24 Aralık 2009 Perşembe

Devletin ahenkle işletilmesi şarttır.

Sayın Akif BEKİ;
Radikal Gazetesi Yazarı
İstanbul 24 Aralık 2009


Sayın BEKİ;

24 Aralık 2009 tarihli ve “Genelkurmay’a itirazlarım.” başlığını taşıyan yazınızı okudum.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın oturduğu sokakta gezinen şüpheli araçlarda iki subayın gözaltına alınması üzerine, “Kulağı delik arkadaşınızın” verdiği bilgilere dayanarak, kendi aklınızca müthiş bir komplo teorisi üretmişsiniz. Bu davranışınızı yadırgamadım. Zîra; sizin nazarınızda Hükümet demek, Devlet demektir. Konuyu biraz açayım:

DEVLET, bir kavramdır, bizatihi vücudu yoktur. Devletin, kurumları, kuruluşları, organları vardır. Devletin ilmi tarifi de;

“BİR HÜKÜMET İDARESİNDEKİ SİYASÎ TOPLULUK” şeklindedir.

Hükümet, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Hükümetlerin görevi, Devleti, ana kaidelere ve ana belgelere göre işletmektir.

TBMM, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. TBMM’nin görevi, yasama ve denetleme işlevini yerine getirmektir.

YARGI, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Yargının görevi, adâleti sağlamaktır.

ORDU, bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Ordunun görevi, iç ve dış düşmanlara karşı ülkeyi korumaktır.

Emniyet Teşkilâtı bir kurumdur. Fakat, DEVLET demek değildir. Emniyet teşkilâtının görevi, asayişi sağlamaktır.

Hükümetler, devleti bir ahenk içersinde yönetmesini başarırlarsa; devletin kurumları, kuruluşları ve organları da görevlerini, eksiksiz bir şekilde yerine getirirler.

Şayet Hükümetler, kendilerini DEVLET ZANNEDEREK, keyfî, tutarsız ve bizden olanlar ve bizden olmayanlar ayırımına göre devleti işletmeye çalışırlarsa; kurum, kurul, kuram ve kavram kargaşası meydana gelir ve devletin çarkı bozulur.

Yazınıza konu ettiğiniz hususlara bakacak olursak; devletin iki önemli kurumu olan ordu ile emniyet teşkilâtını karşı karşıya getirmek; hükümetle ordunun zıtlaşmalarını sağlamak isteyen bir gayretin olduğunu görürüz. Bu da, kurumlar arasındaki ahengin bozulduğunun kanıtıdır.

Açık olalım: Ordu, siyasî baskının ve siyasî yapılanmanın etki alanı dışındadır. Tayin ve terfilerde, kendi düzenine yapılmaktadır ve kadrolar oluşturulmaktadır.Yani; Ordu, bütünlüğünü, önemli ölçüde koruyan bir kurumdur.

Emniyet Teşkilâtı ise; siyasî baskıya ve siyasî yapılanmaya maruzdur. Bizden olanlar ve bizden olmayanlar ayırımcılığı, Emniyet Teşkilâtı içersinde yaygındır. Bunun varlığı da, zaman, zaman medyaya yansıyan huzursuzluklardan bellidir. Ahengini ve huzurunu, kısmen dahî olsa kaybeden bir kurumda, iktidar yanlısı ve iktidar karşıtı gruplaşmaların olacağı pek tabiidir. Bu sebeple; Hükümetle, Orduyu karşı karşıya getirmeye matuf hareketlerin, komplo ve oluşumların meydana getirilmesi, emniyet teşkilâtı içindeki gruplar için daha kolaydır.

Şimdi; Bülent Arınç’a süikast iddialarına ait varsayıma bu gözle bakacak olursak:

Kurumlar arasında ahenk olsaydı; itham edilen iki subayla, polis karşılaştığı zaman, polisle asker, karşı karşıya gelmez ve tutuklamaya varacak bir durum olmazdı. Dikkat ediniz:

Hazırlık soruşturmalarının gizli olması gerekirken; bu olay, anında medyaya yansımış ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni hedef alan yayınlar ve yorumlar, ortalığı toza-dumana katmıştır. Başta Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere; bazı AKP’li milletvekilleri, henüz daha mahiyeti ve hedefi bilinmeyen veya açığa çıkarılmayan bu olaya balıklama atlayarak, basına ve televizyonlara yaptıkları açıklamaları ile, açık veya kapalı bir şekilde askerleri suçlar mahiyette sözler söylemişlerdir. Devlet Bakanı Bülent Arınç, Ankara Emniyet Müdürü’nün verdiği bilgilere dayanarak, bir takım açıklamalar yapmıştır. Ki; bu açıklamalar, soruşturmanın gizliliğine aykırıdır. Bu hususta maalesef Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yanıltılmıştır.

“Derin Kulak” size de ulaştığına göre; işin içinde, bir iş var demektir. Yani, olaya siz de balıklama dalmışsınız.

Sayın BEKİ;

Bulunduğumuz coğrafya zor ve netamelidir ve Türkiye, iç ve dış odakların husumetlerine maruz kalan bir ülkedir. Kimin, neyi, niçin yaptığı da, kamuoyunca iyi bilinmemektedir. Maalesef ülke de, iyi idare edilmemektedir. Siyasî iktidar, kabullenmeseniz de; DEVLETİ, bir PARTİ DEVLETİ haline getirme gayretine girmiştir.

Bir ülkenin halkını, bir siyasî görüşün etrafında ve bir siyasî partinin çatısı altında toplamak mümkün değildir. Siyasî iktidarların görevleri; toplumdaki zıt mizaçları, bir mefkûre etrafında birleştirerek; sulh, sükûn, huzur ve güven ortamı içerisinde topyekûn kalkınmaya götürmektir.

Medyanın ve medya mensuplarının görevleri de; siyasî taraflılığı bırakarak; olayları, hislerden âzâde, aklın, mantığın ve ilmin tahtında inceleyerek, irdeleyerek, doğru biçimde halkı aydınlatmak ve ülkeyi idare edenleri denetlemektir. Kısacası;

Her kurum ve kuruluş ve de her fert; ana kaidelere ve ana belgelere göre işleyen bir devlet ve işleyen bir rejim aramak ve rejime ve devlete sahiplilik bilgi ve şuuru taşımak zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde; huzursuzluk, kaos, anarşi ve terör kaçınılmazdır.

Unutmayınız:

Basın, bugünkü ifadesiyle medya; gerçek bir demokrasinin hem varoluş sebebi ve hem de teminatıdır. Basın mensupları, olayları siyasî eğilimlerine göre yorumlarlar ve sempati veya antipati ölçülerine göre kamuoyu oluşturmaya çalışırlarsa; hem kendilerine, hem ülkeye, hem de millete zarar vermiş olurlar. Tutarsız, hissî ve taraflı yazı yazan ve yorum yapanlar, taraf oldukları siyasî iktidarları da zora sokmuş olurlar. Ve şu gerçeği de, hiç aklınızdan çıkarmayınız:

Yüce Türk milleti, DEMOKRASİDEN DE vazgeçmez; bir siyasî gaye uğruna KURUMLARINI DA fedâ etmez ve de, DEVLETİN İYİ İŞLETİLMESİNİ ister!

Saygılarımla.

Ecz. Hüsnü Akıncı

Hiç yorum yok: