bu gerçeğe uymayan milletler ve devletler, birikmiş “AHLARIN” vebaliyle mânevî vücutlarını kamburlaştırmışlar ve tarih sahnesinden silinmişlerdir. Yükselişlerin sebebi adâlettir, çöküşlerin sebebi adâletsizliktir. Zîra; Adâlet, her şeyi yerli yerinde kullanmak ve her şeyin hakkını vermektir. FAZİLET, milletlerin hayatıdır. FAZİLET DE, adâletten ibarettir. Bu gerçeğe istinaden Hz. Peygamberimiz;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Adâlet ve zulüm meselelerinde Hükümetler, cemiyeti teşkil eden fertlerin mesleğine tâbidir. Fertleri âdil olan milletlerin Hükümetleri ÂDİL, fertleri zalim olan milletlerin Hükümetleri ZALİM olur.” diye buyurmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Adâlet, evvelâ insanın kendisinden başlar. Bunun en güzel örneğini de, Hz. Ali vermiştir. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Ömer’in devlet başkanlığı zamanında, bir Yahudi, Hz. Ali’den davacı olmuş. Davaya bakan Hz. Ömer, Hz. Ali’ye, o günün âdeti üzerine övme mânasına gelen künyesiyle hitap edince; Hz. Ali, “Adâleti temsil edemedin Ya Ömer! Bu davranışınla adâleti zedeledin! Bana, ismimle hitap edecektin!” diyerek, Hz. Ömer’e gücenmiştir. Hz. Ali’nin bu tavrı ve ikazı, KUR’AN’IN emri icabıdır. Zîra; İslâm’a göre;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerek vazife hususunda, gerek hak hususunda ve gerekse adâlet hususunda herkes eşittir ve imtiyazlı bir sınıfı veya kişisi yoktur. Makamı, mevkii, vazifesi ve konumu ne olursa olsun; herkes, yaptıklarının hesabını vermek zorundadır. İşte, GERÇEK DEMOKRASİ budur. Ne yazık ki; Milletvekillerinin sınırsız dokunulmazlıkları sebebiyle, gerçek demokrasinin 14 asır gerisindeyiz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir örnek de, Amerika’dan:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Amerika’da Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen BİR KANUN, Cumhuriyet Senatosu’nda da görüşülür. Senato kabul ettikten sonra; kanun, üç kişiden oluşan YÜKSEK MAHKEMECE onaylandıktan sonra yürürlüğe girer. Hiç kimse de; “Yargı, Yürütmeye engel oluyor.” diye yorumda bulunmaz. Demokratik her ülkenin hükümetleri, yargının denetimine tabidir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilmem ki; bu ülkenin BAŞBAKANI olarak, bu gerçekler doğrultusunda kendinizi sorguladığınız oldu mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hükümetlerin icraatları eleştirilemez diye bir kural yoktur ve eleştiriler, bir engel olarak değerlendirilemez. Aksi halde; hakkı kuvvette arayanlar, CÂH (makam) HIRSLARINA yenik düşerek, kuvvetin, hak da olduğu gerçeğini unuturlar ve “Evet efendimcilerin” tuzağına düşerler.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Partililerinizin alkışlarının bol olduğu, çıkarcıların övgülerinin yüksek olduğu bir ortamda; doğruları, dosdoğru söyleyebilecek kişilerin mevcudiyetini hatırlatmak için, demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerim arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-6839061236372658660?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/6839061236372658660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=6839061236372658660' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6839061236372658660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6839061236372658660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/adalet-olmazsa-demokrasi-de-olmaz.html' title='Adâlet olmazsa, demokrasi de olmaz.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7586752229442420870</id><published>2010-02-25T06:07:00.000-08:00</published><updated>2010-02-25T06:07:16.124-08:00</updated><title type='text'>Milli serveti azaltmak, başarı değildir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Binali YILDIRIM&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ulaştırma Bakanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 25 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara Sanayi Odası’nın Meclis toplantısında, Türk Telekom’un ÖELLEŞTİRİLMESİ konusuna değinerek, &lt;span style="color: red;"&gt;“Türk Telekom’u satmasaydık; şimdi, elimize bir KİT daha olacaktı. Türk Telekom’a her yıl para verip, demiryolları gibi ayakta tutmaya çalışacaktık.”&lt;/span&gt; ifadelerini kullanmışsınız. Ayrıca;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk Telekom’u alan Oger Telekom’un, şirketin ikinci halka arzının yapılması halinde, şirket sermayesinin yüzde 10’u kadar hisse almak istediğinin hatırlatılması üzerine de şunları söylemişsiniz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;“Yüzde 10 değil, daha fazla düşünüyoruz; blok da olur, halka arz da olur; onun kararını, henüz vermiş değiliz. Yüzde 10’dan fazlasını tercih ederiz. Orada bunu yaparken de, konjonktürün ve borsa şartlarının, kamuoyu yararı bakımından oluşması lâzım. Önce talep toplanıp, durum görüşülecek.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şu hususlar, merak edilir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1- Türk Telekom, gayet iyi kâr eden ve kazanarak yatırım yapan ve de istihdam sağlayan önemli bir kuruluşumuzdu. Satılmasaydı; devlete hangi yükleri getirecekti? Türk Telekom’un, demiryollarına benzerliği nedir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2- Türk Telekom’a, hangi ölçülere göre ve nasıl ve kimler değer biçmiştir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3- Oger Telekom’un, Türk Telekom’un yüzde 70 oranındaki hissesine sahip olduğu zaman, zaman gazetelerde haber olarak yer almaktadır. Bu, doğru mudur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;4- Türk Telekom’un elinde kalan hisselerini, blok olarak satarsanız, Oger Telekom’u mu tercih edeceksiniz? Kamuoyu yararına oluşacak konjonktür ve borsa şartları nedir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;5- Başlangıçta Türk Telekom’un yüzde 55 hissesini, Harrirî ailesine satmıştınız. Bu hisseler, halen Harrirî ailesinin elinde midir; Yoksa, bu hislerin yüzde 50’si, Suudî Oger’e mi satılmıştır? Satıldıysa, hangi değer üzerinden satılmıştır?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mayıs 2008’de, gazetelere yansıyan haberlere dayanarak arz ediyorum: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;23 milyon abonesi olan Türk Telekom'un yüzde 55 hissesi, Hariri ailesine, 12 milyar dolar değer üzerinden 6,1 milyar dolara satılmıştır. 2008 yılında da yüzde 15 hissesi, yine 12 milyar dolar değer üzerinden satılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;10 milyon abonesi olan Yunan Telekom'un yüzde 20 hissesi 2008 yılında, Alman Telekom'a, 23 milyar dolar değer üzerinden satıldı. Bu satışta Yunanistan, öyle şartlar kabul ettirmiştir ki; son söz, Yunanistan’a bırakılmıştır. Almanların görevlendireceği yönetim kurulu üyelerine ve üst seviye yöneticilerine, Yunanca konuşma şartı getirilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Hariri ailesi, satın aldığı Türk Telekom'un hisselerinin yüzde 50'sini 2008 yılında, Suudi Oger'e, 22,5 milyar dolar değer üzerinden 6,7 milyar dolara satmıştır. Açık ifadeyle Hariri ailesi, aldığı hisselerin yarısını satmak suretiyle verdiği parayı geri almış oldu. Böylece; yüzde 37,5 oranındaki hisseye, bedava sahip olmuş oldu. Üstelik; her yıl aldığı kâr payı da, avantası oldu. Yani; altın yumurtlayan bir tavuk, yabancılara ikram edildi. Ayrıca; Türk Telekom’a, İngilizce muhasebe hakkı tanındı ve Genel Müdürlük Makamına, bir İngiliz atandı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;İnce hesaplara pek aklım ermez. Ama; "Türk Telekom'un özelleştirilmesindeki fayda nedir?" diye, sormadan edemiyorum. Ayrıca; basındaki haberlere göre; Türk Telekom'da, özelleştirilmezden önce 51 bin olan çalışan sayısı, 35 bine düşürülmüştür. Yani Devlet, 16 bin kişinin muhtasar vergilerini ve Sosyal Güvenlik primlerini de kaybetmiştir.&lt;/span&gt; Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bugün sâdece ismi Türk olan Türk Telekom, abonelerinden her ay, 11,15 lira sabit ücret almaktadır. Bu sabit ücretlerin yıllık tutarı;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;23.000.000 x 11,15= 2.564.500.000 liradır. (2 milyar 564 milyon 500 bin lira). Bunun karşılığı da, 1 milyar 700 milyon dolardır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak edilir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durumdaki bir Türk Telekom mu, devlete yük haline gelmişti de, apar-topar özelleştirildi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yeniden bir Türk Telekom kurulmaya niyet edilse; böylesine büyük bir kuruluşu, acaba, kaç milyar dolara kurabilirsiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Madem ki; KİT’lerden bu denli şikâyetçiydiniz de; devlete daha ağır yük getiren ve Sayıştay Denetimi dışında tutulan BELEDİYE ŞİRKETLERİNİ, TOPLU KONUT İDARESİNİ, ÖZELLEŞTİRME İDARESİNİ, TASARRUF MEVDUAT SİGORTA FONUNU, niçin vücuda getirdiniz ve özel ve olağan üstü yetkilerle donattınız?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Başta bankalarımız ve finans kuruluşlarımız olmak üzere önemli iktisadî değerlerimizin ve önemli altyapı tesislerimizin yabancılara veya yabancı ortaklı kişilere satılmasının, milletimize ve ülkemize ne faydası vardır veya olmuştur? Başarı, bunun neresindedir? Bu gerçeklerin üstü, “Yükten kurtulduk.” ifadeleriyle örtülebilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik Haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7586752229442420870?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7586752229442420870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7586752229442420870' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7586752229442420870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7586752229442420870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/milli-serveti-azaltmak-basar-degildir.html' title='Milli serveti azaltmak, başarı değildir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7869472219658582556</id><published>2010-02-24T11:09:00.000-08:00</published><updated>2010-02-24T11:09:16.101-08:00</updated><title type='text'>DEVLET, bir bütündür, Parti DEVLETİ haline getirilemez!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Abdullah GÜL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cumhurbaşkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 23 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çok mânâ ifade edeceği için geçmişteki bir olayı hatırlatmak istiyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Süleyman DEMİREL Cumhurbaşkanı seçildiği zaman, &lt;span style="color: red;"&gt;“Şu andan itibaren siyasî kimliğimi attım ve partimle ilişiğimi kestim. Bundan sonra bana tevdi edilen bu yüce görevi, geriye bakmadan ifa edeceğim” &lt;/span&gt;sözlerini söylemişti. Çünkü; yürürlükteki Anayasa, &lt;span style="color: red;"&gt;“Cumhurbaşkanı seçilen kişinin, varsa partisi ile işliği kesilir.”&lt;/span&gt; hükmünü getirmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçekten de Süleyman DEMİREL, Cumhurbaşkanlığı döneminde bu taahhüdünü yerine getirmiştir ve partisiyle ilişkisini tamamen kesmiştir. Hattâ, bu kararlığı ve görev anlayışı sebebiyle, partili bazı arkadaşları, &lt;span style="color: red;"&gt;“Parti ile ilişkisini kesti, bizi orta yerde bıraktı ve gitti”&lt;/span&gt; eleştirileriyle, kendisine gücenmişlerdir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Süleyman DEMİREL, doğrusunu yapmıştır ve herkese, “DEVLETİN, bir PARTİ DEVLETİ” haline getirilemeyeceğini, getirilmemesi gerektiğini hatırlatmıştır. Bu sebepten dolayıdır ki; Demirel’e en muhalif kişiler dahî, CUMHURBAŞKANI SÜLEYMAN DEMİREL’İ takdir ederek övmüşlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugün ülkemizde, ağır bir bunalım yaşanmaktadır ve bu ağır bunalımın DEVLET BUNALIMI haline dönüşme ihtimali vardır. Bu bunalımın tek sebebi de; &lt;span style="color: red;"&gt;DEVLETİN, bir PARTİ DEVLETİ haline dönüştürülme ARZU ve GAYRETİDİR. &lt;/span&gt;Bu haksız gayret, &lt;span style="color: red;"&gt;Devletin ORGANLARI ve KURUMLARI arasındaki ahengini ve düzenini, bir daha düzeltilmesi zor bir şekilde &lt;/span&gt;bozmuştur; Kurum, kurul, kuram ve kavram kargaşası yaratmıştır. Ayrıca;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt; bu durum, birbirleriyle zıtlaşan bir toplum yapısı oluşturmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sebeple; bu ağır bunalım, getirilmesi düşünülen “YARGI REFORMU” ile düzeltilemez. Bu reformdan maksat; Yüksek Yargı Organlarının, Siyasî İktidarın arzu, istek ve projeleri doğrultusunda yeniden şekillendirilmesiyse; o zaman mevcut bunalım, daha da derinleşir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bunalımı aşmanın tek yolu; Anayasa’nın amir hükümlerine uyarak DEVLETİ, ana KAİDELERE ve ana BELGELERE göre İŞLETMEKTİR. Yani; vazgeçilmez ve vazgeçilmesi mümkün olmayan “KUVVETLER AYRILIĞI” ilkesini hayata geçirmektir. Bu da ancak; Yasama ve denetleme görevini HÜR İRDESİYLE yerine getirebilecek TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ile sağlanır. Siyasî iktidarın, Hükümetin ve Başbakan’ın mutlak hâkimiyetinde olan bir Meclis, böyle bir görevi yerine getiremez. Zîra; Meclis’in kabul ettiği bir kanun, şayet beraberinde ADÂLETİ DE GETİRMİYORSA; gerçek anlamda bir HUKUK DEVLETİ kurulamaz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bugün Türkiye, bunun sıkıntısını çekmektedir ve bu sebeple de, bunalıma düşmüştür. Sıradan bir vatandaş olarak genellikle Meclis’teki müzakereleri, televizyondan izliyorum ve gerçekten üzülüyorum. Muhalefetin öneri, teklif ve uyarıları, hiçbir zaman dikkate alınmamaktadır. Muhalefetin verdiği her öneri ve teklifleri, dâimâ reddedilmektedir. Zabıtlara, “kabul edenler; kabul etmeyenler; reddedilmiştir” ifadeleri geçmektedir. Denetim mekanizması ise, hiç çalıştırılmamaktadır. Bu sebeple de; beraberinde adâleti getirmeyen kanunlar, yürürlüğe girmektedir. Yargı tartışmalarının gerçek sebebi de, budur.&lt;/span&gt; Örnekler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;1- Özel yetkili savcı ve hâkim yasalarını Meclis kabul etmiştir. Ama; uygulamalardaki eksiklikler, keyfilikler ve uyumsuzluklar, yargıyı tartışılır hale getirmiştir.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;2- Askerlerin sivil mahkemelerde de yargılanmasını sağlayan yasayı, Meclis kabul etmiştir ve Zât-âliniz de, “gerekli düzenlemeler ivedilikle yapılmalıdır” şerhini koyarak, bu kanunu imzaladınız. Anayasa Mahkemesi, bu yasanın bazı maddelerini iptal edince; Anayasa Mahkemesi tartışılır hale gelmiştir. Bu kanun, Hükümet, asker gerginliğine sebep olmuştur ve bunalım doğurmuştur. Tartışmalar, yargı üzerinde yoğunlaşmıştır.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;3- Yeni Çek Kanunu, altı aya süreyle tartışılarak çıkartılmıştır. Eskisinden farklı olmayan bu kanun, beraberinde büyük bir adâletsizliği de getirmiştir. Devlete ait borçlar dâhil, hiçbir borca getirilmeyen hapis cezası, tekrar getirilmiştir. Bu kanun çıkartılırken; hiç kimse, bir türlü önlenemeyen tefecilerin, bazı faktoring şirketlerinin ve bankaların müştereken oluşturdukları baskın bir lobinin varlığını düşünmemiştir. “Çeke güvenilirliği sağlama” adı altında tefecilere, faktoring şirketlerine ve bankalara, bir baskı aracının verildiği gerçeğini, kimse aklına getirmemiştir. Çek karnelerini bankaların sattığını ve bunun karşılığında büyük gelir sağladığını gören çıkmamıştır. Borçlunun hapis yatmasıyla, alacaklının alacağının ödenmeyeceğini gören olmamıştır. Kişiler arasında olan bir hukukun, niçin Devlet HUKUKU haline getirildiğini, hiç kimse sorgulamamıştır. Hem de; Yargıtay Başkanı’nın defalarca yaptığı açık uyarıya rağmen, işin hukukî yönü, dikkate alınmamıştır.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;DEVLET, ana KAİDELERE ve ana BELGELERE göre işletilmediği takdirde; vatandaşların Devlete sahiplilik BİLGİ ve ŞUURU da ortadan kalkar. Bu durum da; bir MİLLET, bir ÜLKE ve bir DEVLET için en büyük TEHLİKEDİR. Tarih, bu duruma düşmüş veya düşürülmüş Milletlerin, ülkelerin ve devletlerin acı sonlarını belgeleyen İBRET LEVHALARI ile doludur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başta Zat-ı âliniz olmak üzere herkes düşünmelidir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Avrupa’da, Rusya’dan sonra en büyük toprağa sahip olan Türkiye, gıda maddelerinde dahî, başkalarına muhtaç hale gelmiştir. İşsizlik, fukaralık, çaresizlik, Milletin çok büyük bir kesimini ateşten bir gömlek gibi kuşatmıştır. Sokaklar, pırıl, pırıl ve gözlerinden zekâ fışkıran diplomalı, diplomasız genç işsizlerle doludur. Tarım ve hayvancılığımız çökmüştür ve bu alandaki üretim, 1980 öncesinin çok gerisine düşmüştür. Başta bankalarımız olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz yabancıların eline geçmiştir. Tabir caizse Türkiye, bir müstemleke ülkesi ve Türk milleti de, bir müstemleke halkı haline gelmiştir. Türkiye, her yıl 60 milyar lira faiz ödemektedir. Üstelik; toplumsal huzursuzluklar, halkı küstürmüş, bıktırmış ve şevkini kaybettirmiştir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu durum, Türkiye’nin iyi idare edilmediğinin göstergesidir. Bıkmış, küstürülmüş ve şevkini kaybetmiş bir tolumun hamle yapması, hedef kovalaması ve istikbale güvenle bakması mümkün olamayacağına göre; bu durumu tersine çevirecek çareler aramak, tedbirler bulmak ve ahengi sağlamak, size düşen en büyük görevdir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Yargı reformundan Ziyade; Türkiye’nin, iyi idare edilmeye, kurumlar arası ahenge, dirlik ve düzenliğe ihtiyacı vardır. Türkiye’yi, dâimâ başkaları karıştırmış, huzursuz etmiş ve hedeflerinden uzaklaştırmıştır. Bir TARAF GAZETESİ, eğer Türkiye’nin gündemini belirliyorsa ve en önemli kurumumuz olan TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ’Nİ hedef alıyorsa; herkesin çok düşünmesi ve nelerin yapılmak istendiğini anlaması gerekir.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülke meselelerini dikkatli ve yakından izleyen bir vatandaş olarak demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7869472219658582556?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7869472219658582556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7869472219658582556' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7869472219658582556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7869472219658582556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/devlet-bir-butundur-parti-devleti.html' title='DEVLET, bir bütündür, Parti DEVLETİ haline getirilemez!'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-4689125264917070355</id><published>2010-02-22T07:05:00.000-08:00</published><updated>2010-02-22T07:05:49.982-08:00</updated><title type='text'>Kim, ne yapmak istiyor ve neyi hedefliyor?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Hasan CEMÂL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milliyet Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 19 Şubat 2010 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CEMÂL;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;19 Şubat 2010 tarihli ve “Bu yargıyla Demokrasi olmaz!” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evet; Türkiye, yıllardan beri çalkantı, kriz ve huzursuzluk ortamında zaman tüketerek, gerçek hedeflerinden uzaklaşmış; ekonomide ve siyasette istikrarını kaybetmiştir. Ama; bu altüst oluşun, 28 Şubat olayıyla ilgisi yoktur. Aslında Türkiye; 12 Mart 1971 müdahalesiyle siyasî ve iktisadî alanlarda bunalıma düşmüş ve o günden beri de, bu bunalımı aşamamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;60’li yılların sonlarından itibaren meydana getirilen iktisadî ve siyasî bunalımlar, ülkeyi 12 Mart 1971 müdahalesine ve 12 Eylül 1980 Askerî İhtilâli’ne götürmüştür. Askerî dönemin akabinde kısıtlı, yasaklı ve baskıcı bir ortamda 1983 yılında demokrasiye geçilmiştir. Ama; ülke yönetimini devralan Siyasî İktidar, keyfiliği benimseyerek ve Tek Adam anlayışına göre ülkeyi yöneterek Türkiye’nin SİYASETİNİ ve EKONOMİSİNİ tanınmaz hale getirmiştir. 1983’ten bugüne kadar geçen süre zarfında, tek başına iktidar ANAP ve AKP’ye nasip olmuştur. Bu her iki parti de DEVLETİ, bir PARTİ DEVLETİ kabulleniş ve anlayışıyla yönetmiştir. İşte; gerçek bunalımın sebebi de, budur ve bu gerçeği kabullenmeyenler veya görmeyenler, devletin kurumlarını, demokrasinin engeli olarak değerlendirmişler ve daimâ, halkı aldatmışlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu gerçekler dikkate alındığı takdirde; değerlendirmelerin, 12 Mart 1971 askerî müdahalesine göre yapılmasında zaruret vardır. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;27 Mayıs 1960 İhtilâli’nden sonra Türkiye, çabuk toparlanmış ve hem siyaseten ve hem de iktisaden istikrara kavuşmuştu. 1965 seçimleriyle tek başına iktidara gelen Adâlet Partisi, geçmişle hesaplaşmayı bir tarafa bırakarak, topyekûn bir kalkınma hamlesini başlatmış ve önemli mesafeler de almıştır. 1969 seçimlerinde tekrar tek başına iktidara gelen Adâlet Partisi, meydana getirilen provokasyonların, sokak hareketlerinin yarattığı kaos ve huzursuzluklar bahane edilerek, 12 Mart 1971 askerî müdahalesiyle, iktidardan uzaklaştırılmıştır. O günden beri de Türkiye, dirlik ve düzenliğini kaybetmiş ve muhtaç olduğu sulh, sükûn, huzur ve güven ortamına kavuşamamıştır. Bu sebepten dolayı; eğer bir hesaplaşma yapılacaksa, 12 Mart 1971 olayı sorgulanmalı ve geçerli çözümler, sonraki gelişmeler dikkate alınarak yapılmalıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu gerçeği, size ve Cengiz Çandar’a hatırlatmak zorundayım. Zîra; Bugün demokrasi savunuculuğunu üstlenmiş gibi görünen sizler; 12 Mart 1971’de Devleti, sokağa mağlûp ettiren olayların içinde bulundunuz ve aktif roller üstlendiniz. Bunu da, “Kimse kızmasın, kendimi yazdım” kitabınızda, açık bir şekilde itiraf ettiniz. İşte, kitabınızdan dikkat çekici ve ibret verici bir bölüm:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;"Tek amacımız: ASKERİ KIŞKIRTMAK…. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Hatırlıyor musun o günü? 1970 sonu, 1971 başı olmalı. Ankara'nın göbeğinde, Sıhhiye'deki ANKARA ORDUEVİ'nin önünde patlayacaktı bombalar…İki yandan iki bomba!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi'nin bahçesindeki miting bittikten sonra gençler, yürüyüşe geçecekti. Orduevine yaklaştıkları sırada atılacaktı iki el bombası da. Biri, Ankara Sineması'nın oralardan; öbürü, tam aksi istikametten, Mithatpaşa Caddesi ile Atatürk Bulvarı'nın kesiştiği noktadaki Yüksel Palas'ın bulunduğu köşeden. Şimdi, orası da orduevi. Bombaların hedefi, toplum polisiydi. Patlamalarla birlikte sloganlar, tam orduevinin önünde atılacaktı: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;"ORDU GENÇLİK EL ELE, MİLLÎ CEPHEDE!"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;"ORDU GENÇLİK EL ELE, MİLLÎ CEPHEDE!" &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bir tek amacımız vardı: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ASKERİ KIŞKIRTMAK…Darbe süreci, bu kışkırtma ve provokasyonlar sayesinde hazırlanacaktı. Ve devrime giden yola çıkacaktık. Şiddet şarttı, devrime giden yolu açmak için.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yani, hedefe varmanın yolu, gerektiğinde insan hayatını hiçe saymaktan geçiyordu. Gaye için her yol MÜBAH…" &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Kitabınızda, bir önemli konuyu daha yazmışsınız. O da, şudur: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;"MUSTAFA KUSEYRİ'NİN ÖLÜMÜNÜ HATIRLIYOR MUSUN?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1970 baharıydı. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. "Faşistler, Mustafa Kuseyri'yi öldürdü!". Koşa, koşa dergiye geldim. Adakale Sokak'taki DEVRİM BÜROSUNA. Doğan Bey, her zamanki gibi kesif sigara dumanlı küçük odasında çalışıyordu. Ağzının bir kenarında hiç eksik olmayan Samsun cigarasını tüttürürken: &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;"Bak Hasan!" dedi gözlüklerinin üstünden bakarak, "KUSEYRİ'Yİ FAŞİSTLER ÖLDÜRMEDİ. Bir arkadaşı kazayla vurmuş.."&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bir dolmuşa atlayıp Cebeci'ye, Siyasal Bilgiler'in yanındaki Basın-Yayın'a gittim. Dışarıda öğrenciler, "KAHROLSUN FAŞİSTLER!" diye slogan atıyordu. Olay, akşam olmuştu. Kusyri, tabancayla Rus ruleti oynarken, yakın arkadaşı Nejat Arun tarafından kaza kurşunu sonucu vurulmuştu. Nejat'ın kaçarken bıraktığı kanlı el izlerini silenler arasında, o zamanlar Doğu Perinçek'in "Beyaz" Aydınlıkçı ya da Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) saflarında yer alan CENGİZ ÇANDAR da vardı. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ve olay örtbas edildi. Hemen ertesi gün Ankara'da, "ANAYASA'YA SAYGI" yürüyüşleri düzenlendi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;FAŞİZMİ TELİN İÇİN!"&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CEMÂL;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vaktiyle, meşru bir iktidara karşı bir askerî müdahalenin sağlanması için oluşturulan tahrik, tertip ve provokasyonların içinde aktif rol üstlendiğiniz ve bunu da bizzat itiraf ettiğinize gore; asıl hesap, size sorulmalıdır ve bu hareketlerinizden dolayı yargılanmanız gerekmektedir. Zîra; bu gibi suçlarda, zaman aşımı yoktur. Ayrıca; Türkiye’nin siyasî ve iktisadî istikrarını, bird aha düzelmeyecek şekilde bozan 12 Mart 1971 müdahalesine sebep olan kaos ortamını yarattığınız için, sorumlu tutulmalısınız ve hesaba çekilmelisiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merakım da şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O günlerde yaptığınız eylemler; bir askerî darbenin meydana getirilmesi hedefini amaçlamıştır ve bu eylemler, hedefine ulaşmıştır. Bugün yaptıklarınız veya yapmak istedikleriniz; acaba, bir darbe ortamının sağlanması için askeri kışkırtmanın, tahrik etmenin değişik bir yöntemi midir? Bir askerî darbenin meydana gelmesini, acaba, bölgemizde hedefleri, projeleri ve plânları olan başkaları mı istemektedir? Darbe olmasını arzu edenler, Türkiye’nin iç çatışmalara maruz kalacağını ve neticede Türkiye’nin bölüneceğini mi hesaplamaktadırlar?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin bir darbe niyetinde olmadığı her bakımdan bellidir. 2002 sonu ve 2003 başı darbe hazırlıklarının yapıldığı, iki yıldan beri Türkiye’nin bir numaralı gündemi haline getirilmiştir. Ortaya atılan iddia, belge ve ithamlar, bir gazetecinin bizatihi ulaşabileceği bir husus değildir. Belli ki; bazı belge, bilgi ve iddialar, kökü dışarıda olan bir istihbarat teşkilâtının, gayet dikkatli bir şekilde hazırladığı ve Taraf Gazetesi vasıtasıyla servise sunduğu bir plâna dayanmaktadır. Aksi olsaydı; darbe hazırlığıyla itham edilen ordu, o günlerde darbe yapardı ve bu darbeyi, kimse de engelleyemezdi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acaba birileri, Siyasî İktidarı tahrik ederek tuzağa mı düşürmek istiyor? Askerin düşmediği bu tuzağa, Siyasî İktidar düşerse; ülkeye de, millete de yazık olmaz mı? Amerika’nın, kendi çıkarları için hiçbir siyasî iktidara acımayacağı, bilinen bir gerçek değil midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geçmişteki yaşananlardan tecrübe kazandığınızı ve yaptıklarınızdan dolayı pişmanlık duyduğunuzu farz edelim; acaba bugün, siz de mi tuzağa düşürülüyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düzgün ve tutarlı bir cevap bekliyorum. İsterseniz beni, “Tecrübe konuşuyor” programına davet edebilirsiniz. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-4689125264917070355?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/4689125264917070355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=4689125264917070355' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4689125264917070355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/4689125264917070355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/kim-ne-yapmak-istiyor-ve-neyi.html' title='Kim, ne yapmak istiyor ve neyi hedefliyor?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-298264808051221123</id><published>2010-02-21T07:14:00.001-08:00</published><updated>2010-02-21T07:14:53.468-08:00</updated><title type='text'>Politik açılımda taraflı yorumla</title><content type='html'>Politik Açılım Programı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TRT-1 Televizyonu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul 21 Şubat 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Derya Sazak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Fehmi Koru,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Mustafa Erdoğan, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Fuat Keyman.&lt;br /&gt;Sayın Derya Sazak ve Program Konukları;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Programınızı dikkatle izliyorum. Neye karşılık olduğunu bilemem; ama, taraflı yorumlar yaptığınız gün gibi aşikârdır. Merak ettiğim husus ise, şudur:&lt;br /&gt;Sizler; halkı aydınlatmak, doğruları öğretmek ve düzgün bir kamuoyu oluşturmak için mi halkın huzuruna çıkıyorsunuz veya siyasî amaçla, doğruları çarpıtarak, halkı aldatmaya mı çalışıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hakk’a sarıl, iyiliği emret, cahilden, yani doğru hislerden merhum bulunandan yüz çevir!” evrensel kuralına göre, bu soruları sormak zorundayım. Zîra; devletin bir televizyonunda program yapıyorsunuz ve bu programı, siyasî amaçlarınız, aldığınız talimatlar veya yaranmak ve çıkar hedefleriniz için kullanamazsınız. Sizler; DEVLET kavramı ile HÜKÜMET kavramına düzgün bir açıklık kazandırmak zorundasınız.&lt;br /&gt;Aksi Halde; zihinlerimizde hasıl olan kargaşa ve kavram kargaşalarının sorumlusu olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekte; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığım mektuplarımın suretlerini bilgilerinize, tetkiklerinize ve dikkatlerinize sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0216-4181726&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-298264808051221123?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/298264808051221123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=298264808051221123' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/298264808051221123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/298264808051221123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/politik-aclmda-tarafl-yorumla.html' title='Politik açılımda taraflı yorumla'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-6588319677287440883</id><published>2010-02-21T06:14:00.000-08:00</published><updated>2010-02-21T06:15:35.640-08:00</updated><title type='text'>Sanat açılımı mı, demokratik açılım mı ?</title><content type='html'>Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara 20 Şubat 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokratik Açılım çerçevesinde, Beşiktaş’taki ofisinizde sanatçılara verdiğiniz kahvaltılı toplantıda söylediğiniz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sanatçılarımız, engin yürekleriyle ülkemizin meselelerine elatsınlar, elini taşın altına koysunlar. Bunu arzuluyor, bunu diliyoruz. Zira sizin türkü ve şarkılarınız, sağır duvarları aşacak güce sahiptir. Böyle güzide bir toplulukla bir araya gelmekten çok büyük bir heyecan ve memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum” sözlerinizi, gazetelerde okudum.&lt;br /&gt;Merak ediyorum:&lt;br /&gt;Kendi aralarında dahî fakir birliği sağlayamayan sanatçılardan beklentileriniz nedir ve sanatçılar, ülkemizin meselelerine hangi yöntemi kullanarak elatacaklardır? Acaba sanatçılarımız;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’yi ve Türk milletini iyi tanıyorlar mı? Tarih ve coğrafya biliyorlar mı? Dünya siyasî tarihini irdeleyebilecek bilgilere sahip midirler? En önemlisi; dünya coğrafyasında Türkiye’nin konumunun önemini anlayabilmişler midir? Türkiyenin maruz kaldığı ve bundan sonar da maruz kalacağı iç ve dış odakların husumetlerini anlayabilmişler midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu gerçeği de arz etmek zorundayım:&lt;br /&gt;Nerede olursa olsun, hangi kökene ve görüşe mensup olursa olsun; vatandaşlar arasında düşmanlık, soğukluk, kin, nefret ve husumet yoktur ve herkes, dostane ilişkiler içinde hayatlarını sürdürmektedir. Vatandaşlarımız arasında öylesine sağlam sevgi bağları oluşmuştur ki; bugüne kadar hiçbir güç, tahrik, fitne ve fesat, bu sevgi bağını koparamamıştır. Ne var ki; bazı fitne ve fesat odakları, ayrılıkçı hedef güdenler ve ayrılıkçılığı körükleyenler, Türkiye’yi ve milletimizi huzursuz etmek, insanlar arasına kin, nefret, fitne ve fesat tohumları atmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu gerçeği doğrulayacak en güzel örnek de, Alevî-Sünnî tartışmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkenin hiçbir yerinde ve vatandaşlar arasında Alevî-Sünnî tartışması yoktur ve herkes, kardeşlik ve dostluk bağlarıyla hayatlarını sürdürmektedirler. Alevî ve Sünnî tartışması, yanlış yorumlarda bulunan üst seviyedeki insanlar arasında vardır ve böyle bir tartışma, halk arasında yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dillerden düşürülmeyen ve yapay olarak yaratılan Kürt sorunu da öyledir. Günlük hayatta, vatandaşlar arasında bir ayrılık, kavga, çekişme ve düşmanlık yoktur. Herkes, sevgi bağlarıyla hayatlarını sürdürmektedir. Ama; ayrılıkçı ideoloji güdenlerin dışında herkes, PKK’nın varlığından, hedeflerinden ve faaliyetlerinden rahatsızdır ve Doğu ve Güneydoğu’daki insanlarımız, PKK’nın baskısı, tehdidi ve korkusu altındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şayet aksi olsaydı; bugüne kadar Türkiye, çok acı ve üzücü olaylara sahne olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ettiğim husus da şudur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçekler ortadayken ve bilinirken; henüz daha mahiyeti ve hedefi kamuoyunca iyi bilinmeyen veya kamuoyuna iyi anlatılmayan Demokratik Açılımdan beklenen nedir ve bu ad altında neler yapılmak istenmektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedef demokratikleşmeyese ve Türkiye’yi tam anlamıyla Hür ve democrat bir ülke haline getirmekse; bunun, tek yolu, Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarını, halkı sistemin içine çekecek şekilde değiştirmektir. Ön Seçim şartı getirilmedikçe, seçim barajı kaldırılmadıkça; Türkiye’nin demokratikleşmesi, sulh, sükûn, huzur ve güven ortamına kavuşması, asla ve asla mümkün değildir. 12 Eylül 1980 Askerî müdahalesinin üzerinden 30 yıl geçmiştir. Ama; bu müddet zarfında Türkiye demokratikleşememiş ve muhtaç olduğu huzura, dirlik ve düzenliğe kavuşamamıştır. Bunun sorumlusu da, “Temsilde adâlet ve yönetimde istikrar” formül ve iddiasını ortaya atarak, seçim sistemini tanınmaz hale getiren Turgut Özal’dır. Ne hikmetse; bugüne kadar bu çarpık ve gerçek demokrasiyle asla bağdaşmayacak bu göstermelik sistemi değiştirmek kimsenin aklına gelmemiştir. İktidarınız, sekizinci yılına girmiş olmasına rağmen; bu hususta, siz de gereken düzenlemeyi yapmadınız ve bu çarpık sistemin devamına karar verdiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ben de bir sanatçı olsaydım ve davetinize katılsaydım; hiç çekinmeden, korkmadan bu gerçekleri, açık bir şekilde görüşlerinize arz ederdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;br /&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;0216-4181726&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-6588319677287440883?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/6588319677287440883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=6588319677287440883' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6588319677287440883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/6588319677287440883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/sanat-aclm-m-demokratik-aclm-m.html' title='Sanat açılımı mı, demokratik açılım mı ?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-5108650724191281178</id><published>2010-02-18T14:04:00.000-08:00</published><updated>2010-02-21T02:56:22.094-08:00</updated><title type='text'>Devlet, parti devleti yapılmamalıdır</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Abdullah GÜL&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cumhurbaşkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 18 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu mektubumu, inanan Müslüman bir Cumhurbaşkanı olduğunuz için, Hz. Ömer’in devlet başkanı seçildiği gün yaptığı konuşmasının bir bölümünde söylediği, &lt;span style="color: red;"&gt;“Bir millet icabında emîrini (idarecisini) acı, acı tenkit etmezse ve o emîr de, kendisine yöneltilen acı tenkitlere gereken alâkayı göstermezse; o emîrden ve o milletten hayır gelmez”&lt;/span&gt; sözlerine istinaden yazdım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim ne derse desin ve nasıl yorumlarsa yorumlasın; bugün ülkemizdeki bunalım ve gerginlik, had safhadadır. Hiç beklenmedik zamanlarda, meydana gelen beklenmedik ve gerçek hedefleri iyi bilinmeyen olaylar, huzursuzluk ve gerginlik yaratmaktadır. Bunun en son örneği, Yargı ile Hükümet arasındaki gerginliktir. Her ne kadar; &lt;span style="color: red;"&gt;“Bu, bir fasit dairedir, kısır bir döngüdür; Türkiye’nin, bundan süratli bir şekilde çıkması gerekir. Bunun için yapılması gereken şey, gayet açıktır; çok süratli bir yargı reformu yapmak gerekir. Yargı reformu yapılırken; bu çıkmaz sokak ya da kısır döngü, daha derinleştirici bir şekilde olmamalıdır.”&lt;/span&gt; demiş olsanız da; bu bunalım, YARGI REFORMU temennileriyle geçiştirilebilecek bir BUNALIM değildir. Zîra; bu bunalım, Siyasî İktidarın Devleti, bir PARTİ DEVLETİ haline getirebilme arzu ve gayretleri sebebiyle doğmuştur. Bu sebeple de; DEVLETİN İŞLETİLİŞ şekli bozulmuş ve KEYFİLİK, kurumlar ve kuruluşlar arasında ve hattâ, kurum ve kuruluşların kendi içlerinde istenmeyen ve uygun olmayan zıtlaşmalar meydana getirmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu fasit daireden ve kısır döngüden, YARGI RFEORMU ile çıkmak mümkün değildir. Yargı, en nihayet yürürlükteki kanunlara göre karar vermek zorundadır. Eğer Kanunlar, beraberinde adâleti getirmiyorsa; yargının yapabileceği bir şey yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki müzakereleri izleyen herkes, bu gerçeği, kabullenmek zorunda kalır. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün, Siyasî İktidarın, dolayısıyla Hükümetin arzu etmediği bir Kanun teklifi veya tasarısı, TBMM’nin gündemine gelemez, gelse de, kanunlaşamaz. Siyasî İktidarın, dolayısıyla Hükümetin arzu ettiği her Kanun tasarısı veya teklifi, TBMM’nin gündemine gelir ve kolayca kanunlaşır. Kanunların, beraberinde adâleti getirip, getirmediğine bakılmaz. Açık ifadeyle; Başbakan ne derse, o olur. Gerçek fiilî durum, budur. Bu gerçeği ifade etmekten de, hiç kimse, çekinmemelidir. &lt;span style="color: red;"&gt;Bu bakımdan herkes, “Türkiye, bir HUKUK DEVLETİ mi, yoksa bir KANUN DEVLETİ mi olacaktır?” sorusunu sormalı ve bu sorunun, düzgün bir cevabını bulmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın CUMHURBAŞKANI;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DEVLET, bir kavramdır ve DEVLETİN ilmî tarifi, “Bir hükümet idaresindeki siyasî bir topluluktur.” şeklindedir. Bu tarife göre Hükümetlerin görevleri; Devleti, ana kaidelere ve ana belgelere göre işletmektir. Şayet Devlet, Siyasî İktidarların siyasî hesap, çıkar, hedef ve ihtiraslarına göre idare edilirse; her türlü bunalım, çaresizlik ve kargaşa kaçınılmazdır. Zîra; bu takdirde, “Bizden olanlar ve bizden olmayanlar” anlayışı, kabullenişi ve ayırımcılığı, devletin başını kemiren bir canavara dönüşür ve “Sosyal Hukuk Devleti” esası ortadan kalkar. İşte Türkiye, “Sosyal Hukuk Devleti” esasından uzaklaşılması sebebiyle sıkıntıda ve zordadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Ülkenin Cumhurbaşkanı olarak size düşen asıl görev; Devletin, “Sosyal Hukuk Devleti” esasına göre yönetilmesini sağlamak ve devlet organları arasındaki ahengi korumak ve de Kuvvetler Ayrılığı İlkesine işlerlik kazandırmaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Milletvekili dokunulmazlıkları, kürsü masuniyetiyle sınırlandırılmadıkça,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;TOKİ, TMSF, BELEDİYE ŞİRKETLERİ, ÖZELLEŞTİRME İDARESİ gibi,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;devlet içinde, devlet haline getirilen kuruluşların faaliyetleri denetlenmedikçe ve bu kuruluşlara, sınırsız yetkiler tanındıkça,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Yargının bağımsızlığı tam anlamıyla sağlanmadıkça,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyasî Partiler ve Seçim Kanunları’nı, milleti sistemin içine çekecek şekilde yeniden düzenlemedikçe;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Sosyal Hukuk Devleti” anlayışını hayata geçirmek ve ülkeyi ve milleti rahatlatmak, zıt mizaçları bir mefkûre etrafında birleştirmek imkânsızdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Meydana gelen veya getirilen bunalımlar sebebiyle büyük bir üzüntü duyan bir vatandaş olarak, demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınıza inanmaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-5108650724191281178?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/5108650724191281178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=5108650724191281178' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5108650724191281178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5108650724191281178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/devlet-parti-devleti-yaplmamaldr.html' title='Devlet, parti devleti yapılmamalıdır'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8453310289184080326</id><published>2010-02-17T14:53:00.000-08:00</published><updated>2010-02-17T14:53:43.509-08:00</updated><title type='text'>Kuvvetler Ayrılığı İlkesi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 17 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hz. Peygamberimiz, “Bir saat adâletle hükmetmek, bir yıllık ibadete denktir. Ve biliniz ki: Bir millet ve bir ülke için en büyük tehlike; İdare edenlerin İHTİRASLARI ve ADÂLETSİZLİKLERİYLE, zenginlerin HASİSLİKLERİ VE MERHAMETSİZLİKLERİDİR. Dikkat ediniz: Bir millet icabında KÜFÜRLE devam edebilir. Ama, ADÂLETSİZLİKLE asla ve asla devam edemez!” diye buyurmuşlardır. Hz. Peygamberimiz, bu buyruğu ile ADÂLETİN ÖNEMİNİ, kesin bir şekilde belirtmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fatih Sultan Mehmet Sırbistan’ı fethettiği zaman yayınladığı bildiride; “Müslüman, Hristiyan, Musevî, Dinli, Dinsiz herkese duyurulur: Biz buraya, ALLAH’ın BUYRUĞUNU duyurmaya ve ADÂLETİ SAĞLAMAYA geldik.” ifadelerini kullanmıştır. Dikkat edilirse Fatih, ADÂLETİN sağlanacağına dair, KESİN TEMİNAT vermiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanunî Sultan Süleyman zamanında, esîr düşerek 5 yıllık KÜREK CEZASINA çarptırılan bir İspanyol Denizci, bu cazsını Haliç Tersanesi’nde çalışarak tamamlamış ve İspanya’ya dönünce; hatıralarını 5 ciltlik kitapta toplayarak yayınlamıştır. Hatıralarının en önemli konusunu, şu ifadeleriyle belirtmiştir: “Osmanlı Devleti’nin kudret ve haşmetini, hiç kimse KILIÇ KUVVETİNDE aramasın. Bu kudret ve haşmetin tek sebebi, gayet mükemmel çalışan ADÂLET SİSTEMİNİN olmasıdır.. Beş yıl kaldığım İstanbul’da en uzun dâvâ, 33 gün sürmüştür. Ki; bu nitelikteki bir dâvâ İspanya’da olsaydı; hiç şüphesiz, dededen toruna intikal ederdi.” 15.nci Asır’da yapılan bu gözlem ve tespit, ADÂLETİN ÖNEMİNİ belirtmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarih, adâleti sağlayan milletlerin nasıl yüceldiğini; adâletten ayrılan milletlerin nasıl çöktüğünü belirten belgelerle doludur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün ülkemiz ve milletimiz zorda ve sıkıntıdadır. Bu zorluk ve sıkıntının sebebi; ülkemizde, gerçek bir demokrasinin icabı ve şartı olan KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİNİN çalıştırılmamasıdır. Bu sebepten dolayı da; Devletin ORGANLARI ve KURUMLARI arasında düzensizlik ve zıtlaşmalar meydana gelmiştir. KURUL, KURUM, KURAL ve KAVRAM KARGAŞASI, hem ülkenin ve hem de milletin DİRLİK ve DÜZENLİĞİNİ bozmuştur. Bunun neticesinde de; ADÂLETSİZLİK ve PERİŞANLIK yaygınlaşmış; ümitsizlik, çaresizlik, keyfilik, sorumsuzluk, haksızlık, zıtlaşma ve düzensizlik, toplumun her kesimini, ATEŞTEN BİR GÖMLEK gibi kuşatmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devleti, ana KAİDELERE ve ana BELGELERE göre bir AHENK içinde işletmek, HÜKÜMETLERİN görevidir. Üzülerek ifade etmek isterim ki; İktidarınız, 8 yıllık zaman zarfında bu işi başaramamış ve DEVLETİN GÜCÜNÜ, yanlış ve SİYASÎ amaçlı kullanmıştır. DEVLETİ de, bir PARTİ DEVLETİ gibi yönetmiştir. Bu anlayış ve kabulleniş devam ettiği sürece de; halkın isteklerine ve dertlerine çare bulunamaz; milletimiz sulh, sükûn, huzur ve güvene kavuşamaz. Zaten; Türkiye’nin hem siyaseten ve hem de iktisaden zorda olması, bu gerçeği, inkâr edilemeyecek derecede ispatlamaktadır. Bankalara olan kredi borcunu ödeyemeyen 3 milyon 250 bin kişinin icra takibinde olması, İKTİDARINIZI, çok ve hattâ derin, derin düşündürmelidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçekleri açık bir şekilde söyleyebileceklerin olmadığın varsayarak ve demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-8453310289184080326?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/8453310289184080326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=8453310289184080326' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8453310289184080326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8453310289184080326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/kuvvetler-ayrlg-ilkesi.html' title='Kuvvetler Ayrılığı İlkesi'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8069966778001302925</id><published>2010-02-14T16:17:00.000-08:00</published><updated>2010-02-14T16:17:39.024-08:00</updated><title type='text'>Ordu, Niçin Hedeftedir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Derya SAZAK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Milliyet Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 14 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın SAZAK;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;14 Şubat 2010 tarihli ve “Başbuğ’a düşen” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yılların gazetecisi ve köşe yazarı olan sizden, böylesine tutarsız, gayesiz, gerçeklerden uzak ve hatta özü olmayan bir yazı beklemiyordum. Size göre; Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, “Sabrımız taşıyor” sözlerine açıklık getirmek isterken, yeni bir polemiğe yol açmış!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne polemiğidir bu? İki üç yıldan beri, bazı odaklar, bazı oluşumlar, akla ve hayale sığmayacak bir şekilde tutarsız, akılalmaz gerçek olmayan isnat, iftira ve ithamlarla Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni hedef seçerken; İlker Başbuğ’un bazı açıklamalarda bulunması, normal ve hatta şart değil midir? Bu açıklamaların neresi siyasete müdahaledir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hatırlamanız lâzımdır: Geçen sene, İngiltere Genelkurmay Başkanı, “İngiltere’nin gerçek olmayan bilgilere dayanarak Irak Savaşı’na katılması, büyük bir hataydı.” açıklamasını yapmıştır ve hiç kimse de, “Asker, siyasete müdahale ediyor.” yorumunda bulunmamıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birkaç gün evvel gazetelerde okumuşsunuzdur: Yunanistan Başbakanı, ekonomik sıkıntılar sebebiyle AB’dan alacakları yardım konusunda “Millî egemenliğimiz elden gitti” açıklamasını yapınca; bir kuvvet komutanı, hükümeti, gayet sert bir şekilde eleştirmiştir ve bu eleştiriyi hiç kimse, demokrasiye müdahale olarak değerlendirmemiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bize gelince:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Amirallere suikast Plânı, Kafes Eylem Plânı, Balyoz Plânı, Koç Müzesi’ndeki denizaltıdaki patlayıcılar gibi, henüz daha içyüzleri bilinmeyen; araştırmaların, soruşturmaların, yargı safhalarının nasıl sonuçlanacağı belli olmayan konular bahane edilerek, bazı kişi, odak ve oluşumlar, akıl almaz bir şekilde Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni hedef seçerek, tahrik ve aşağılama yarışına girişmişlerdir. Bazı gazetelerin başlıkları, Televizyonların anonsları, “Hükümeti ve Gülen Cemaati’ni Bitirme Eylem Plânları” olmuştur. Kanun gereği, hazırlık soruşturmalarının gizliliği esasken; doğruluğuna veya yanlışlığına bakılmaksızın itham, isnat ve iftiraları, bazı medya kuruluşları, gazete sayfalarına ve ekranlara taşıyarak, halkın efkârını karıştırmışlar ve halkın zihninde korku ve şüphelerin belirmesine sebep olmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;En akıllı zannedilen yazarlar, çizerler, gazeteciler, fikir adamları ve akademisyenler dahî, “Hükümete karşı olabilecek bir hareketi veya müdahaleyi anladık da; bu iddialara, GÜLEN CEMAATİ’Nİ bitirme ibarelerini kim, niçin ve hangi maksatla ekledi?” diye bir soruyu sormamışlardır? Gülen Cemaati, dokunulmaz, faaliyetleri denetlenemez, hedefleri araştırılamaz istisnaî bir devlet kuruluşu mudur?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın SAZAK;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu iddia edilen imza konusu, hâlâ açıklığa kavuşturulmuş değildir. Adlî Tıp Kurulu’nun, imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğuna dair yediye karşı dört oyla verdiği karar, tartışmalıdır. Teknik bir konuda tahmine dayalı görüş beyanları, akla, mantığa, ilme ve hukuka ne derece uygundur? Bu kararın, ittifakla verilmesi gerekmez mi? Sonra; Çetin Doğan’ın açıklamalarının kamuoyunu tatmin etmediğini nereden biliyorsunuz? Hukukçular dahî bu konularda, hem fikir değildir? Televizyonlarda yapılan tartışmalar, iç karartıcıdır. Sağlıklı bir aklın sahibi olan herkes, kendisine “İnsan, kendi ordusuna bu derece saldırır mı?” sorusunu sormaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özden Örnek, günlüklerin kendisine ait olmadığını söylemektedir. 2002 sonunda ve 2003 başında bir darbe hazırlığı yapıldığını söyleyenler, kendilerine “Madem hazırlık vardı da, bu darbe niçin yapılmamıştır? Darbeyi kim önlemiştir?” sorusunu sormamışlardır. Belli ki birileri, ortalığa bir darbe öcüsü salarak, ülkenin ve milletin dirlik ve düzenliğini bozmak istemektedir. Âdetâ birileri, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin bir darbe yapmasını arzu eder bir görüntü vermektedir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bulunduğumuz coğrafyanın özellikleri ve önemi sebebiyle Türkiye’nin başı derttedir. Irak, İran ve Afganistan’da meydana gelen gelişmeler, Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Üstelik Türkiye, ayrılıkçı bir teröre maruzdur. İktisadî sıkıntılar had safhadadır. Kim, ne derse desin ve nasıl bir yorumda bulunursa bulunsun; Siyasî İktidar, ülkeyi iyi yönetememiştir ve bundan sonra da yönetemeyeceği belli olmuştur. Kim tarafından, niçin ve hangi hedefe yönelik olarak yaratıldığı kamuoyunca iyi bilinmeyen bunalımları da, yönetememiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dikkat ediniz: Ordu, 27 yıldan beri kışlasındadır ve ülkeyi sivil iktidarlar yönetmektedir. Ortaya salınan DARBE ÖCÜSÜNÜN hangi maksada matuf olduğunu, herkesten fazla sizin bilmeniz gerekir. Kendinizi 28 Şubat saplantısından kurtararak, gerçeklere yönelseniz; bu ülkeye ve bu millete iyilik etmiş olursunuz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-8069966778001302925?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/8069966778001302925/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=8069966778001302925' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8069966778001302925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/8069966778001302925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/ordu-nicin-hedeftedir.html' title='Ordu, Niçin Hedeftedir?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7636778872044925029</id><published>2010-02-11T03:53:00.000-08:00</published><updated>2010-02-11T03:53:16.163-08:00</updated><title type='text'>Üretmeyen ekonomiden rafah çıkmaz.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Ali BABACAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 11 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul Sanayi Odası’nın düzenlediği “İstanbul Sanayi Forumu” toplantısında yaptığınız konuşmanızın basına yansıyan bölümlerini okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Her zaman ve her yerde belirttiğiniz gibi; Türkiye’nin; zamanında doğru adımlar atıldığı için bu krizde, finans sektörü ve genel finansal yapı olarak krizi en az problemle atlatan ülkelerin başında geldiğini ifade etmektesiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merak ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ekonomi denince aklınıza sadece ve sadece, finans ve bankacılık sektörleri mi geliyor? Döviz-Faiz-Borsa üçgeninden ibaret olan ŞAHANE RANT SİSTEMİNİ, ekonomi mi zannediyorsunuz? Sizi; reel sektör, halkın durumu ve üretim ilgilendirmiyor mu? Hafif ve az problemle atlatıldığını ifade ettiğiniz krizin, halkı ezdiğini, perişan ettiğini ve borç batağına sapladığını, görmezden mi geliyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evet; belirttiğiniz gibidir: Küresel olarak adlandırılan bu krizde; Bankacılık ve finans sektörü, sağlammış gibi görünen bir yapıya kavuşmuştur. Ama; neye karşılık bu yapı oluşmuştur? Bunu irdelemek, analiz etmek ve gerçeklere yönelmek aklınıza gelmiyor mu? Bankaların kredi kartlarından, tüketici ve ihtiyaç kredilerinden, esnafın ve küçük çaplı işletmelerin kullandıkları mevduat karşılığı kredilerinden çok yüksek oranlı reel faiz geliri elde ettiklerini, bankacılık hizmetlerinden çok yüksek ve halkın gücünü aşan yüksek ücret aldıklarını, hiç düşündüğünüz oldu mu? İktisat İlminin, “Üretmeyen veya yeterli seviyede üretim yapamayan ekonomilerde, yüksek oranlı reel faiz uygulaması, eninde sonunda bankacılık sektörünü batırır ve ekonominin bütün dengelerini bozar” şeklindeki temel kuralını yok mu farz ediyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Açlık sınırı, 850 liraya; yoksulluk sınırı, 2 bin 600 liraya yükselmiştir. Çalışanların, emekli, dul ve yetimlerin aldıkları ücretler de bilinmektedir. Ki; bu kesimler, yoksulluk sınırının altındadır. Bu kesimleri, nasıl ve hangi programla rahata kavuşturacaksınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşsizlik, toplumun huzurunu bozacak ve insanları ümitsizliğe sev edecek tarzda yaygınlaşmıştır. Sokaklar, umutsuz, çaresiz ve tutunacak dal arayan genç işsizlerle doludur. Bu yaygın ve kangren haline gelen işsizliğe, nasıl bir çare bulacaksınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarım ve hayvancılık çökmüştür ve Türkiye, gıda maddeleri ithâl eden bir duruma düşmüştür. Bu duruma, nasıl bir çare bulacaksınız? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Geniş halk kitleleri, borç batağına saplanmıştır ve 2 milyon kişi, bankaların haciz kıskacı altındadır. İcra dairelerindeki dosyalar, konacak yer olmadığı için koridorlara taşmıştır. Halk, durduk yerde ve keyfî olarak borçlanmayacağına göre; bu durum, iktidarınızın, iktisaden başarısız olduğunun göstergesi değil midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devletin borç stoku (iç ve dış), 2009 sonu itibarıyla 320 milyar dolara yükselmiştir. Özel sektörün dış borcu, 177 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye’nin iç ve dış borç stoku, 500 milyar dolardır. Bütçe; 2008 yılında 17,5 milyar lira; 2009 yılında 63 milyar lira açık vermiştir. Bütçenin; 2010 yılında 51 milyar lira açık vereceği öngörülmüştür. 2002 yılında 51 milyar lira, 2009 yılında da 55,5 milyar lira faiz ödemiştir ve 2010 yılı için faiz ödemesi, 56,750 milyar lira olarak öngörülmüştür. Böyle bir bütçeyle Türkiye’yi rahatlatmak ve halkı huzur ve refaha kavuşturmak, işsizliğe ve zorluklara çare bulmak, ekonomiyi üretken hale getirmek, nasıl mümkün olacaktır? Parlak sözler söylemekle ve hayalî gelecek vaat etmekle sorunlar çözülebilseydi; bugün Türkiye, bu hale düşer miydi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İktidara geldiğiniz zaman, Türkiye’nin iç ve dış borç stoku, 221 milyar dolardı. 7 Yıllık iktidarınız döneminde Türkiye’nin borçlarını, 280 milyar dolar artırdınız. Üstelik; bu dönemde, 30 milyar doların üstünde özelleştirme geliri sağladınız.Yani; millî servetimizi azalttınız ve yabancıların, her yıl yapacakları kâr transferlerinin yükünü de, gelecek nesillerin sırtına yüklediniz. Dikkatlerinize arz ediyorum:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özel sektörün, 2002 yılı sonunda 43 milyar dolar tutarındaki dış borcu, 2009 sonunda, 177 milyar dolara yükselmiştir. Bu borç, yatırımlara dönüşmediğine göre; sıcak para rantında kullanılmadığını söyleyebilir misiniz? Düşük kur, yüksek faiz sayesinde, finanasal krizin, hafif atlatılmasının gerçek sebebi, bu değil midir? Bunun anlamı, yükün, halkın sırtına yüklendiği mânâsına gelmez mi? Şişirilen bu balonun patlamayacağını, söyleyebilir misiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu gerçekler tahtında, hâlâ, geçmiş iktidarları kötülemeye devam edecek misiniz? Bundan sonra, hangi program ve tedbirlerle ekonomiyi düze çıkaracaksınız?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’deki gelişmeleri dikkati ve yakından izleyen bir vatandaş olarak, demokratik haklarımı kullanarak, duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7636778872044925029?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7636778872044925029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7636778872044925029' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7636778872044925029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7636778872044925029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/uretmeyen-ekonomiden-rafah-ckmaz.html' title='Üretmeyen ekonomiden rafah çıkmaz.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-3623352763660958325</id><published>2010-02-10T13:04:00.000-08:00</published><updated>2010-02-10T13:04:04.986-08:00</updated><title type='text'>Siyasî Tarihimiz iyi bilinmelidir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Tevfik Diker&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;19-20. dönem Milletvekili&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 9 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Diker;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vakit Gazetesi’ne yaptığınız değerlendirmeleri okudum. İki dönem Milletvekilliği yapan bir dostumun bu kadar yanılması ve bu denli yanlış değerlendirmeler yapması, gerçekten düşündürücüdür.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Değerlendirmelerinizin tamamına değinmeyeceğim; önemli gördüğüm hususlara değineceğim. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- 28 Şubat 1997’de meydana gelen ve siyasî tarihimize “28 Şubat Süreci” olarak geçen olay, bir darbe ve bir askerî müdahale değildir. İşin özünde; Necmettin Erbakan’la Tansu Çiller’in rekabeti vardır. Hükümet ortağı olmalarına rağmen; karşılıklı söylemleri ve zıtlaşmaları, toplumu iyice germiştir. Bu gerginliklerin meydana getirdiği tertip, provokasyon ve ithamlar, Millî Güvenlik Kurulu’na taşınmıştır. Bu toplantıda, temel eğitimin 8 yıla çıkarılması tavsiyesi, İmam Hatip Liseleri’nin orta kısmının kapatılacağını gerekçe gösteren Erbakan’ın, direnmesine sebep olmuştur. Eğer, MGK’nın tavsiye kararı, bir askerî müdahale olsaydı; Erbakan’ın, 1 Mart günü istifa etmesi gerekirdi. Halbûki Erbakan, 135 gün sonra, “Baskılara dayanamıyorum.” diyerek istifa etmiştir. Faturayı askerlere çıkarmak isteyenler de, bugüne kadar Erbakan’ın, hangi baskılara maruz kaldığını, hiçbir zaman merak etmemişlerdir. Refah-Yol Koalisyon Hükümeti’nin, hangi pazarlıklara dayalı olarak kurulduğu gerçeğini, herkes görmezden gelmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- Havuz Projesi’ne gelince: Çok övülen bu havuzun, sadece ismi vardır ve kamu bankaları arasında denenmiştir. Ancak; kamu bankalarının açıkları ve Hazine desteğine muhtaç olmaları sebebiyle, bir netice alınamamıştır. Ekonomiyi dikkatli izleyenler, 2001 krizinde, kamu bankalarının Hazine tarafından ödenmeyen görev zararlarının, 35 Katrilyon liraya ulaştığını görürler ve bu açıklar, Hazine’nin Merkez Bankası’na verdiği yaklaşık 50 Katrilyon liralık Devlet İç borç Senetleri’yle kapatılmıştır. Bugün Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’nun Hazine’ye olan 40 milyar tutarındaki borcunun sebebi de budur. Ki; TMSF, 30 milyar lira tahsilât yapmasına rağmen bu borç, eksilmemiştir. Ayrıca; Erbakan zamanında Türkiye’nin iç ve dış borç stoku azalmamıştır. Erbakan, Mesut Yılmaz Hükümeti’ne, 61 katriyon (61 milyar) lira borç devretmiştir. Yani; D-8 Örneği Havuz Hesabı, basit bir siyasî propagandadan ibarettir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;3- 28 Şubat Süreci’nde Demirel, Yılmaz ve Cindoruk’un; MOSSAD, CIA ve CUNTACILARLA işbirliği yaptığı iddiası, Vakit Gazetesi’yle Din Tacirleri’nin ortaya attığı çirkin bir iftira ve ağır bir ithamdır. Ki; bu iftira ve ithamları doğru kabul ederek, ömürleri boyunca Demirel’e husumet besleyenlerin safında yer almanız, gerçekten bir talihsizliktir. Zîra; Demirel’in; iktidar olduğu bütün dönemlerde, uyguladığı ve Amerika’ya ters gelen ekonomi ve dış siyaset politikaları sebebiyle daimâ ABD, İsrail ve CIA’nın husumetlerine maruz kaldığını, herkesten fazla, sizin bilmeniz gerekirdi.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt; İşte; geçmişe ait, düşündürücü bir örnek:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Güneri Civaoğlu’nun “12 Mart 1978 tarihli ve 12 MART VE AP-DEMİREL” başlığını taşıyan yazısın, bilgilerinize sunacağım. İşte, Güneri Civaoğlu’nun yazısı:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“12 Mart Muhtırası’nın üzerinden 7 yıl geçmiş bulunuyor. Aradan geçen süre, olayın serinkanlı ve akılcı değerlendirmelerinin yapılmasına imkân vermiştir. O değerlendirmeler özellikle Türkiye’yi 12 Mart olayına getiren faktörler öne sürülürken, aslında, AP döneminin bir çeşit ibrası -aklanması- ortaya konmaktadır. AP’ye ve bu partinin başkanına yöneltilmiş suçlamaların tutarsızlığı, çok çarpıcı çizgilerle belirmektedir. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12 Mart için dört ana sebep sıralanmıştır. Bunlardan ilk ikisi ABD’nin 1965-1971 Türkiye’si iktidarını değerlendiriş tarzıdır. Ve Washington’un değerlendirmeleri üzerine yazılanlar doğru ise; Türkiye, 1965-1971 döneminde BAĞIMSIZ, ONURLU, KİŞİLİĞİ OLAN bir Dış Politikanın, kendi kendine ayakta kalabilir bir ekonominin sınırına dayanan gelişmeler, sıçramalar yapmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12 Mart’ta CIA varsa, 12 Mart’ta ABD varsa; bu, 65-71 döneminde Türkiye’nin gerçekleştirdiği sıçramalardan, gelişmelerden, vardığı ve dayandığı dış politika ve ekonomi düzeyi sınırına duyulan rahatsızlıklardandır. O zaman “ABD’nin adamı Morrison Süleyman” ya da “bağımlı dış politika” gibi çirkin ve ağır suçlamalar, boşlukta kalmıyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Gerçekten 1965-1971 arasındaki dönemin dış siyaset ve ekonomik gelişmeleri incelendiğinde, ilgi çekici bir AP iktidarı ve bir Başbakan DEMİREL imajı çizilmektedir.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: red;"&gt;İşte, çarpıcı vaziyet alışlar:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;* U-2 uçaklarının Sovyetler Birliği semalarında gözlem uçuşları yapmalarına izin verilmeyişi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;* Ortadoğu karıştığında, daha önceki uygulamaların tersine, İncirlik Üssü’nün, olaylara müdahale için ABD uçakları tarafından kullandırılmayışı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;* Üç yıl süren yoğun bir çalışmayla Türkiye-ABD arasındaki bütün ikili anlaşmaların bir bütün haline getirilişi. Böylece, dağınık ve kimsenin haberi olmayan metinlerle keyfi uygulamalara son veriliş.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;*Arap-İsrail anlaşmazlığında, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD ve bütün Batı blokuna rağmen, ARAP tezinin yanında yeralış.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;*Ekonomide, iktisadî büyüme amacını, hürriyetler içinde sosyal adâlete dayandırarak, bütün dış kaynaklardan yararlanılması. Bu arada, Sovyetler Birliği teknolojisi ve sermayesinden de yararlanılarak, Anadolu’da 7 büyük projenin uygulama alanına konuluşu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğer, 12 Mart’ta ABD’nin Ankara’daki bu vaziyet alışlardan rahatsızlığı varsa, o rahatsızlıklar, aynı zamanda bağımlı değil, milliyetçi, kişilik sahibi bir politikanın işaretleridir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Aynı yargı, AP iktidarının haşhaş konusunda, ABD baskılarına karşı direnişi için de söz konusudur. Nixon, seçim şansını bir ölçüde, ABD gençliğini uyuşturucu maddeden kurtarma mücadelesine oturtmuştu. O yüzden, Türkiye üzerinde yoğun baskılar vardı, haşhaş ekiminin durdurulması için. Ve DEMİREL, o baskıları güçlükle fakat, inançla göğüslüyordu. Hatta bir defasında, ABD Büyükelçisi’ne kapıyı gösterecek kadar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ünlü Daily Telegraph Gazetesi’nin bir Pazar ekinde CIA’nın ihtilâlleri arasında 12 Mart da sayılmıştır. Eğer o iddia doğruysa, sanıyoruz bu 65-71 dönemi ile bağımlılık iddialarına karşı bir aklanma “İBRA” dır.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Diker;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin siyasî ve iktisadî tarihi iyi bilinmezse; halihazır yaşananları anlamak ve doğruları bulmak mümkün olamaz. Bu takdirde; olaylar ve kişiler, his terazisinde tartılarak, sempati veya antipati ölçüleri içersinde değerlendirilir; gerçeklerin üstü örtülerek, insanlar ve bilhassa, geçmişinden koparılmış gençler yanıltılır. Öyle an gelir ki; övülmesi gereken kişiler kötülenir; kötülenmesi gereken kişiler övülür. Zaten Türkiye; bu sebeplerden dolayı gerçek hedeflerinden uzaklaşmış ve olması gereken atılımları gerçekleştirememiştir. Tarihin, hiçbir döneminde tekzip edemediği gerçeği bellidir ve bilinmektedir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Övülmesi gereken kişilerin kötülenmesi; kötülenmesi gereken kişilerin övülmesi, bir milletin yıkım sebebidir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Zaten bütün diktatörler, milletlerin bu zaafından istifade ederek ortaya çıkmışlar ve milletleri ezmişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-3623352763660958325?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/3623352763660958325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=3623352763660958325' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3623352763660958325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3623352763660958325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/siyasi-tarihimiz-iyi-bilinmelidir.html' title='Siyasî Tarihimiz iyi bilinmelidir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-2056238291971026442</id><published>2010-02-09T04:02:00.000-08:00</published><updated>2010-02-09T04:02:03.233-08:00</updated><title type='text'>Başarısızlığın sorumlusu kimdir?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 9 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Partinizin bugünkü Meclis Grubu Toplantısında yaptığınız konuşmanızı, dikkatle ve düşünerek izledim. &lt;span style="color: red;"&gt;Şu gerçeği, açık olarak belirtmekte bir sakınca görmüyorum:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Her konuşmanızda değindiğiniz gibi Türkiye’yi 2002 yılında başlamış gibi göstermeniz, hem doğru değildir ve hem de tutarsızdır. Zîra; 2002 yılında devraldığınız varlığın dökümü ortaya konduğu zaman, cevap vermekte zorlanırsınız. Her şeyi kapsayacak şekilde vereceğim enerji örneği, geçmiş iktidarları kötüleme gerekçesini ortadan kaldırır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2002 yılında 187 milyar kilovat/saat elektrik enerjisini ve elektrik dağıtım ve iletişim şebekesini hazır buldunuz. Acaba, “7.ci yılını tamamlayan ve 8.ci yılına basan iktidarınız döneminde elektrik enerjisine ne kadar katkınız oldu?” diye sorulursa; vereceğiniz cevabınız ne olur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üniversiteler konusunu da, “Devlette devamlılık esastır” gerçeğine aykırı bir şekilde siyasî amaç gütmektesiniz.&lt;span style="color: red;"&gt; Şöyle ki:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1965 yılında Türkiye’nin 6 üniversitesi vardı. 1980 yılında üniversite sayısı, 27 adede çıkmıştır. 12 Eylül İdaresi ve sonrası siyasî iktidar, üniversiteleri “Anarşi ve terör sebebi” addettiği için, 1991 sonuna kadar ancak 2 üniversite kurulmuş ve üniversite sayısı, 29 adede yükselmiştir. 1992-2002 yıları arasında ülkeyi idare eden siyasî iktidarlar, üniversite kuruluşuna hız vermişler ve 58 yeni üniversite kurarak iktidarınıza, 87 üniversite devretmişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Konuşmanızda, Osmaniye’de kurulacak 1 milyar dolar tutarındaki tesisi, sanki sizden evvelki iktidarlar, hiçbir şey yapmamışlar gibi, övünçle gündeme taşıdınız. Ama; Türk-Telekom’dan, Tüpraş’tan, Petkim’den, Erdemir’den, İsdemir’den, Köprüler’den, Otoyolar’dan otomobil fabrikalarından, Tekel’den hiç bahsetmediniz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Şu da bir gerçektir ki: Sizden evvelki iktidarlar, yatırımları, millî serveti artıracak şekilde gerçekleştirmişlerdir. İktidarınız ise; bazı yatırımları gerçekleştirirken, millî serveti azaltmıştır. Kendi ifadenizle; 50 milyar dolar özelleştirme yaptığınızı, zaman, zaman belirtmektesiniz. Bu durum karşısında; “Sattığınız millî varlıklarımızı, acaba, 100 milyar dolara tekrar geri kazandırabilir misiniz?” diye sorulsa, acaba, cevabınız ne olur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Övünmek ve muhalefeti suçlamak, siyasetin tabiatında vardır. Ancak; övünürken veya muhalefeti suçlarken ölçü kaçırılırsa; bundan sulh, sükûn, huzur ve güven ortamı çıkmaz ve bir birleriyle zıtlaşan bir toplum yapısı oluşur. Siyasî iktidar olarak asıl üzerinde duracağınız konu, milletin ne derece rahat olduğu ve geleceğe güvenle bakıp, bakmadığı olmalıdır.&lt;span style="color: blue;"&gt; Şöyle ki:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Açlık sınırı, 850 liraya; yoksulluk sınırı, 2 bin 600 liraya yükselmiştir. Çalışanların, emekli, dul ve yetimlerin aldıkları ücretler de bilinmektedir. Ki; bu kesimler, yoksulluk sınırının altındadır. Bu kesimleri, nasıl ve hangi programla rahata kavuşturacaksınız?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;strong&gt;İşsizlik, toplumun huzurunu bozacak ve insanları ümitsizliğe sev edecek tarzda yaygınlaşmıştır. Sokaklar, umutsuz, çaresiz ve tutunacak da&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;l arayan genç işsizlerle doludur. Bu yaygın ve kangren haline gelen işsizliğe nasıl bir çare bulacaksınız?&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Tarım ve hayvancılık çökmüştür ve Türkiye, gıda maddeleri ithâl eden bir duruma düşmüştür. Bu duruma, nasıl bir çare bulacaksınız?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Geniş halk kitleleri, borç batağına saplanmıştır ve 2 milyon kişi, bankaların haciz kıskacı altındadır. İcra dairelerindeki dosyalar, konacak yer olmadığı için koridorlara taşmıştır. Halk, durduk yerde ve keyfî olarak borçlanmayacağına göre; bu durum, iktidarınızın iktisaden başarısız olduğunun göstergesi değil midir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Devletin borç stoku, 2009 sonu itibarıyla 300 milyar dolara yükselmiştir. Bütçe; 2008 yılında 17,5 milyar lira; 2009 yılında 63 milyar lira açık vermiştir. Bütçenin; 2010 yılında 51 milyar lira açık vereceği öngörülmüştür. 2002 yılında 51 milyar lira, 2009 yılında da 55,5 milyar lira faiz ödemiştir ve 2010 yılı için faiz ödemesi, 56,750 milyar lira olarak öngörülmüştür. Böyle bir bütçeyle Türkiye’yi rahatlatmak ve halkı huzur ve refaha kavuşturmak, işsizliğe ve zorluklara çare bulmak, ekonomiyi üretken hale getirmek, nasıl mümkün olacaktır? Parlak sözler söylemekle ve hayalî gelecek vaat etmekle sorunlar çözülebilseydi; bugün Türkiye, bu hale düşer miydi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçekleri dile getirmek ve ülkeyi muhalefetin idare etmediğini belirtmek için demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınızı ummaktayım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-2056238291971026442?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/2056238291971026442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=2056238291971026442' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2056238291971026442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2056238291971026442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/basarszlgn-sorumlusu-kimdir.html' title='Başarısızlığın sorumlusu kimdir?'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-216884686596237384</id><published>2010-02-07T03:54:00.000-08:00</published><updated>2010-02-07T03:54:25.770-08:00</updated><title type='text'>Gerçeklerin üstü örtülmemelidir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Derya SAZAK,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Fuat KEYMAN,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Mustafa ERDOĞAN,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Politik Açılım Programı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TRT-1 Televizyonu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 7 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Program Yapımcısı Derya SAZAK;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sizler, memleket meselelerini mi tartışıyorsunuz? Yoksa, bir siyasî veya ideolojik amaca yönelik olarak halkın beynini mi yıkamaya çalışıyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Programı açarken dahî, “DEVLETÇİ ve ASKRECİ” ifadesini kullanarak, programda temsilcisi bulunmayan siyasî partileri itham etmeye hakkınız var mıdır? Sizler, DEVLET ve HÜKÜMET kavramlarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar bilgisiz, ülke meselelerinden habersiz olmayacak kadar sorumsuz ve siyasetin bir vasıta olduğunu anlamayacak kadar basiretsiz kişiler misiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ne kadar güçlü olursa olsun; her iktidarın bir siyasî ömrü vardır. “Millî İrade” adı altında ülkeyi, keyfî bir şekilde yöneten bir iktidarın icraatlarını eleştirmek, irdelemek ve yanlışlarını ortaya koymak varken; muhalefet partilerinin geleceklerini konuşmak, akla, mantığa, ilme ve vicdana uygun düşer mi? Kaldı ki; programınıza, eleştiri yağmuruna tuttuğunuz muhalefet parti temsilcilerini davet edemeyecek kadar korkak davrandığınıza göre; sizleri samimi, doğru ve vatanî bir gerekçeye ve hizmet arzusuna dayandığınızı kabul etmemiz mümkün olabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ülkenin çözüm bekleyen çok önemli meseleleri varken; dedikodulara dayalı haber, yorum ve varsayımlara dayalı olarak kitleleri, YANLI bir SİYASETE yönlendirmek için gayret etmenizin tutarlı bir tarafı olabilir mi? Ülkenin durumuna bir bakınız:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fukaralık ve işsizlik yaygınlaşmış; borç içinde yüzen halkın beli kamburlaşmış; tarım ve hayvancılık çökmüş; ellerinde bir işi olanlar dahî, aldıkları ücretlerle geçinemez duruma düşmüş; emekliler, dul ve yetimler, Türkiye tarihinde görülmemiş bir şekilde perişan olmuş; küçük esnaf ve sanatkârlar, küçük tacir ve sanayiciler, neredeyse tasfiye edilmiş; buna karşılık ülkenin kaynakları, belirli bir zümrenin istifadesine sunulmuş; 2009 sonu itibariyle devletin iç ve dış borç stoku 300 milyar dolara (450 milyar liraya) ulaşmış; hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı toplumun çok büyük bir kesimini, ateşten bir gömlek gibi kuşatmıştır. Uygulanan keyfî, tutarsız, sorumsuz iktisadî politikalar sebebiyle; başta bankalarımız olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz ve hatta, perakende ticaretimiz dahî, yabancıların eline geçmiştir. Yani; Türkiye, iktisaden tam anlamıyla bağımsızlığını kaybetmiştir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu önemli konular dururken; muhalefete don-gömlek biçmek, size kalan önemeli bir görev midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Üstelik; aklın, mantığın, ilmin ve vicdanın kabul etmeyeceği bu sorumsuz davranışlarınızı, Devletin Televizyonunda sergilemektesiniz. Bunu yaparken, kamuoyuna hesap vermek zorunda olduğunuzu düşünmüyor musunuz? Her programda, olamayan ve olması mümkün olmayan bir DARBE KORKUSUNU ortaya atarak, halk efkârını karıştırmak isteyişinizin sebebi ve hikmeti nedir acaba?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sebeplerden dolayı sizleri kınamak, yaptıklarınızın yanlış olduğunu hatırlatmak, önde gelen bir vatandaşlık görevimdir. İtirazınız varsa; bir programınıza beni de davet ediniz ve konuları, halkın önünde tartışalım. Hem de, işin içine hiç siyaset katmadan Türkiye’nin sorunlarını, hedeflerini ve açmazlarını konuşalım. Bilmem ki, cesaretiniz olur mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Sayın KEYMAN;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Osmaniye’de açılan bir fabrikayı, önemli bir yatırım olarak takdim ederken ve Anadolu’ya açılım olarak değerlendirirken; bir de, kaybettiklerimizi konuşmalısınız. Meselâ, Türk Telekom’un, bedava denecek bir bedelle yabancılara satıldığını açıklamalısınız.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-216884686596237384?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/216884686596237384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=216884686596237384' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/216884686596237384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/216884686596237384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/gerceklerin-ustu-ortulmemelidir.html' title='Gerçeklerin üstü örtülmemelidir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-2247114998865865260</id><published>2010-02-06T15:07:00.000-08:00</published><updated>2010-02-06T15:07:36.533-08:00</updated><title type='text'>Herkes, gerçek niyetini açıklamalıdır.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Fehmi KORU&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yenişafak Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 6 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın KORU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6 Şubat 2010 tarihli ve “Kıymetini bilelim” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bulunduğumuz coğrafyanın önemi ve özellikleri sebebiyle dâimâ iç ve dış odakların bitmez, tükenmez husumetlerine maruz kalan Türkiye’nin, iktisaden ve siyaseten zorda olduğu bir dönemde; gazeteci olduğunuzu unutarak, siyasî taraflılığınız düşündürücü, moral bozucu ve ümit kırıcıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıllardan beri his istismarına dayalı türban ve darbe konularını, ısıtıp, ısıtıp siyasî amaçlı kamuoyu oluşturma gayretleriniz, bu ülkenin ve bu milletin hayrına değildir. Açık ve dürüst olmakta fayda vardır:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1-Şayet, 1967’den itibaren türban, siyasî amaçlı olarak kullanılmasaydı; bugün, bu tartışmalar yapılmayacaktı. Daha açık ifadeyle; halkın dinî hisleri siyasete alet edilmeseydi; Türkiye, sulh, sükûn, huzur ve güven ortamına, yıllarca evvel kavuşmuş olacaktık. Zaten; tarih boyunca hangi siyasî irade, iktidar hırsıyla dini, siyasete âlet etmişse; o ülkenin ve milletin huzuru, dirlik ve düzenliği bozulmuştur. Örnek: Şam Valisi Muaviye’nin, devlet idaresini ele geçirmek için, Hz. Aliye karşı, halkın dinî hislerini kullanmasıdır. Sıffin harbinde askerlerinin mızraklarına Kur’an sayfaları taktırması; buna mukabil, Hz. Ali’nin ordusundaki askerlerin, “Biz Kur’an’a kılıç çekmeyiz” diyerek, savaşı terk etmeleri; İslâm âlemi’ni, ALEVÎ ve SÜNNÎ olarak ikiye bölmüştür. Bu bölünme, bugün dahî devam etmektedir ve Müslümanlar arasındaki kan dökülmesinin sebebidir. Osmanlı Devleti, DİNİ, SİYASETE ÂLET ETMEDİĞİ için, uzun yıllar üç kıt’ada hakimiyetini sürdürmüştür.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2-Askerî darbeler sona erdiği ve ihtimâl dâhilinde olmadığı ve de ülkeyi, 27 yıldan beri sivil iktidarlar yönettiği halde; darbe olmayan 28 Şubat’ı bahane ederek, ortalığa darbe korkusu salacak şekilde yazılar yazmanız da anlamsızdır. 28 Şubat aslında, hükümet ortağı Tansu Çiller’in, ne pahasına olursa olsun; tekrar, Başbakan olabilmek için verdiği bir mücadeledir. Aksi olsaydı; Başbakan Necmettin Erbakan, 1 Mart 1997 tarihinde istifa etmiş olurdu. Kâhin olmaya gerek yoktur: Refah-Yol Hükümeti’nin, hangi pazarlıkların üzerine kurulduğunu bilen herkes, bu gerçeği kabullenirler. Sır da değildir: Necmettin Erbakan, 135 gün sonra, “Baskılara dayanamıyorum” diyerek istifa ederken, maruz kaldığı baskıları da açıklamamıştır. Şu gerçeğe dikkatinizi çekmek isterim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tansu Çiller, Refah Partisi ve Necmettin Erbakan hakkında çok ağır sözler söylemiştir ve ithamlarda bulunmuştur. İşte, sözleri ve ithamları:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi ile koalisyon yapmayız. DYP, lâikliğin teminatıdır.” (27/12/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Erbakan ile işbirliği yapıp, Cumhuriyeti yıkmak isteyen kadrolar, bugün Anavatan Partisi’ndedir.” (19/12/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Bir tarafta GERİCİLİK, TUTUCULUK, yani; Yılmaz ve Erbakan var; diğer tarafta, biz varız.” (16/11/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi, PKK gibi; ellerinde harita, Türkiye’yi bölmüşler.” (10/08/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Erbakan’ın adil düzeni, Fidel Kastro düzeni, Mao düzeni, Mercümekçi düzeni. Kadayıfçı Erbakan’a inanmayın.” (12/11/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Erbakan, demokrasiye ve hür Türkiye’ye karşıdır.” (15/11/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi’nin iktidara gelmemesi için elimden geleni yaptım. Biz, koltuk sevdasıyla hareket etmedik. Başbakanlık uğruna Refah Partisi’yle koalisyona girmedik. Bu çizgiyi, devam ettireceğim.” (25/2/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Biz, Refah Partisi ile koalisyona girmeyiz. Bu tip koalisyonların müzakeresine bile oturmayız.” (19/2/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Sayın Erbakan, bir takım şeyleri yaparsa ilkesiz olur, partisini gayri meşru ilân eder. Şimdi, ilk muhalefet başkanı olacağım. Kamuoyu görmeli ki; Çiller, koltuğa değil, ilkelere bağlı.” (17/2/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi iktidarı ülke için çok zararlı; bunun, engellemesi gerekir.” (16/2/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Mesut Yılmaz, seçimlerden önceki “Refah Partisi ile koalisyon yapmam.” Taahhüdüne bağlı kalmalı.” (11/1/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Lâkliğin teminatı biziz, demokrasinin teminatı, TÜRK SİLÂHLI KUVVETLERİ’dir.” (4 Mart 1997)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın KORU;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Tansu Çiller bu sözleri söylediği ve ağır ithamlarda bulınduğu zaman, nasıl bir tepki verdiğinizi bilmiyorum. Ama; REFAH-YOL HÜKÜMETİ’nin, Tansu Çiller’i YÜCE DİVANA göndermeme pazarlıkları üzerine kurulduğunu, o günleri gören herkes bilmektedir. Tansu Çiller, hükümet kurulduktan sonar, “Boynumdaki üç düğümden kurtuldum” sözünü, boşuna mı söylemiştir? Eğer, Refah-Yol Hükümeti’nin kuruluşundan sonara, Erbakan’ın geçmiş yıllara ait söylemlerini içeren kasetleri, piyasaya sürülmüştür. Bu kasetlerin, Tansu Çiller tarafından piyasaya sürülmediğini söyleyebilir misiniz?&lt;/span&gt; DİKKAT EDİNİZ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Tansu Çiller, Lâikliğin teminatı biziz, demokrasinin teminatı da, Türk Silâhlı Kuvvetleri’dir.” sözünü, 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısından dört gün sonara, yani 4 Mart 1997 tarihinde söylemiştir. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;28 Şubat 1997 Millî Güvenlik Kurulu toplantısından sonara, Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’in; kendisine muhalefet eden Milletvekillerine, “Boşuna bizimle uğraşmayınız; zîra, bizimle başa çıkamazsınız. Gazetelerin birinci sayfasını biz finanse ediyoruz.” sözlerini söylediği, herkes tarafından bilinmektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Başbakan Necmettin Erbakan istifa ederken, “Baskılara dayanamıyorum” sözünü söylerken, bu baskıların, nereden geldiğini düşünmeniz gerekmez miydi? Demektir ki; Erbakan, Tansu Çiller’in baskılarına ancak, 135 gün dayanabilmiş! &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu gerçekleri bildiğinize adım kadar eminim. Buna rağmen, 28 Şubatı dilinize dolayarak, bugün ortalığa olmayan ve olması mümkün olmayan bir DARBE KORKUSU salmanızın ve bu bahane ile devamlı surette Türk Silâhlı Kuvvetlleri’ni hedef almanızın sebebi nadir acaba? Kamuoyunun bilmediği bir misyonunuz mu vardır? Bir siyasî amaç mı gütmektesiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçekten merak ediyorum. Bu hususta beni aydınlatırsanız, gerçekten çok memnun olurum ve hatta size, minnettar kalırım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şayet imkân olursa ve bir engel yoksa, “POLİTİK AÇILIM PROGRAMINIZA konuk olmak isterim. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-2247114998865865260?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/2247114998865865260/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=2247114998865865260' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2247114998865865260'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/2247114998865865260'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/herkes-gercek-niyetini-acklamaldr.html' title='Herkes, gerçek niyetini açıklamalıdır.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-5746412491251759556</id><published>2010-02-05T10:10:00.000-08:00</published><updated>2010-02-05T10:10:18.327-08:00</updated><title type='text'>Devlet, kurallarına göre yönetilmelidir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 5 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hemen, hemen her konuşmanızda, “Yaratılmışı severiz, yaratandan ötürü” sözlerini söyleyerek, hitap ettiğiniz kitlelerin his ve heyecanını canlı tutmaya çalışmaktasınız. Bu, siyasetin icabı olarak doğal hakkınızdır. Ancak; ölçü kaçarsa, YARATANIN, YARATILANA hesap soracağını unutturmuş olursunuz. Şöyle ki;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Allah, kullarına ömür, hayat, sayılı nefes, irade ve hürriyet sıfatları başta olmak üzere makam, mevki, servet, kuvvet, para v.s gibi varlıkları kapsayan sayısız nimetler vermiştir. Bunun karşılığında da kullarına, verdiği nimetlerin şükrünü eda etmelerini (yerinde kullanılmasını) emretmiştir. Bunu da sözle değil, hakkını vererek yerine getirilmesini istemiştir. Bunun, yollarını da, Kur’an’da beyan etmiştir.&lt;/span&gt; Birkaç örnek:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Makamın şükrü, ADÂLETTİR. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Güzelliğin şükrü, İFFET ve NAMUSTUR.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Kuvvetin şükrü, ZALİMDEN MAZLUMA İNEN YUMRUĞA SİPER OLMAKTIR.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;İrade ve Hürriyet sıfatlarının şükrü, KULA, KULLUK ETMEMEKTİR.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Servetin, paranın şükrü, ÜLKENİN, MİLLETİN ve HATTA BÜTÜN İNSANLIK ÂLEMİNİN HAYRI İÇİN KULLANMAKTIR.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Hayatın şükrü, İLERDE HESABI SORULMAK ÜZERE ALLAH TARAFINDAN VERİLEN ÖDÜNÇ BİR SERMAYE OLDUĞUNU KABULLENMEK ve İCABINI YERİNE GETİRMEKTİR.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu Mektubumu yazış sebebim de, şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Bugün partinizin Kadın Kolları Toplantısında yaptığınız konuşmanızı, televizyonlardan dinledim. Bu konuşmanızda yine, iktidar döneminizi överek, Türkiye’yi 2002 yılından başlattınız ve muhalefeti de, sert bir üslûpla eleştirdiniz.&lt;/span&gt; Merak ettiğim husus da, şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Yunus Emre, “Yaratılmışı severiz, yaratandan ötürü” sözünü, gönülleri birleştirmek için söylemiştir. Zîra; gönül ayrılıkları ve insanların bir birlerine düşmeleri sebebiyle, Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılacağını görmüştür. Öyle de olmuştur. Tarihen sabittir ki: Yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nin enkazı üzerinden; Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli’nin, Mevlâna Celâleddin Rumî’nin, sevgiye dayalı birleştirici telkinleri doğrultusunda, Osmanlı Devleti doğmuştur.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Şimdi siz; bir taraftan Yunus Ermenin sözünü ölçü alırken, diğer taraftan muhalefet partilerini ağır bir üslûpla eleştirirken, gönüllerin kırılacağını, insanların bir birleriyle zıtlaşacaklarını, hiç hesaba katmıyor musunuz? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesi gereken konuları, niçin meydanlara taşıma gayretine girmektesiniz? Hür bir zeminde ve açık bir şekilde yapılmayan tartışmalarda, iyi bilgilendirilmeyen halk, kimin doğru söylediğine, nasıl karar verecektir? Unutulmamalıdır: Kamuoyu yoklamaları, CHP ve MHP’nin oy toplamlarının yüzde 47 seviyesine ulaştığını göstermektedir.&lt;/span&gt; Basit bir örnek;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Merkez Bankası döviz rezervini, iktidarınız döneminde 30 milyar dolardan, 70 milyar dolara çıkardığınızı ifade ettiniz. Bu durum karşısında “Özelleştirmelerden elde ettiğiniz 50 milyar doları (Bizzat sizin beyanınız) nereye koydunuz?” sorusu sorulsa; acaba, cevabınız ne olur?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Kim ne derse desin ve kim, nasıl yorumlarsa yorumlasın; geniş halk kitleleri zordadır, sıkıntıdadır ve borç içinde yüzmektedir. Çalışanların, emeklilerin, dul ve yetimlerin aldıkları ücretler bellidir ve bu ücretlerle geçinmeleri mümkün değildir. Tarım kesimi, iyice çökmüştür; esnaf, sanatkâr ve küçük ticaret erbabı ve sanayici, gayet zordadır. İcra dairelerindeki dosya sayısı dehşet verici seviyelere ulaşmıştır. Evlerdeki buzdolapları, çamaşır makineleri, televizyonlar ve bilgisayarlar haciz altındadır ve satışa sunulmak üzere götürülmektedir. Sokaklar, genç işsizlerle doludur. Buna mukabil; halkın ancak yüzde 10’luk bir bölümü rahattır ve her şart altında rahat tüketim imkânına sahiptir. İktidarınız da dâhil, uzun yıllardan beri DEVLET, bir TİCARETHANE gibi yönetildiği için, SOSYAL DEVLET İLKESİ terk edilmiştir. Özelleştirmeler, usulüne ve amacına uygun bir şekilde yapılmadığı için; önemli iktisadî değerlerimiz, ya yabancıların eline geçmiş veya tasfiye edilmiştir. Bunun ağır bedelini, yalnız bugün yaşayan nesil değil, gelecek nesiller de ödeyecektir. Açık ifadeyle; VAHŞİ KAPİTALİZM, milleti ezmiş, geçmiştir. Yüksek oranlı dolaylı vergiler, kimsede takat bırakmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Parti toplantılarında alkışlayanlarınızın çok olduğu bir dönemde; çekinmeden doğruları söyleyebilecek kişilerin olduğunu belirtmek için, demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz etmeyi uygun buldum. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-5746412491251759556?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/5746412491251759556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=5746412491251759556' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5746412491251759556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/5746412491251759556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/devlet-kurallarna-gore-yonetilmelidir.html' title='Devlet, kurallarına göre yönetilmelidir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-3232818238544231368</id><published>2010-02-04T03:51:00.000-08:00</published><updated>2010-02-04T03:51:42.244-08:00</updated><title type='text'>Türkiye'yi idare etmek kolay değildir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 3 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün, basın mensuplarına yaptığınız açıklamalarınızı dikkatle dinledim. Söylediğiniz sözleriniz hakkında bir yorum yapmayacağım. Ancak, şu önemli hususu belirtmek isterim:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin muhtaç olduğu en önemli husus; sulh, sükûn, huzur ve güven ortamı içersinde geçirebileceği 15-20 yıllık bir zaman dilimidir. Ne yazık ki Türkiye, sebebi ne olursa olsun, böyle bir zaman dilimini yakalayamamıştır. Bundan sonra da yakalayabileceğini zannetmiyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün ülkeyi yöneten iktidarın Başbakanı’sınız. Bu bakımdan; sözleriniz, davranışlarınız ve ülkeyi idare ediş tarzınız, devlet organları arasındaki ahengin sağlanmasında ve milletin huzurunun temininde en büyük etkendir. Bu sebeple; Ülkenin Başbakanı olarak, “Her makamın bir sözü ve her sözün bir makamı vardır.” gerçeğine göre hareket etmek zorundasınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sorunları, zorlukları ve hedefleri büyük olan Türkiye’yi yönetmek kolay değildir. Bu bakımdan ülkeyi idare eden siyaset adamlarının, hesapta yanılmamaları şarttır. Zîra; hesapta yanılmanın doğal sonucu, başarısızlıktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Lider olabilmek de, kolay değildir. Lider olabilmenin önemli şartlarından biri de, toplumun ölçülerine uyabilmektir. Liderin sözleri, davranışları ve kavgaları, temsil ettiği kitlelerin ölçülerine, isteklerine, eğilimlerine cevap verebilmelidir. Sabır, sinir dayanıklılığı, deneylerden ders alabilmenin yanında; ölçülü rekabet, inisiyatifi elde tutmak ve kendine güvenmek, bir demokratik liderde aranan başlıca niteliklerdir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim ne derse desin; bugün Türkiye, zordadır. Bıkmış, küstürülmüş ve şevkini kaybetmiş geniş halk kitleleri; günlük maişetlerini temindeki zorluklara rağmen sulh, sükûn, huzur ve güven ortamı istemektedir. Lüzumsuz, kısır ve dar tartışmaların yarattığı belirsiz ortam, halkın ümitlerini kırmaktadır ve moralini bozmaktadır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu bakımdan; her fırsatta televizyonlara çıkarak, sert ve kırıcı bir hitabet tarzı ile siyasî konuşmalar yapmanızın doğru olmadığını, vatandaşlık haklarımın gereği olarak hatırlatmakta beis görmemekteyim. iştirâk ettiğiniz toplantılarda, toplantının gündemiyle ilgili olan konularda konuşmanızın, sayısız faydaları olacaktır. Her toplantıda, muhalefeti eleştirmeniz de doğru değildir. Zîra; muhalefet müessesesi, sadece ve sadece GERÇEK DEMOKRASİLERDE vardır ve muhalefet de, MİLLÎ İRADENİN bir parçasıdır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarihî bir gerçektir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birkaç asırdan beri ülkemizde meydana gelen huzursuzluklar, din tartışmaları esasına göre meydana gelmiştir. Dinli- Dinsiz tartışmaları, milletimize çok şeyler kaybettirmiştir. Sultan II. Abdülhamid’i tahtan indiren kaos ve kargaşa, “Şeriat elden gidiyor.” gösterileriyle başlatılmıştır. Abdülhamid’in HÂL FERMANININ müsveddesini de, büyük bir din âlimi Kabul edilen Elmalılı Hamdi Efendi yazmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dinli-Dinsiz tartışmaları yapılmıştır. Ama, hiç kimse de, Yüce ve Evrensel olan İslâm Dini’nin ne olduğunu anlatmamıştır. Büyük Kitap Kur’an mezarlık kitabı yapılmış; Yüce İslâm Dini şekilciliğe ve sadece taat ve ibadete hapsedilmiştir. Hz. Peygamberimizin nübüvvet kuvvetiyle 23 senede ta’lim ettiği DİNİ, mahallenin imam efendisi veya muezzin efendisi, yaz tatillerinde 2-3 ayda öğrettiğini zannetmiştir. 5-6 yıllık İmam-Hatip Liselerinden veya medreselerden mezun olanlar da kendilerini, din âlimi zannetmişlerdir. Neticede de Tarikat şeyhleri, cemaat liderleri, geniş halk kitlelerini kendilerine tabî hale getirerek, sorgulamasını unutan bir dindar kesim oluşturmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zavallı saf beşeriyeti, DİNİN RUHİYETINDAN bihaber, metninden de anlamadan yürüyen şaşkın, taşkın, dışı hoş, içi boş sofular DİNDEN; haris, hasis, vurguncu, maddeden başka bir şey tanımayanlar da HAYATTAN nefret ettirmişlerdir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bugün Müslümanlar İslâm Dini’nin safiyetlerinden ve özünden o kadar uzaklaşmışlardır ki; dalâlet içinde yüzenler bile onlarla eğlenmek cür’etini göstermişler; onları, akılsızlıkla, kabiliyetsizlikle itham etmek cesaretinde bulunmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yüce ve evrensel İslâm Dini Müslümanlara, nefislerinin hayırlarını ayak altına almalarını, FAZİLETİ, MENFAATE tercih etmelerini, “evvelâ CÂNÂN, sonar CAN” diyerek kalplerini ve kalıplarını birleştirip aynı maksatla çalışmalarını emrettiği halde; iman iddiasında bulunanlar dahî, bu emirlerin icabına uymamaktadırlar ve TARİKAT ve CEMAAT oluşumları sebebiyle kendi aralarında zıtlaşmaktadırlar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yine Yüce ve evrensel İslâm Dini, “âlemin nizamı YÜKSEK AHLÂK ve FAZİLET ile kaimdir. İnsanlar, Yüksek AHLÂK ve FAZİLET ile kalplerini, fikirlerini aydınlatmazlarsa, Ahlâk ve fazileti terk ederek HASİS MENFAATLER sebebiyle HAKKI iptâl ederlerse; DÜNYA ve AHİRET hayatlarını mahvederler.” esasını kesin kural olarak ortaya koymuştur. Bu iki esas hayata geçirilseydi; Özel imtiyazlar ortadan kalkar ve rüşvet kapıları kapanır, adâlet meydana gelir; adâlet de emniyeti sağlardı. Onun için Hz. Peygamberimiz, “Rüşvet bir kapıdan girerse, emniyet, derhal pencereden çıkar” diye buyurmuşlardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yine bu büyük Din, “Bir gün adâlet icra etmek, yetmiş sene ibadet etmekten hayırlıdır.” diye emretmiştir. Bu sebeplerden dolayı, AHLÂK, FAZİLET ve ADÂLET gözetilmediği takdirde; ne imanın, ne dindarlığın ve ne de taat ve ibadetin bir mânâsı olmaz. Zaten Hz. Peygamberimizin, Hıra Dağı’ndan tek başına İslâm Dini’ni ilân ettiği zaman ilk emirleri şöyledir:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- ACİZ İNSAN PUTUNA tapılmayacaktır. Yani; KULA, KULLUK edilmeyecektir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2- FUKARA inletilmeyecek ve GARİPLERİN SIRTINA binilmeyecektir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3- ACİZLER, GÜÇSÜZLER, itilip, kakılmayacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4- HERKES HAKKINI, serbestçe alacaktır. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İslâm Dini’nde imtiyazlı bir sınıf yoktur ve gerek VAZİFE hususunda, gerek ADÂLET hususunda ve gerekse HAK hususunda herkes eşittir ve herkes, yaptıklarının hesabını vermek zorundadır. Şayet HAK ve VAZİFE kavramları ortadan kaldırılırsa, yani;VAZİFESİNİ yapan HAKKINI alamazsa, yahut; VAZİFE yapmadan HAK talep ederse; o toplumun, inancı ne olursa olsun, huzur bulması, saadete erişmesi ve muhabbet içersinde yaşaması mümkün olamaz. Zîra; bu takdirde, adam kayırmalar, rüşvetler, “Bizden olanlar ve bizden olmayanlar” anlayışına göre ayırımlar, bir kurt gibi toplumu içten kemirerek çürütür ve de; toplumun ZAYIFLARI, toplumun KUVVETLİLERİNDEN serbestçe HAKLARINI alamadıkları için, her sahada ZULÜM payidâr olur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sebeple; yaptığınız konuşmalarınızda, DİNİ ve DİNDARLIĞI esas alırken ve ÖLÇÜ Kabul ederken, bu gerçekleri dile getirirseniz, çok daha isabetli davranmış ve toplumu aydınlatmış olursunuz. Temennim de şudur:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İslâmda, İMTİYAZLI BİR SINIFIN olmadığını; HAK, VAZİFE ve ADÂLET hususnda herkesin EŞİT olduğunu, HALKA ve BÜTÜN CİHANA Kabul ettirmek için, SINIRSIZ MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞINI kaldırırsanız ve MEŞVERET ESASINA uygun düşecek biçimde SEÇİM ve SİYASÎ PARTİLER KANUNLARINI değiştirerek, milletin HÜR İRADESİNİN serbestçe TECELLÎSİNE imkân tanırsanız; bu BÜYÜK ÜLKEYE ve bu YÜCE MİLLETE, tarihin sayfalarına ALTIN HARFLERLE geçecek BÜYÜK BİR İYİLİK yapmış olursunuz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak ve vatandaşlık görevlerimin icabı olarak, duygu düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Dikkate alacağınızı umuyorum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-3232818238544231368?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/3232818238544231368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=3232818238544231368' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3232818238544231368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/3232818238544231368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/turkiyeyi-idare-etmek-kolay-degildir.html' title='Türkiye&apos;yi idare etmek kolay değildir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-7893940087225113204</id><published>2010-02-02T13:08:00.000-08:00</published><updated>2010-02-02T13:08:50.774-08:00</updated><title type='text'>İktisadî çöküşün gerçek sebebi.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Başbakan ve AKP Genel Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 2 Şubat 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Partinizin Meclis Grubu toplantısında yaptığınız konuşmanızı, büyük bir dikkatle izledim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sert bir üslûpla muhalefeti hedef alan konuşmanız, alıştığımız ve bundan evvelki konuşmalarınızda belirttiğiniz hususların tekrarı mahiyetindedir. Yine; Türkiye’yi 2002 yılından başlattınız ve sizden evvelki iktidarları statükoculukla ve popülistlikle suçladınız. Bunu yaparken de; devraldığınız varlıkları hiç hesaba katmadınız.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konuşmanızın dikkat çekici bölümlerinden biri de, para basma konusudur. Sanki, sizden evvelki iktidarların ekonomiyi, para basarak yürütmüşler gibi bir izlenim vermeye çalıştınız. Bana göre en büyük yanılgınız da budur. Öyle zannediyorum ki; ekonomi danışmanlarınız, ilgili bakanlarınız ve bürokratlarınız, bu hususta sizi, yanlış bilgilendirmişlerdir. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;12 Eylül 1980’i milât kabul edersek; o günden bugüne kadar geçen süre içersinde ülkeyi idare edenler, para basmak bir yana; ekonominin ihtiyacı olan parayı piyasaya vermemişler ve yabancı paraları tedavüle sokarak, dolar ticaretini en büyük ve en kârlı sektör haline getirmişlerdir&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sistemin kurucusu da, yere, göğe sığdıramadığınız Turgut Özal’dır. 12 Aralık 1983 tarihinde yürürlüğe konan Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkındaki Kanunda yapılan değişiklik, 1987 yılında Hazine ile Merkez Bankası arasında imzalanan Protokol (Ki; bu protokol, Merkez Bankası’nın Hazine’yi fonlamayacağını içermektedir), Ağustos 1989’da yürürlüğe konan 32 Sayılı Konvertibilite kararı; Türkiye’nin ekonomisini, rant esasına göre şekillendirerek, üretkenlikten uzaklaştırmıştır. Aradan geçen 30 yıl zarfında, Türkiye’nin ekonomisi tasfiye edilmiş ve başta bankalarımız olmak üzere önemli iktisadî değerlerimiz ve altyapı tesislerimiz ve hatta perakende ticaretimiz, yabancıların eline geçmiştir. Üstelik; bu dönem zarfında Türkiye, 600 milyar doları aşkın faiz ödemiş ve iç ve dış borç batağına saplanmıştır. Bu gerçeğin üstü de, “Aman, para basılmasın, sonra enflâsyon olur.” aldatmacasıyla örtülmüştür. İktidarınız da, aynı modelde karar kıldığı için, başarısızdır ve bu sebeple de şikâyetler, had safhadadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İsterseniz; 12 Eylül 1980’i milât kabul ederek, bir araştırma yaptırabilirsiniz. Devletin kayıtları elinizdedir. 12 Eylül sabahı 12,5 milyar dolar olan dış borçların, yok denecek kadar olan iç borçların, hangi tarihlerden itibaren büyüdüğünü ve bugün, hangi seviyelere ulaştığını, kolaylıkla tespit ettirebilirsiniz. Şöyle bir mukayese de yaptırabilirsiniz:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1965 yılında Türkiye’nin, geleneksel tarım ürünlerine dayalı ihracatı, 500 milyon dolardı ve fert başına millî geliri, 400 dolardı. Bir askeri müdahaleye ve istikrarsız geçen 1970’li yıllara rağmen; 15 yıl zarfında, fert başına millî gelirimizin 1600 dolara, ihracatımızın 3,5 milyar dolara nasıl yükseldiğini tespit ettirebilirsiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1965’te 4 milyon ton olan çimento üretiminin 22 milyon tona; 4,5 milyar kilovat/saat olan elektrik üretiminin 36 milyar kilovat/saate; 280 bin ton olan sıvı çelik üretiminin 8 milyon tona; 1 milyon ton olan rafineri kapasitesinin 32 milyon tona nasıl ve hangi ekonomi ve para politikaları sayesinde yükseltildiğini ve saymakla bitirilemeyecek kalkınma ve yatırım hamlelerinin nasıl gerçekleştirildiğini tespit ettirebilirsiniz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu işin anahtarı da, tedavüldeki kâğıt para miktarıdır. Bunun tespiti de gayet kolaydır. Şöyle ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavüldeki para miktarını, millî gelire ve Bütçe büyüklüğüne oranlamak yeterlidir. Bu tespitte; tedavüldeki para miktarının Millî gelire oranının yüzde 10; Bütçe büyüklüğüne oranının da yüzde 30 olduğu görülecektir. Bu tespitte bir şey daha görülecektir: 1985’den itibaren bu oranlar küçülmüştür. Bugün oran; Bütçe büyüklüğüne göre yüzde 12, Milli gelire göre yüzde 4 seviyesindedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte Türkiye, para basılmaması sebebiyle iç ve dış borç batağına saplanmıştır ve yabancılara varlık satışları sebebiyle millî servetimizde azalma olmuştur. Kazananlar ise, KUR-FAİZ makasında oynayan dolar tacirleridir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAŞBAKAN;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hemen, hemen her konuşmanızda, Zorunlu Tasarruf ve Konut Edindirme Yardım Fonundan bahsetmektesiniz. Bu fonlar, yanlış ekonomi ve para politikaları sebebiyle geçmiş iktidarların getirdiği çarpık uygulamalardır. Bu ödemeleri yaptığınız için övünürken; diğer taraftan İşsizlik Sigorta Fonunu görmezden gelmektesiniz. Bu fondan Bütçeye yapılan aktarmalar, günün birinde sizin için de tenkit konusu yapılacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İfade etmekte beis görmüyorum: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye, 30 yıldan beri yanlış ekonomi ve para politikalarıyla idare edilmektedir. Bu yanlış model Türkiye’yi, finans ve bankacılık kesimiyle Türkiye’nin ekonomisini istek ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesini başaran ve idareleri baskı altında tutabilen 15-20 holdinge esîr edilmiştir. Yani; ülkenin kaynakları, belirli bir zümreye ikram edilmiştir. Orta tabakanın erimesinin, işsizliğin, fukaralığın, çaresizliğin, yatırımsızlığın, üretimsizliğin ve istikrarsızlığın gerçek sebebi budur.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz etmeyi, vatandaşlık görevi olarak addettim.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-7893940087225113204?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/7893940087225113204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=7893940087225113204' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7893940087225113204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/7893940087225113204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/02/iktisadi-cokusun-gercek-sebebi.html' title='İktisadî çöküşün gerçek sebebi.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-700727122517242634</id><published>2010-01-24T07:02:00.000-08:00</published><updated>2010-01-24T07:02:06.563-08:00</updated><title type='text'>Kimin, neyi ve niçin yaptığı bilinmelidir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Fatih ÇEKİRGE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hürriyet Gazetesi Yazarı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ankara 23 Ocak 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın ÇEKİRGE;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;23 Ocak 2010 tarihli ve “Asker! O görev, bitti artık!” başlığını taşıyan yazınızı okudum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tahmini, bilgiye dayanmayan, yorum içerikli cevabınıza göre; sebebini araştırmaya gerek görmediğiniz ve kimler tarafından ve niçin yaratıldığı kamuoyunca iyi bilinmeyen kafa karışıklığının giderilmesi için, birtakım soru-cevap sıralamasıyla fikir beyanında bulunmuşsunuz.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Asker odaklı tahmininize göre; ABD ve NATO, Komünizm tehlikesi geçtiği için, “Asker! O görev, artık bitti!” artık, “O misyonunu bırak!” diyerek, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni uyarıyormuş!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bu yorumları yaparken de; geçmişte meydana gelen askerî darbe ve müdahalelerde, komünizm tehlikesi sebebiyle, ABD’nin ve NATO’nun teşviki, tahriki ve onayı olduğunu kabullenmiş ve hatta itiraf etmişsiniz!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evet; geçmişte yaşanan kural dışı olaylarda ABD’nin etkisi vardır ve hatta; ülkeyi askerî müdahalelere götüren tertip, provokasyon, anarşi ve terör olayları, CIA’nın tertibidir. Ama, ABD bunları, komünizm tehlikesi sebebiyle yapmamıştır; bölgedeki hedefleri sebebiyle, hükümetleri, kendisine tabî hale getiremediği için yapmıştır. Bunun göstergesi de; askerî müdahalelerden önce gelişen olaylardır. Şöyle ki:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;1- Türkiye, 1954’te Balkan Paktı’nı, Şubat 1955’te Bağdat Paktını kurmasaydı ve 1958 yılında, günün Sovyetler Birliği ile ekonomik ve teknik işbirliği için temas kurmasaydı; hiç şüphesiz, ülkeyi 27 Mayıs 1960 İhtilâli’ne götüren süreç, başlatılmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;2- Türkiye, Şubat 1967’de, günün Sovyetler Birliği ile 7 büyük projeyi kapsayan Ekonomik ve Teknik İşbirliği Analaşmasını yapmasaydı; hiç şüphesiz, ülkeyi 12 Mart 1971 askerî müdahalesine götüren süreç, başlatılmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;3- Türkiye, 12 Aralık 1976’da, günün Sovyetler Birliği ile 20 büyük projeyi kapsayan ikinci Teknik ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasını yapmasaydı; hiç şüphesiz, ülkeyi 12 Eylül 1980 İhtilâli’ne götüren süreç, başlatılmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şimdi gelelim günümüze:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Son 2-3 yıldan beri, askerlerin darbe yapacağı ihtimâl ve korkuları, belirli odaklarca ve yaygın bir şekilde ortaya atılmış ve ısrarla, henüz daha ne olduğu bilinmeyen tertip, plân ve projeler ortalığa saçılmıştır. Bu hususta en büyük görevi de; hedefi, niyeti, oluşum biçimi ve iç veya dış destekleri kamuoyunca iyi bilinmeyen ve bilenlerce de hiç konuşulmayan TARAF GAZETESİ üstlenmiştir. Bu gazete, yaptığı yayınlarla doğrudan doğruya, Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni hedef seçmiştir ve ORDUYU, adeta, düşman ilân etmiştir. Son günlerde, Kasım 2002 ve Mart 2003 arasında hazırlandığı iddialarıyla BALYOZ adı verilen bir darbe senaryosu ortaya atmıştır. Hiç kimse de; “Askerler darbe niyetinde olsalardı, 7 yıldan beri bu darbeyi niçin yapmamışlardır?” sorusunu sormamıştır&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;TARAF GAZETESİ’nin&lt;/span&gt; ortaya attığı en ilginç ve dikkat çekici darbe senaryosu, &lt;span style="color: red;"&gt;“Hükümeti ve Gülen Cemaati’ni bitirme plânı”&lt;/span&gt; sürmanşetiyle verilen senaryodur. Bu iddialar ortaya atıldığı zaman da hiç kimse; &lt;span style="color: red;"&gt;“Hükümeti anladık da, bu senaryoya Gülen Cemaatini kim ekledi? Hükümet, devletin önemli bir kurumudur. Gülen Cemaati, nasıl bir oluşumdur, devlet içinde devlet haline gelmiş bir yapılanma mıdır? Bu cemaatin tepe ve her kademedeki yöneticileri kimlerdir? Legal bir kuruluş mudur veya illegal bir kuruluş mudur? Hedefleri, faaliyetleri ve dış bağlantıları, devletin kayıtlarında var mıdır ve devletin denetimine tabi midir? Ulûhiyyet kisvesi giydirilen Fethullah Gülen Hoca’yı herkes tanıyor, ama, Cemaatin yapısı hakkında kamuoyunun bir bilgisi var mıdır?”&lt;/span&gt; sorularını sormamıştır. İşin ilginç yanı da; &lt;span style="color: blue;"&gt;varlığı kabul edilen Gülen Cemaati’ne ait bütün medya kuruluşları, TARAF GAZETESİ ile aynı paralelde hareket etmekte ve yayın yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın ÇEKİRGE;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;ABD’nin bu bölgede, hedef, plân ve proje gütmediğini hiç kimse söyleyemez. ABD’nin, kendi hedeflerine göre; bazı kurum ve kişilere rol biçeceği veya rol biçmek isteyeceği, gayet tabiidir. Meydana gelen gelişmeler, ABD’nin Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden rahatsızlık duyduğunu göstermektedir. Belli ki; Türk Silâhlı Kuvvetleri, ABD’nin isteklerine, çıkarlarına ve hedeflerine göre hareket etmeyeceğini belli etmiştir. Belki de ABD, Türkiye’de bir askerî darbenin meydana gelmesini arzu etmektedir. Bir darbe vukuunda; Türkiye’de iç çatışmaların çıkacağını ve Türkiye’nin bölünme sürecine gireceğini varsaymaktadır. Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne yönelik, saldırı, tertip, itham ve tahriklerin gerçek sebebi, bu hedef olabilir. Açık ifadeyle; Türk Silâhlı Kuvvetleri, bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri gayet iyi izlediği ve değerlendirdiği için; bu defa ABD’nin tuzağına düşmemiş ve kendisine biçilmek istene rolü, iyi algılayarak ve görerek, reddetmiştir. Zîra; askerler, bölgede yalnız olmadığımızı ve düşman algılamasını gayet iyi bilmektedirler. Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da ve Orta Asya’da nelerin olduğunu ve nelerin olacağını gayet iyi görmektedirler.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ne yazık ki; sizler gibi Türkiye’yi ve Türk milletini iyi tanımayan; tarih ve coğrafya bilmeyen; dünya siyasî tarihini irdelemesini başaramayan ve dünya coğrafyasında, Türkiye’nin konumunun önemini anlayamayan kişiler; oturdukları yerden ahkâm keserek ve demokrasi sözcüğünü ağızlarından düşürmeyerek, belirli odak ve ülkelerden pompalanan asker düşmanlığı yapanların kervanına katılmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;TARAF GAZETESİ’nin üstlendiği misyonu iyi algılayamadığınız veya o misyonu benimsemiş olabileceğiniz için, bu mektubumu yazdım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cevabınızı bekliyorum&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6349671864680871687-700727122517242634?l=akincidan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://akincidan.blogspot.com/feeds/700727122517242634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6349671864680871687&amp;postID=700727122517242634' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/700727122517242634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6349671864680871687/posts/default/700727122517242634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://akincidan.blogspot.com/2010/01/kimin-neyi-ve-nicin-yaptg-bilinmelidir.html' title='Kimin, neyi ve niçin yaptığı bilinmelidir.'/><author><name>HÜSNÜ AKINCI'DAN MEKTUPLAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02936107049114344181</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='16' src='http://2.bp.blogspot.com/_ZQsRzRHWzJM/SNalQqc3hcI/AAAAAAAAAAo/BbcO3qr_NfE/S220/Husnu+AKINCIDAN.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6349671864680871687.post-8090381106356406859</id><published>2010-01-24T02:50:00.000-08:00</published><updated>2010-01-24T02:50:13.663-08:00</updated><title type='text'>Gerçekleri örtmek mümkün değildir.</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sayın Derya Sazak,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Fehmi Koru,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Mustafa Erdoğan,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Fuat Keyman,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Politik Açılım Programı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TRT-1 Televizyonu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İstanbul 24 Ocak 2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Program Yapımcısı ve konuklar;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TARAF GAZETESİ tarafından ortaya atılan ve henüz daha mahiyeti ve hedefi belli olmayan ve “BALYOZ HAREKÂTI” adı verilen DARBE SENARYOSU hakkında aceleci davranarak DEVLETİN TELEVİZYONUNDA, kendi görüş, anlayış ve kabullenişleriniz istikametinde Halkı aldatıcı, yanıltıcı, yanlış istikamete yönlendirici yorumlarda bulunmanız ve yanlı davranmanız, sizlere hiç yakışmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Birkaç yıldan beri, olmayan ve olması mümkün olmayan DARBE söylentilerini bahane ederek, siyasî görüş beyan ederek, ortalığa korku salmanızın gerçek hedefini, açık bir şekilde itiraf etseniz, bana göre çok daha dürüst davranmış olursunuz. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Siz de çok iyi bilmektesiniz ki; 28 Şubat 1997’de yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısından sonra yayınlanan bildiri, bir darbe değildir ve darbe de çağrıştırmamıştır. Günün Hükümeti içindeki uyumsuzlukların meydana getirdiği bir gerginliktir ve bu gerginliğin müsebbibi de, tekrar başbakanlık koltuğuna oturmak için yanıp, tutuşan Tansu Çiller’dir. Refah-Yol Hükümeti’nin hangi pazarlıklara ve neye karşılık kurulduğu iyi araştırılırsa; askerleri tedirgin edici yayınların, söylemlerin ve Erbakan’ın geçmişe ait beyanlarını içeren bantların piyasaya sürülmesinin kimler tarafından ve niçin yapıldığı gerçeği ortaya çıkarılır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Siyasî iktidarların başarısızlıklarını, ortaya darbe korkusu salarak örtmeye çalışanlar, bu ülkeye ve bu millete verecekleri zararı da hesap etmek durumundadırlar. Bulunduğumuz coğrafyanın önemi ve özellikleri sebebiyle maruz kaldığımız iç ve dış husumetleri, basit kurgularla örtmek isteyenler ise; hem kendilerine, hem millete ve hem de ülkeye zarar verirler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ekte; Tansu Çiller’e yazdığım 4 Mart 1997 tarihli mektubumun suretini bilgilerinize ve tetkiklerinize sunuyorum. Okumanızı ve buna göre yorumlarda bulunmanızı, özellikle rica ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Sizlerin taraflı olduğunuzu ve askerlere karşı tavır aldığınızı, hemen, hemen herkes bilmektedir. Olmayan ve olması mümkün olmayan bir darbe senaryosuna dayalı olarak halkı yanlış yönlendirmeniz, Türkiye’de bir darbenin gerçekleştirilmesini isteyen başkalarının ekmeğine yağ sürer. Kuzey Irak sorunu dahî, sizleri, doğru davranmaya sevk etmek için yeterlidir. Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden rahatsızlık duyan başkaları ile aynı safta bulunmanız düşündürücüdür. Zîra; sizler, olup, bitenleri anlamayacak, değerlendiremeyecek, göremeyecek ve irdeleyemeyecek derecede bilgisiz, gafil ve duygusuz olamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ecz. Hüsnü Akıncı&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eki: &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın Tansu ÇİLLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DYP Genel Başkanı ve Dışişleri Bakanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Ankara 4 Mart 1997&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın BAKAN;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Lâikliğin teminatı biziz, demokrasinin teminatı Türk Silâhlı Kuvvetleri’dir.”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu sözlerinizle milleti aldatacağınızı zannediyorsanız; büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu söylemeyi, bir vatandaşlık görevi addediyorum.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Neyin teminatı olacaksınız?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bugüne kadar yaptıklarınızı gördükten sonra; sizi, kim teminat kabul eder?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Meclis çalışmalarında milletvekillerinizi serbest bırakıp; vicdanlarının seslerine göre hareket etmelerine fırsat ve imkân verdiniz de mi, demokrasiden bahsetme hakkınızı kullanıyorsunuz?&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendi meclis grubunuzu “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” diye ikiye bölen ve devletin verdiği imkânları “mavi boncuk” olarak dağıtmak suretiyle; insan karakterinin en süflî yönlerini istismarda inanılmaz başarılar sağlayan siz; millete, güven vereceğinizi mi zannediyorsunuz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Eşiniz Özer Çiller’in; kendisine muhalefet eden milletvekillerine, “Boşuna, bizimle uğraşmayınız; zîra, bizimle başa çıkamazsınız. Gazetelerin birinci sayfalarını biz finanse ediyoruz.” dediğini, bilmeyen var mı Türkiye’de?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bu büyük milleti, bu yüce devleti ve devletin organlarını; kendi kişisel çıkar, ihtiras ve rahatınızın teminatı ve bekçisi zannediyorsanız, çok yanılırsınız.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türk Silâhlı Kuvvetleri, sizin iltifatınıza muhtaç değildir. O yüce kurum, her şeyin teminatıdır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Türk Silâhlı Kuvvetleri meselelere, hisleriyle bakmamaktadır. Şu son olaylar göstermiştir ki; meselelere yaklaşımları ilim, akıl, mantık çerçevesindedir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Kendi ifadenizle “Boynumdaki üç düğümden kurtuldum.” diyerek, her şeyi berbat ettikten sonra; Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni onore etmeye çalışmanızın, bir faydası da olmaz!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Her yüce değeri, işinize geldiği gibi istismar ettikten sonra, “Her şeyin teminatı biziz.” demenizin, bir anlamı kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Size ait olan şu sözleri, tekrar okuyunca utanıyorum. İsterseniz, birlikte tekrar okuyalım:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi ile koalisyon yapmayız. DYP, lâikliğin teminatıdır.” (27/12/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Erbakan ile işbirliği yapıp, Cumhuriyeti yıkmak isteyen kadrolar, bugün Anavatan Partisi’ndedir.” (19/12/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Bir tarafta GERİCİLİK, TUTUCULUK, yani; Yılmaz ve Erbakan var; diğer tarafta, biz varız.” (16/11/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi, PKK gibi; ellerinde harita, Türkiye’yi bölmüşler.” (10/08/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Erbakan’ın adil düzeni, Fidel Kastro düzeni, Mao düzeni, Mercümekçi düzeni. Kadayıfçı Erbakan’a inanmayın.” (12/11/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Erbakan, demokrasiye ve hür Türkiye’ye karşıdır.” (15/11/1995)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi’nin iktidara gelmemesi için elimden geleni yaptım. Biz, koltuk sevdasıyla hareket etmedik. Başbakanlık uğruna Refah Partisi’yle koalisyona girmedik. Bu çizgiyi, devam ettireceğim.” (25/2/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Biz, Refah Partisi ile koalisyona girmeyiz. Bu tip koalisyonların müzakeresine bile oturmayız.” (19/2/1996)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Refah Partisi- Anavatan Partisi koalisyonu ihtimâli üzerine söyledikleriniz de çok dikkat çekicidir. İşte söyledikleriniz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Sayın Erbakan, bir takım şeyleri yaparsa ilkesiz olur, partisini gayri meşru ilân eder. Şimdi, ilk muhalefet başkanı olacağım. Kamuoyu görmeli ki; Çiller, koltuğa değil, ilkelere bağlı.” (17/2/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Refah Partisi iktidarı ülke için çok zararlı; bunun, engellemesi gerekir.” (16/2/1996)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;“Mesut Yılmaz, seçimlerden önceki “Refah Partisi ile koalisyon yapmam.” Taahhüdüne bağlı kalmalı.” (11/1/1996)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu hususla ilgili olarak diğer söylediklerinizi saymaya lüzum görmüyorum. Zîra; bu kadarı yeter, artar bile…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sayın ÇİLLER;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Çifte standartlı kişiliğinizi yansıtan ve ispat eden bu davranışlarınız, tarihin derinliklerinde değildir. “Dün” denecek kadar kısa bir süre önce söylemiştiniz.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Bütün bu olup, bitenlerden sonra; “hafıza-i beşer, nisyan ile malûldür” sözünü ilke kabul ederek; bugün, kendinizi kurtarıcı mı ilân etmeye niyetlisiniz?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Unutmayınız: Bu ülke, kapalı rejimle idare edilmemektedir. Hiçbir şey, gizli kalmaz.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;Taşıdığınız kişisel korku ve endişeler sebebiyle bu büyük milleti, yanıltacağınızı da zannetmemelisiniz. Çünkü; bu millet, eninde sonunda, size hesap soracaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Evvelâ, gözkamaştırıcı servetinizin hesabını soracaktır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Zübeyde Hanım Şehit Anaları Vakfı’na kiraladığınız, MİT’e ait 107 bin metrekare arazinin hesabını soracaktır.&lt;/span&gt
