13 Temmuz 2009 Pazartesi

Geçmiş ve Nabucco Projesi.

Sayın Enis BERBEROĞLU

Hürriyet Gazetesi Yazarı 22 Ocak 2008

Sayın Enis Berbereoğlu;

22 Ocak 2008 tarihli ve "Türbanı kim icat etti" başlığını taşıyan yazınızı okudum.
Türbanı askerlerin getirdiğine inandığınız veya öyle zannettiğiniz için bu mektubumu yazdım.

Görünüşe aldanmayınız. Zira; türbanı icat eden askerler değil, AMERİKADIR! Şaşırtıcı gelebilir; ama, gerçektir. Eğer, icat gerekçesine bakarsak; bu görüşümün, bir vehim değil, gerçek olduğu anlaşılacaktır. İşte, gerekçesi:

Şubat 1967'de günün Başbakanı Süleyman Demirel, Rusya seyahatine çıktı. Bu seyahatte Sovyetler Birliği ile 7 Büyük projeyi kapsayan Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşması imzalandı.

Bu 7 büyük proje şöyledir:

1- Seydişehir Alimünyum tesisleri,
2- İzmir Aliağa Rafinerisi ve Petrokimya tesisleri,
3- Bandırma Sülfirik Asit Fabrikası,
4- İskenderun Demir-Çelik tesisleri,
5- Çanakkale Çan Linyit Tesisleri,
6- Bursa Orhaneli Linyit Santralleri,
7- Seyyitömer Transmisyon Hattı.

İşte Sovyetler Birliği ile bu yakınlaşma, Amerika'yı rahatsız etti. 1967 ortalarından itibaren Türkiye'de sokak hareketleri artmaya başladı. Siyaseten de, yeni hareketler piyasya sürüldü. Bir taraftan Türk milliyetçiliğine dayanan söylemleriyle Alpaslan Türkeş; diğer taraftan dini söylemleriyle Odalar Birliği Sekreteri Necmettin Erbakan sahneye çıktılar. Her iki partinin de hedefi, Adalet Partisi'ydi. 1967 ortalarından itibaren Şule Yüksel Şenler adında bir yazar, başörtüsünü konu ederek, türban savunulucuğuna başladı ve ülkenin her tarafını dolaşarak, verdiği konferanslarla taraftar toplamaya başladı. (Şule Yüksel Şenler, Tayyip Beyin de desteklediği kişidir. Hatta Emine Hanımla Tayyip Beyi Tanıştıran Şule Yükseldir). 1968 yılında ise; Ali Babacan'ın halası, türbanı, üniversiteye taşıyarak, tartşma ve dini sembol konusu yaptı. Bir taraftan aşırı sol (Ki; bu kesim de ABD'nin desteğinde idi. O günün aşırı sol hareketlerinin düzenleyicilerinden olan ve kendilerine 68 KUŞAĞI adını veren öncü kişilerin nerelere geldikleri ve bugün hangi görevleri üstlendikleri dikkate alınırsa, bu görüşüm,doğrulanır.), diğer taraftan aşırı milliyetçiler ve din istismarcıları, Türkiye'yi, iyice gerdiler. Yaygınlaşan sokak hareketleri ve anarşi ülkeyi 12 Mart müdahalesine götürdü. Yani devlet, sokağa mağlup edildi. Dikkat ederseniz; Nihat Erim Başkanlığında oluşturulan Hükümete Dünya Bankası'nda görevli Attila Karaosmanoğlu ile onun istediği 10 kişi Meclis dışı Bakan olarak tayin edildiler.

Şimdi gelelim 12 Eylül öncesine;

70'li yılların karışık dönemlerine girmek istemiyorum. Zira; görünürde yaşananları, herkes biliyor. Bu sebeple bilinmeyen ve pek konuşulmayan hususlara temas etmek istiyorum:

12 Aralık 1976...Türkiye, sovyetler Birliği ile 2.ci Teknik ve ekonomik işbirliği anlaşması imzaladı. Bu anlaşmaya dhil projeler, şöyledir:

1- Çan Linyit İşletmesi,
2- Orhaneli Linyit İşletmesi,
3-Hasan Çelebi Demir Cevheri Hazırlama Palet Projesi,
4- Kavşak Barajı ve Hidroelektrik Santralı,
5- Çatalan Barajı ve Hidroelektrik Santralı,
6- Kayraktepe Barajı ve Hidroelektrik Santrali,
7- KARADENİZ RAFİNERİSİ ve PETROKİMYA tesisleri.
8- Aliağa Rafinerisinin 10 milyon ton kapasiteye tevsii,
9- Büyük Döküm Fabrikası,
10- Büyük Pres Fabrikası,
11- Büyük Dövme Fabrikası,
12- Gübre Tesisleri,
13- Sinter Magnezit ve Reflektör Tesisi,
14- Elbistan-B Termik Santrali,
15- Elbistan-B Linyit İşletmesi,
16- Çayırhan Linyit İşletmesi,
17- Muğla Tınaz Linyit İşletmesi,
18- Kayseri Rubiyet Projesi,
19- Bandırma Hidrojen Perıksit Fabrikası,
20- İskenderun Demir-Çelik Tesislerinin Nihai Tevsii.

Her iki anlaşma çerçevesindeki yatırımlar için Türkiye para ödemiyordu. Anlaşma kliring (takas) sistemine göre yapılmıştı; Türkiye, peşin para ile satmakta zorlandığı üzüm, incir, fındık, fıstık gibi tarım ürünlerini veriyordu.

Bu ikinci anlaşma da Amerika'nın hoşuna gitmedi ve 1977 ortalarından itibaren Türkiye, tekrar karışmaya başladı. Hele 1978 ve 1979 yılları, Türkiye için bir kabus oldu. Yani; ülkeyi, 12 eylül 1980 İhtilaline götüren süreç başlatılmıştı. İhtilal olmayabilir miydi? Elbette olmayabilirdi. Ama; bunu şartı, olayların gerçek mihraklarının herkes tarafından bilinmesi ve doğrular istikametinde kamuoyu oluşturulmasıydı. Bu Yapılamamıştır Türkiye'de...Her husumet ve provokasyonlara karşı askerler, yapayalnız bırakılmıştır. Bugün de öyle değil midir? Herkes yapacağını yapıyor; ama, kimse sesini çıkarmıyor. Büyük Medya Rant ve Reklam pastası peşinde; küçük medya da, tehdit altında...Başbakan, adeta bir diktatör gibi davranıyor; yolsuzluk, usulsüzlük, yağmacılık alabildiğine yaygınlaşmış ve kimse sesini çıkarmıyor...Halkı dışlayan ve liderleri diktatör konumuna getiren sistemin adına, DEMOKRASİ diyoruz...Tabii ki; böyle bir ortamda iç ve dış provokatörler boş durmayacak ve türkiye'yi karıştıracaklardır!

Sayın Berberoğlu;

Yazınızın bir bölümünde Rusya'ya alternatif "Boru Hattı Barışı" ifadesini kullanmışsınız. Demek ki; Samsun-Ceyhan Boru Hattından Rusyanın dışlanması, boşuna değilmiş...Mesut Yılmaz da, birkaç gün evvel, "Mavi Akım" projesi sebebiyle Amerika'nın baskısına maruz kaldığını ifade etmişti. Sizin ifadenizle Mesut Yılmaz'ın ifadesi, benim görüşlerimi doğrulamaktadır. Açıklık getireyim:

Yukarda KARADENİZ RAFİNERİSİ VE PETRO-KİMYA TESİSLERİNİ büyük harflerle yazdım. Dikkat çekmek istedim. İzah edeyim:

Bu tesis Aliağa Rafinerisi ve Petro-Kimya Tesislerinin bir eşi olacaktı. Trabzon'a kurulması planlanan bu tesis, 1986 yılında işletmeye açılacaktı. Ve 2000 yılında da Türkiye'nin rafineri Kapasitesi yıllık 120 milyon tona çıkarılacaktı. Bu proje sayesinde Rusya dünya pazarlarına rahat açılacak ve Türkiye de petrolü işleyerek, ton başı 10 dolarlık bir katma değer sağlayacaktı.

Akıllı adamsınız. Bu konuları araştırma imkanınız da vardır. Bir de bu açıdan bakarak Türkiye'yi değerlendiriniz. Bakalım; pencerenizden ne görünecektir. Bir de, günah işlermiş gibi şu hataya düşmeyiniz:

AKP'ye seçim kazandıran husus, "E-Muhtıra" olarak nitelediğiniz Genelkurmay açıklaması değil; ABD'nin planı, isteği ve desteğidir. Erdoğan şu anda siyasi ve iktisadi, ABD'nin her isteğini yerine getirmektedir. Getiremediği an, yaratılacak bir ekonomik krizle perişan edilecektir. Veya bir kaos, anarşi ve terör ortamı yaratılarak, Türkiye zora sokulacaktır. Mektubumu yazış sebebim de şudur:

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne lüzumsuz ve daima cephe alanların istikametinde yüklenmeyiniz. Bugün askerler, yüksek eğitim düzeyi sayesinde hem dünyayı ve hem de Türkiye'yi, gayet iyi izlemektedirler. Üstelik; sizden, benden ve hepimizden fazla demokrat ve demokrasi taraftarıdırlar. Bu büyük ve modern gücün yıpratılması, bulunduğumuz coğrafya sebebiyle dış husumet mihraklarının işine yarar. Zaten istedikleri de, budur. Sizler gibi iyi bir yazar değilim; ancak, bu kadar yazabildim.

Saygılarımla.

Ecz.Hüsnü Akıncı

Hiç yorum yok: