3 Şubat 2009 Salı

Siyaset ve millet

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN
BAŞBAKAN ve AKP Genelbaşkanı
Ankara 3 Şubat 2009



Sayın BAŞBAKAN;

Bugün, siyasî partilerin TRT-3 kanalı tarafından naklen yayınlanan grup toplantılarını, dikkatle izledim. Temenni ve arzum şudur:

Naklen yapılan bu yayınlar, artık sona erdirilmelidir. Zira; bu toplantılar, siyasî amaçlı olarak yapıldığı için faydasızdır ve halk arasındaki kutuplaşmaları arttırmaktadır. Siyasî parti liderlerinin yaptıkları konuşmalar, vatanî bir gerekçeye ve hizmet arzusuna dayanmamaktadır. Hem de lüzumsuz yere, halkı germektedir. Çünkü halk, sözün doğruluğuna veya yanlışlığına göre değil de; sözün, kimin tarafından söylendiğine göre değerlendirme yapmaktadır. Üstelik; liderlerin konuşmaları ufuk açıcı değildir ve hemen, hemen evvelce yapılan konuşmaların tekrarı niteliğindedir.

Örnekleri arz ediyorum:

Bugünkü konuşmanızda iki feribotu ve bir vapuru hizmete soktuğunuzu belirttiniz. Bunu da, çok büyük bir hizmetmiş gibi takdim ettiniz. Sizden evvel İstanbul’da vapurlar ve iskeleler yok muydu? Yolcu vapurları, deniz otobüsleri, araba vapurları hizmet vermiyor muydu? Zaten İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, bu işin reklâmını yeteri kadar yapıyor. İşte Belediyenin bir reklâm panosu:

“87 iskele, 74 vapurla yolcu taşımacılığında İDO’yu, 4 yıl zarfında, dünyanın en büyük şirketi haline getirdik!” Sanki, bütün vapurlar ve iskeleler, 4 yılda yapılmış gibi!..

İkinci husus ise; Türkiye’nin dış politika sorunlarının, meydan nutukları üslûbunda tartışılmasıdır. Bir ülkenin dış politikasını, bulunduğu coğrafyası belirler. Coğrafî özelliklerinin önemine göre de bir ülke, daimâ iç ve dış husumetlere maruzdur. Haklılık veya haksızlık, dış politikalar için pek önem arz etmez. Dış politikada geçerli hukuk, para ve silâhtan oluşan güce dayanır. Örnek:

Kıbrıs konusunda haklılığımız ve iyi niyetimiz, bütün dünya ülkeleri tarafından bilinmektedir. Ama; bu, hiçbir zaman lehimize kullanılmamış ve hattâ, her şey aleyhimize kullanılmıştır. Haksız durumdaki ve kötü niyetli Yunanistan, her plâtformda hak etmediği her şeyi almıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni, Müslüman ülkeler dâhil, bizden başka tanıyan ülke yoktur. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra ABD, Türkiye’ye ambargo uygulamıştır. (3 Mart 1975).

Şubat 1967 ve 12 Aralık 1976’da Sovyetler Birliği ile yaptığımız “Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşmaları, başımıza dert açmıştır.

Dış politika ile ilgili olarak Fransa’nın ünlü Devlet Adamı De Gaulle, şu sözleriyle ünlüdür:

“Fransa’nın dış meseleleriyle ilgili, olarak bir beyanat vereceğim zaman günlerce düşünürüm; düşündüklerimi not ederim; bu notları, işin uzmanlarına vererek yazılı metin haline getirtirim. Konuşacağım zaman da; asla ve asla, o yazılı metnin dışına çıkmam.”

Sayın BAŞBAKAN;

Bir önemli hususu daha arz etmekte sakınca görmüyorum. O da şudur:

Hemen, hemen her konuşmanızda; “Türkiye, on yıllardır bir adım ileriye gitmemiş. Türkiye artık, o eski Türkiye değil. Onlar, gemiyi batırdı; biz, yüzdürüyoruz.”Eskiden su akar, Türk bakar” denirdi. Şimdi biz, bunu tersine çevirdik.” Sözlerini söylemektesiniz. Bu sözleriniz, aksini düşünenler olsa da, halk arasında gerginlik ve burukluk yaratmaktadır. Zira; sizden evvelki iktidarlar sizin iktidarınıza, önemli miktarda ve çok değerli varlıklar devretmişlerdir. Bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir. Alt yapısı ve sanayi tesisleriyle çok zengin bir varlık devraldınız. Bu varlıkların bazılarının yabancılara satışından 50 milyar dolar gelir de sağladınız. Barajlar, elektrik santralleri, otoyollar ve köprüler dahî, başlı başına önemli birer değerdir. İhracatta lider konumunda olan otomotiv sanayi dahî, size miras olarak bırakılan önemli varlıktır.

“Bu, nasıl gemi batırmadır, nasıl bir adım ileriye gitmemedir, nasıl bir akan suya bakmadır?”diye sorulsa; acaba, cevabınız ne olur?

Unutulmamalıdır:

Boğaz köprüleriyle otoyollar, yılda 1000 km. lüks yol yapımına yetecek bir gelire sahiptir.

Elbette ki; iktidarda olmanız hasebiyle, siz de hizmete devam edeceksiniz. Bu hizmetleri yaparken geçmişi kötülemek ve inkâr etmek; kime, ne fayda sağlayacaktır? Hem de, iktidarınız döneminde fakirleşen ve borç yükü altında ezilen bir halk varken!...

Konuşmalarınızda; “İktidara geldiğimiz zaman raflarda bulduğumuz tozlu dosyaları açmaya başladığımız zaman, değişik çevrelerden, o malûm çevrelerden koro halinde itirazlar geldi.” ifadelerini kullanmaktasınız.

Bir Başbakan olarak örtülü konuşmanız doğru değildir. Çevreleri ve dosyaları da açıklamalısınız. Ki; biz vatandaşlar, doğru yolu bulalım ve değerlendirmelerimizi, ona göre yapalım. Kastınız;

Türkiye’nin bir numaralı gündemi haline getirilen “ERGENEKON DAVASI” ise; bunu da bilmek isteriz. Zira; bu dava, yargı safhasındadır ve yoruma tabî tutulamaz.

2 Şubat gecesi Star Televizyonu’nda seyrettiğim ARENA programı, beni, hayrette bıraktı. İzlerken irkildim ve endişeye kapıldım. Kasetini buldurup izlemenizde, sayısız faydalar vardır. Zaten bu maksatla bu hususu, bilgilerinize ve takdirlerinize arz etmeyi uygun buldum.

Milletimizin yaradılışındaki özelliktir:

Bizim insanlarımız, idarecilerine karşı daimâ bağlı ve saygılıdırlar ve de, idarecilerinin sözlerine kıymet verirler. Hattâ, söz ve davranışlarını, hüccet (delil, vesika, senet, şâhit) kabul ederler. Milletimizin bu özelliğine binâen ülkeyi idare edenler, “Her sözün bir makamı ve her makamın bir sözü vardır.” Gerçeğine göre hareket etmek zorundadırlar.

Ülke meselelerini dikkatli ve yakından takip eden, vatandaşlık görevini, eksiksiz biçimde yerine getirmeye çalışan bir vatandaş olarak ve demokratik haklarımı kullanarak duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim.

Saygılarımla.
Ecz. Hüsnü Akıncı,

0216- 4181726

Hiç yorum yok: