21 Eylül 2008 Pazar

ERKEN EMEKLİLİK



Sayın Faruk ÇELİK
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
ANKARA 26 Ağustos 2008



Sayın Bakan;

Aksaray Atatürk Spor Salonu'nda düzenlenen, partinizin Merkez İlçe Başkanlığının 3. olağan Kongresi'nde yaptığınız konuşmanızda, Şu sözleri söylemişsiniz:

" Ah Süleyman Demirel ah. Yıl 1991, sosyal güvenlik sisteminde SSK, Bağ-Kur,Emekli Sandığında hiç açık yok. Her şey tıkırında gidiyor. Yıl 1991, 38 yaşında, 40 yaşında vatandaşlar emekli edilmeye başlandı. Ne oldu biliyor musunuz? Vatandaş emekli maaşını aldı ve koşa koşa çalışmaya gitti. Genç adam ne yapacak, oturacak mı? 1991'den bugüne sistem, tahrip olmaya başladı. 2007 sonunda sosyal güvenlik açığı, 25 milyar YTL. 1991'de hiç olmayan açık, 25 milyar YTL olarak çıktı. 16 yılda ise yanlış politikalardan dolayı 851 milyar YTL, bu milletin sırtından çıktı, sosyal güvenlik açıklarına gitti. Devlet borçlandı, ödendi, faizleri de size ödetti. Şimdi, bu sistemi düzeltmeye çalışıyoruz."

Sayın Bakan;

Üzülerek ifade edeyim ki; bu görüşleriniz ve sözleriniz doğru değildir; gerçeği göremeyip de, başarısızlıklarına mazeret arayan politikacıların, halkı yanıltmak için söylediği sözlerine
ve görüşlerine benzemektedir. Ki; bu görüşleri, ilk defa günün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan Ekim 2001'de ortaya atmış ve benzer sözler söylemişti. O günden bugüne kadar da, başarısızlıklarını örtmek isteyenler, bu doğru olmayan ve tutarsız mazeretlere sığınmışlardır.

Gerçek duruma bakmakta fayda vardır:

1- Yaşar Okuyan'ın bu iddiasını ortaya attığı gün, sosyal güvenlik harcamaları için milli gelirden ayrılan pay, ülkemizde, yüzde 4.9'du…Bugün, bu oranın da altındadır. Bu oran İsveç'te 38.3, Danimarka'da 29.5, Almanya'da 24.7, Avusturya'da 24.5, Kanada'da 21.7, Bulgaristan'da 19.8, Uruguay'da 14.8, ABD'de 10.5'tir.
Görülmektedir ki; sosyal güvenlik kuruluşları için bütçeden ayrılan paylar, olması gereken oranın çok altındadır ve bu transferler, çöküntünün sebebi olamaz!

2- 2007 yılı Bütçesinde tüm personel giderleri 43.6 milyar YTL. ve faiz giderleri 48.8 milyar YTL. dir. Faiz giderleri, sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferlerin iki katı kadardır. Dolayısıyla çöküntünün gerçek sebebini, sizin iktidarınız da dahil, uygulanan yanlış ekonomi ve para politikalarında aramalısınız. Gerçeği görüp, göremediğinizi bilemiyorum.

3- Bir hatırlatma yapmak istiyorum:

AB Uyum Yasaları çerçevesinde emeklilik yaşının yükseltilmesi talebi, 1999 yılında Meclis'in gündemine gelmişti.
Günün Maliye Bakanı Sümer Oral, 3 Temmuz 1999 tarihinde şu açıklamayı yapmıştı:
"Yaş düzeyinin Sosyal Sigorta kara deliği üzerindeki etkisi, sadece yüzde 5'tir." Arşivlere bakabilirsiniz.

Aynı tarihlerde konunun uzmanı araştırmacı Burhanettin Demircioğlu'nun ilginç bir açıklaması oldu:

"İş kazası sonucu iş göremez hale gelenlerin ortalama yaşı, 37'dir.
Çeşitli nedenlerle emekli olmaya hak kazanmadan ölenlerin yaşı, 40'tır. Yani; emekli yaşı yüze de çıksa, bunlara maaş bağlamak zorunludur."

Demircioğlu'nun o tarihlerde yaptığı araştırmalara göre; toplam 2 milyon 800 bin olan emekli sayısının 1 milyonu, bu şekilde emekli olmuş. Geriye kalan 1 milyon 800 bin kişi, normal emekli olmuş.

Emeklilerin yaş profili, Demircioğlu'nun araştırmasına göre şöyledir:

39 yaş ve altı Yüzde 0.6.
40-44 yaş arası Yüzde 7.
45-48 yaş arası Yüzde 16.8
50-54 yaş arası Yüzde 19.3
55-59 yaş arası Yüzde 19.
60-64 yaş arası Yüzde 17.
65 yaş ve üstü Yüzde 20.3

Gerçekler bilinmesine rağmen; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal gerçeklerinden habersiz kişiler, "Sosyal güvenlik kuruluşlarının çöküşünün müsebbibi, erken emekliliği getiren Süleyman Demirel'dir." diyerek, gerçekleri saptırmak, halktan gizlemek ve Türkiye'nin gündemini değiştirmek istemektedirler. Doğal olarak siz de, bilerek veya bilmeyerek bu kervana katılmışsınız!

Sayın Bakan;

Şu acı gerçek, başta siz olmak üzere bütün bakanları düşündürmelidir:

1981-2007 arasında Devlet, 500 milyar dolar faiz ödemiştir.
Bu dönem zarfında yapılan yatırım, 80 ilâ 100 milyar dolar arasındadır.
Bu dönemde personel giderleri, 280 milyar dolardır.
Bu dönemdeki personel ve yatırım giderlerinin toplamı, faiz giderlerinin çok altındadır.
Son 27 yıl zarfında yatırım harcamaları 2.5-3 kat artarken; iç borç faiz ödemelerimiz 75 kattan, dış borç faiz ödemelerimiz 20 kattan fazla artmıştır.
Batırılan bankaların maliyeti 45 milyar dolar olduğu söylenirken; ödediğimiz 500 milyar dolar faiz, banka faturasının 10 katından fazla olmuştur.
2003-2007 arası neredeyse haftalık faiz ödememiz, 1 milyar dolara ulaşmıştır.
İç ve dış borç stokumuz, 500 milyar dolara ulaşmıştır. Dış ticaret ve carî açığımız, geleceğimizi riske atacak derecede artmıştır.

Şu gerçeği de, araştırmanız, incelemeniz ve mukayese için kullanmanız şarttır:

12 Eylül 1980 sabahı Türkiye'nin dış borçları, 13 milyar dolardı. İç borçları da, 200 milyon dolardı.
İhtilâl Hükümeti, gelmiş geçmiş bütün Cumhuriyet Hükümetlerine "Bu borcu niçin yaptınız ve nerede kullandınız?" diye hesap sorsaydı; karşılığında 100 milyar doları aşan bir varlık bulacaktı. Sâdece Tüpraş ve Pektim, bu borcun karşılığıdır.

Şimdi siz; 12 Eylül 1980'den günümüze kadar geçen 28 yıllık süre zarfında sâdece 18 ay Başbakanlık yapan (Kasım 1991- Mayıs 1993) Süleyman Demirel'i, sosyal güvenlik kuruluşlarının çöküşünden sorumlu tutmaya kalkışırsanız; hem vefasızlık ve hem de tutarsızlık yapmış olursunuz.

Evet; iktidarınızın Türkiye'yi, 2002 yılında başlatan sloganına alıştık. Ama bu; gerçekleri örtmeye, başarısızlıklar karşısında mazeret üretmeye yetmez. Hem 2002'de iktidarınıza devredilen varlığı, sata sata bitiremeyeceksiniz ve hem de geçmiş iktidarları, devamlı surette suçlayacaksınız! Bu; gelecek nesilleri düşünen siyaset ve devlet adamlarının şanına uygun değildir ve doğru da değildir.

Şayet dikkatlerinizi gerçeklere yönlendirebilseydiniz; Türkiye'nin 28 yıldan beri (iktidarınız da dâhil), yanlış ekonomi ve para politikalarıyla idare edildiği gerçeğini anlardınız. Bunu anlatmak için basit bir örnek vermek istiyorum:

2007 yılında dış kredi kullanan şirketler, 8 milyar dolar faiz ödemişlerdir. Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı şirketler, kâr payı olarak dış ülkelere 5 milyar dolar transfer etmişlerdir. Ülkemize portföy yatırımları için gelen yabancılar, kendi ülkelerine kâr olarak 17 milyar dolar transfer yapmışlardır. Yani; yanlış ekonomi ve para politikaları sebebiyle yabancılar, katma değer yaratacak varlığımızı alıp, götürmüşlerdir. Sâdece bu üç kalem kâr payının tutarı, 30 milyar dolardır. Bunun ne anlama geldiğini, yine basit bir örnekle izah edeyim:

Şiş- Cam Sanayii'nde 17 bin kişi çalışmaktadır. Yıllık personel gideri, devletin payları da dahil (SG primleri ve muhtasar vergiler),480 milyon dolardır. 30 milyar doların içinde 60 adet 500 milyon dolar vardır. Yani; yabancılar, sadece 2007 yılında Şişe-Cam sanayi şartlarında çalışan 1 milyon 50 bin kişinin hakkını, kendi ülkelerine taşımışlar. Devletin kaybı da yak laşık, 14 milyar dolardır. Bir çarpıcı örnek de, Türk Telekom'dan:
Özelleştirilmezden önce Türk Telekom'da 51 bin kişi çalışıyordu. Dünkü gazetelerdeki haberlere göre çalışan sayısı,33 bine düşmüş! Bu durum, özelleştirilen hemen hemen bütün kuruluşlarda vardır.

Elbette ki; üretmeyen veya yeterli seviyede üretim yapamayan, yatırım yapıp istihdam yaratamayan kayıt dışılığı yaygınlaşmış ve kontrol edilmeyen bir ekonomide, sosyal güvenlik kuruluşları çökecektir ve çökmüştür de!…Bunun Günahını, Süleyman Demirel'e yüklemek, mazeret bulmanın en kolay yoludur.

Sayın Bakan;

İktidarların görevi, mazeret beyan etmek değil, zoru başarmaktır. Hiçbir zaman unutulmamalıdır:

Devlet, bir ticarî kurum değildir, bir sosyal müessesedir. Devlet, halk için vardır ve halkına, daima el uzatmalıdır. "Carî iktisadî kuralları uyguluyorum" diyerek, vatandaşını işsiz, çaresiz ve aç bırakamaz. Bu durumdaki bir DEVLET, fonksiyonunu yitirmiş ve sosyal devlet olma vasfını kaybetmiş demektir. Hüner; ülkenin esasen kıt olan kaynaklarını belirli ve her dediğini yaptıran bir zümrenin istifadesine sunmak değil; ülkeyi, 70 milyon insanımızı da kapsayacak şekilde topyekûn bir kalkınmaya götürmektir.

Olayları ve gelişmeleri yakından ve dikkatli biçimde takip eden bir vatandaş olarak, demokratik haklarımı kullanarak, duygu, düşünce ve görüşlerimi arz ettim. Ayrıca; beşer hafızasının unutkan olmadığını da hatırlatmak istedim. Mektubumun elinize geçip, geçmeyeceğini bilemediğim için, nasıl bir tepki veya cevap vereceğinizi bilemiyorum.

Saygılarımla.

Caferağa Mahallesi, Hacışükrü sokak.
No: 2/8. Kadıköy-İstanbul. Ecz. Hüsnü Akıncı

0216-4181726
0532-4576956

Hiç yorum yok: