29 Eylül 2009 Salı

Söz doğru, uygulama Yanlış

Sayın Dinçer ALPMAN


TBANK Genel Müdürü


İstanbul 28 Eylül 2009


Sayın ALPMAN;


Enternet sitelerinde dolaşırken sizinle ilgili bu haber, dikkatimi çekti:


“TBANK Genel Müdürü Dinçer Alpman, “Bana kızacaklar olacak ama parasal genişlemeden yanayım’’ dedi ve ekonomideki daralma sorununa çözüm olarak ‘‘biraz enflasyon’’ önerdi. Cari açık ve enflasyondan korkulmaması gerektiğini savunan Alpman, “Bu işlerin ilacı bunlar” diye konuştu.,


KÜRESEL krizin etkisiyle daralan ekonomi, bugün Türkiye’nin en büyük sorunu ve pek çok sorunun da kaynağı. Sıkıntıya düşen binlerce işyeri, işsiz kalan milyonlar umudunu, 2010 yılına bağlamış durumda. Enflasyonun faizlerin düştüğü bir ortamda ekonominin bir türlü harekete geçmemesi, eskiden beri tartışılan enflasyon-büyüme ilişkisini bir kez daha gündeme taşıdı. ‘Biraz enflasyon lâzım’ görüşleri de dile getirilmeye başladı. Bu görüşlerde olanlardan biri de Tbank Genel Müdürü Dinçer Alpman.”


Sayın ALPMAN;


Hiç konuşulmayan, irdelenmeyen ve üzerinde durulmayan bu görüşünüzde, gayet haklısınız. Merak ettiğim ve edilmesi gereken hususlar da şudur:


1-“Parasal genişlemeden” kastınız nedir? Herkesin malûmudur ve başımızın belâsıdır:


Ağustos 1989’da yürürlüğe konan “32. sayılı Konvertibilite Kararı” ndan sonra NOMİNAL karakterli Türk parası ile birlikte FİKTİF karakterli yabancı paralar da tedavüle girmiştir.

Bu durum, döviz ticaretinin de kapılarını açmış ve döviz ticareti, en büyük ve en kârlı sektör haline gelmiştir.

Bu duruma rağmen, “Parasal genişliğin” sınırı, hiç konuşulmamıştır.

KUR-FAİZ makasında şekillendirilen bu modelde; bankalar ve bazı holdingler, “SICAK PARA” rantından beslenmişlerdir. Türkiye’nin iç ve dış borçları, Türkiye’nin önünü tıkayacak derecede artmıştır ve Türkiye’nin ekonomisini üretkenlikten uzaklaştırmıştır.

En büyük geçinen ekonomistler ve iktisatçılar dahî, “Parasal genişliği” konuşurken, tedavüldeki Türk parasını hedef almışlardır. Aldatıcı sloganları da; “Aman para basılmasın. Sonra enflâsyon olur!” şeklindeki görüşleri olmuştur.


2-Merkez Bankası’nın görevi; ekonominin ihtiyacı olan Türk parasını piyasaya vermek ve kredi hacmini düzenlemektir. Buna rağmen Merkez Bankası, 1987 başından itibaren bu görevini yerine getirmemiştir ve 32 Sayılı KONVERTİBİLİTE KARARINDAN sonra da iyice kısıntıya giderek, dolaşımdaki yabancı paraların genişlemesine izin vermiştir. Öylesine ki; 32 Sayılı Kararın 4/C maddesini de ihlâl etmiştir. Tuhaf olan da; bu fiili durumu kimsenin konuşmamış ve piyasadaki yabancı paraların genişliğine dikkat çekmemiş olmasıdır. Yani; üretime, yatırıma, istihdama kaynak olması gereken paranın, elden ele dolaşarak bazı kişi ve kesimlere büyük rantlar sağlaması görmezden gelinmiştir.


3-Türkiye’yi etkileyen husus, küresel kriz değildir. Türkiye, 29 yıldan beri yanlış ekonomi ve para politikaları ile idare edilmektedir. Dikkat edilirse; bütün sektörler sıkıntıya düşmüştür. Ama, finans sektörümüz, şimdilik krize maruz kalmadığı ve görünüşte büyüdüğü ve sağlam yapıya kavuştuğu varsayımları ile övülmektedir. Bu övgü, gerçekleri gizlediği için, gelecek tehlike de örtülmektedir.


4-Uyguladığımız modelde, “CARî AÇIKTAN” korkulmalıdır. Zira; dış ticaret faaliyetlerimiz, ithalâta dayalıdır. Oluşan dış ticaret açığı, ihracat dışı döviz gelirlerimizi de yutmaktadır. Açık ifadeyle Türkiye, dış ülkelere kaynak transfer etmektedir. İhracatımızın arttığı zaman carî açığımızın arttığının; ihracatımızın azaldığı zaman carî açığımızın azaldığının ne anlama geldiğini konuşan ve irdeleyen yoktur. Muhtemel bir devalüasyon vukuunda ve sıcak para akışının kesilmesi halinde, nelerle karşılaşacağımızın hesabı yapılmamaktadır ve geleceğe yönelik tedbirler alınmamaktadır.


Sayın ALPMAN;


Maksadımı daha iyi anlatabilmem için ekte; Devlet Bakanı Ali Babacan’a yazdığım 15 Haziran 2009 tarihli mektubumun suretini bilgilerinize ve tetkiklerinize sunuyorum:




“ Sayın Ali BABACAN


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı


Ankara. 15 Haziran 2009


Sayın BABACAN;


Bugün gerçekleştirdiğiniz basın toplantısını dikkatle izledim. Açıkladığınız kararların Türkiye’yi rahatlatmayacağını, bilâkis, mevcut iktisadî krizi daha da derinleştireceğini, rahatlıkla söyleyebilirim. Zira; konulara, iktisat ilminin gerçeklerini yok farz ederek, finansal açıdan bakıyorsunuz. Bu da, Türkiye’nin ekonomisini iyi bilmediğiniz anlamına gelir.


İktisat ilminin tekzip edilemeyen gerçeği bilinmektedir:


“ÜRETMEYEN VEYA YETERLİ SEVİYEDE ÜRETİM YAPAMAYAN EKONOMİLERDE POZİTİF REEL FAİZ UYGULAMASI, HER ŞEYDEN ÖNCE BANKALARI BATIRIR VE EKONOMİNİN BÜTÜN DENGELERİNİ BOZAR.”


Bu gerçeği dikkate almayan iktidarınız, 2001 krizini iyi anlayamamış ve 2002 sonrasındaki finansal gelişmeleri başarı kabul ederek, yanlış ekonomi ve para politikalarını devam ettirmiştir ve şimdi de “Küresel Kriz” ipine sarılarak, iktisadî başarısızlığını örtmeye çalışmaktadır.


Şu gerçeği, herkes kabullenmek zorundadır:


Türkiye, “Küresel Kriz” adı verilen finans oyunundan evvel de krizdeydi. Ne var ki; bu kriz, halkın krizi olduğu için paralı kesim, sesini çıkarmıyordu. İktidarınız da, DÖVİZ-FAİZ-BORSA üçgeninde yaratılan büyük RANT EKONOMİSİNİ, gerçek anlamda ekonomi zannettiği ve SICAK PARANIN rehavetine kapıldığı için, aslında olmayan icraatlarını başarı kabul ediyordu.


Bu görüşlerime itiraz edilebilir. Ama, bunu ispatı da vardır. İşte ispatı:


İktidara geldiğiniz zaman halkın bankalara olan toplam borcu (Kredi kartları, Tüketici ve ihtiyaç kredileri), 6 milyar 400 milyon lira idi. Bugün bu borç, 150 milyar liraya ulaşmıştır. Bu borcun 40 milyar lirasını da kredi kartı borçları oluşturmaktadır. Halk, keyfinden borçlanmayacağına göre; bu fiilî durum, halkın krizde olduğunu ispatlar.


Halkın krizde olduğu bu dönemde finans ve bankacılık kesimi, halkın sırtına basarak SANAL SAĞLAMLIĞA ulaşarak, krizi hafif atlatıldığına halkı inandırmaya çalışmıştır. Aslında finans ve bankacılık kesimi, SICAK PARA, KREDİ KARTLARI ve BANKACILIK HİZMETLERİNDEN ALINAN YÜKSEK ÜCRETLER sayesinde sağlam görünen yapıya kavuşmuştur. Yani bu kesim, halkın sırtına basarak yükselmiştir. Şayet kredi kartlarından alınan yüksek ve tefecilere rahmet okutturan faizler ve bankacılık hizmetlerinden alınan yüksek ücretler olmasaydı, banka blânçoları zarar gösterirdi. Bugün sorun olan kredi kartlarına, mevduat faizlerinin bir misli oranında faiz uygulanmış olunsaydı; acze düşen ve icralık olan insanlarımızın, bankalardan alacaklı durumda olduğunu görmüş olurdunuz.


Bu gerçeğin üstü, “Kredi kartları bir nakit kullanım ve ödeme aracıdır. Bu kartlar, borcu borçla çevirme ve borcu öteleme aracı değildir. Kredi kartları, kredi değildir. Vatandaşlarmız, ihtiyaç kredilerine yönelmelidir.” sözleriyle örtülemez. Zîra; kredi kartları, bankalar için çifte kavrulmuş tabir edilen büyük bir cansimidi olmuştur. Hem kart sahibinden yüksek faiz alınmış ve hem de, kredi ile satış yapan esnaf ve ticaret erbabından, yine yüksek oranda faiz elde edilmiştir. Zira; küçük esnaf ve ticaret erbabı, kredi kartı ile yaptıkları satışların tahsilâtını vade gününde değil, hemen ertesi günü yapmaktadırlar ve bunun için de, bankalara yüksek oranda faiz ödemektedirler. Bu sebepten dolayı bankalar, hiç teminat almadan kredi kartı vermişlerdir ve kefil aramamışlardır. Tüketici kredisi almak ise, çok zordur. Mutlaka teminat ve kefil istenmektedir. Bu da gösteriyor ki; bankalar, tatlı faiz geliri için, belirli orandaki batağa razı olmuşlardır. Hesap edemedikleri de, batağın hızla yükselmesidir.


Bu gerçeği zamanında göremeyen, anlayamayan iktidarınız, ufukta kredi kartı faciası görününce, yeni tedbirlere başvurmaya karar vermiştir. Ki; bu tedbirler (faiz indirimi ve vade uzatımı) işe yaramayacak ve tıkanıklık, artarak devam edecektir. Çünkü, halkın parası yoktur. İşsizlik yaygınlaşmış, küçük esnaf ve ticaret erbabı çan çekişir hale gelmiş, çiftçi ve köylü, alınterinin karşılığını alamaz duruma düşmüştür. Elinde bir işi olanlar da, ücretleriyle geçinemez haldedir. Toplam nüfusumuzun ancak yüzde 10’luk kesimi rahattır. Bunlar da genellikle rant sınıfını oluşturmaktadır.


Sayın BABACAN;


Bu gerçeği zamanında görebilmiş olsaydınız ve gereken tedbirleri alsaydınız; finans ve bankacılık kesiminin halkı sömürmesine, halkın sırtına binerek yükselmesine engel olurdunuz ve de, bugünkü bunalıma meydan vermezdiniz.


Zaman, zaman bazı kişi ve kurumlar tarafından kredi kartlarına uygulanan yüksek faizler eleştirilmiş ve tedbir alınması istenmiştir. Fakat ilgili Bakanlar ve yetkililer, bu eleştirilere ve tedbir istemlerine. “MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZDIR.” cevabını vermişlerdir.


İktisatçı değilim, eczacı bir vatandaşım. Buna rağmen büyük bir iddiada bulunuyorum. İddiam da şudur:


Türkiye, 29 yıldan beri yanlış ekonomi ve para politikaları ile idare edilmektedir. Şayet bu yanlış yoldan dönülmezse; ekonomimiz düzelmeyecek, halkımız ve devletimiz borç yükünden kurtulamayacaktır.


Bu görüşümde o kadar ısrarlıyım ki; bu görüşümü, her yerde ve herkesle tartışırım. Şayet lütfeder de, bir televizyon programında benimle tartışmaya razı olursanız, görüşlerimin doğruluğunu ispatlamama imkân tanımış olursunuz.


Saygılarımla.


Ecz. Hüsnü Akıncı”


Saygılarımla.



Ecz. Hüsnü Akıncı

Hiç yorum yok: