2 Şubat 2009 Pazartesi

Hatalı ve hasta model!

Sayın Rahmi Koç
Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı
İstanbul 11/04/2002


Sayın KOÇ;

Ford Otomotiv Sanayii’nin Olağan Genel Kurulu’nun ardından gazetecilerin sorularına ilginç cevaplar vermişsiniz. Örnek:

Türk Lirası’nın aşırı değerlenmesi tartışmalarına ilişkin bir soru üzerine, şu açıklamayı yapmışsınız:

“Bizler, her durumda ağlıyoruz. Tepkiyi gösteriyoruz. Karlarımız azalıyor, ihracatta bazı piyasaları kaybediyoruz, mal satamıyoruz... Öbür tarafta da, TL. kıymetlendiği zaman, ithalat nispeten daha ucuza geliyor. Orada da, seviniyoruz. O bakımdan kimin şapkasını giydiğimize bağlı TL. meselesi.”

Ülkenin anlı, şanlı ve de, ülke yönetimini etkisi altında tutan işadamlarının durumunu gayet net açıklayan, bundan daha tutarlı bir ifade bulunamaz. Evet; bu sözlerinizle, 20 yıldan beri ülkeyi kasıp, kavuran; üretken bir ekonomi modelini, rant esasına göre şekillendiren ve kur-faiz makasında yaratılan çarpık yapının varlığını tescil etmişsiniz

Bu görüşüm, doğru değil midir?

Sayın Koç;

Şikayet, insanın doğasında vardır. Hele; müstakbel nesilleri düşünmeyen ve sadece günlük çıkarlarını hedef alan kişiler, yeri, göğü inleterek feryat ederler. Ama; yarattıkları ve yaşattıkları çarpık modellerin; bir gün, kendilerini de inleteceğini, zamanında, asla ve asla düşünemezler.

Düşünebilme noktasına geldiklerinde ise; artık, çok geçtir ve iş, işten geçmiş olur

Bugün Türkiye, bu noktaya gelmiştir. Ve “İstanbul Yaklaşımı” adı verilen feryat, ülkenin ufkunu kaplamıştır.

Neden?

Çünkü; kur- faiz makasında yaratılan tatlı rant, ahlakı, fazileti ve en önemlisi ülkenin ve milletin çıkarlarını gözetmek gibi ulvi bir vatan sevgisini ortadan kaldırmıştır. Tabir caizse; paranın üstündeki yazı, bütün değerlerin önüne geçmiştir.

Hepinizin gayet iyi bildiği gerçek şudur:

20 yıldan beri yaşatılan modelde; ya ani kur artışları veya beklenmeyen büyük oranlı devalüasyonlar veya uzun süreli sabit kur uygulamaları ile büyük rantlar yaratılmış ve ülkenin varlık kumaşı doğranarak, bir avuç insan arasında paylaşılmıştır.

Bu modelin yaratıcıları ve yaşatıcıları, ithalat ve ihracatın tekelleri olduğu için de; model, yeteri kadar tartışılmamış ve siyasi iktidarlar, yanlış yönlendirilmiştir. Sistemin hakimi kişi ve guruplar, birbirleriyle kavgaya tutuştukları zaman da, “Kriz” adı verilen fiili durumlar, ülkeyi ve milleti perişan etmiştir. Bu noktaya gelindiği zaman da herkes, devletten şikayetçi olmuştur.

Ekonominin asıl derdi, özel sektörün açıkları olduğu halde; kabahat, daima devlette aranmış ve bu arayış sebebiyle, siyasi iktidarlar baskı altına alınarak, özel sektörün açıklarının faturası, devlete ödetilmiştir.

Neden?

Çünkü; döviz tacirleri, sıcak para rantçıları, enflasyon ve faiz lobileri, kara para sahipleri, öyle olmasını istemişlerdir de, ondan!...

Neticede de Türkiye; finans ve bankacılık kesimiyle, Türkiye’nin ekonomisini istek ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesini başaran ve idareleri baskı altında tutabilen 15-20 holdinge esir edilmiştir.

Sayın Koç;

Ciddi yatırım yapacak güç elde etmek istiyorsanız ve artan nüfusa iş imkanları sağlamak istiyorsanız; evvela, Türkiye’yi ve Türk milletini iyi tanımaya çalışınız. Zira; Türkiye’nin gücü ve Türk milletinin yaratıcılığı, işlerin düzelmesi için yeterlidir.

Ve biliniz ki; “DÖVİZ-FAİZ-BORSA” üçgeninde yaratılan RANT sistemi, Türkiye’yi güçsüz; Türk milletini de, çaresiz bırakmıştır. Çünkü bu sistem, “SOSYAL REFAH DEVLETİ” kavramını yıkmıştır.

Büyük Atatürk, ne güzel söylemiş:

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden kolay yaşamayı alışkanlık haline getiren milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklallerini kaybetmeye mahkum olurlar!”

Ancak; bu gerçeği öğrenemeyen, anlayamayan ve hayata geçiremeyenler, dışarıdan gelecek dış kaynaklardan medet umarlar. Dış kaynak gelse dahi, gelen kaynağı, kendi aralarında bölüştükleri için, hedef gerçekleştiremezler. Türkiye’de öyle de olmuştur; gelen dış kaynaklar, kur-faiz makasında, bir avuç insan tarafından yağmalanmıştır ve dünya üzerinde, dış borçları sebebiyle taviz veren bir Türkiye yapısı ortaya çıkmıştır.

Hiç aklınızdan çıkarmayınız:

Her fert ve kuruluş, ANA KAİDELERE ve ANA BELGELERE göre işleyen bir REJİM ve işleyen bir DEVLET arayışında olduğu ve REJİME ve DEVLETE sahiplilik BİLGİ ve ŞUURU taşıdığı zaman Türkiye yücelir ve Türk milleti refaha ulaşır.

Şimdi; oturup, bir düşününüz: acaba siz, hangi noktadasınız ve görevinizi yerine getirdiniz mi?

Dolar ticaretini en güçlü ve en büyük sektör haline getiren para politikalarını hiç eleştirmediğiniz için, görevinizi yerine getirmediğinize ve sorumluluk taşımadığınıza inanıyorum.

İsteseniz de, bunu başaramazsınız. Zira; görevlendirdiğiniz ekonomistlerin ve iktisatçıların, paranın üstündeki yazıdan başka bir hedef gütmeyen kişilerden oluştuğuna inanıyorum.

Saygılarımla.

ECZ. Hüsnü Akıncı

0216-4181726


Not: Hazine’nin 9 Nisan 2002 tarihinde gerçekleştirdiği ihaleye 3.9 katrilyon
liralık teklif veren grupların bulunduğu Türkiye’de, sermaye yokluğundan bahsetmek,
vücudu olmayan bir şeyin varlığına inanmak kadar gülünç olur.

Hiç yorum yok: