21 Eylül 2008 Pazar

İSLÂM DİNİ- AKIL VE İLİM


Sayın Yalçın BAYER
Hürriyet Gazetesi Yazarı 2 Eylül 2008


Sayın Bayer;

2 Eylül 2008 tarihli yazınızın bölümlerini okudum.
Reşit Çağan'ın İslâm Dini ile ilgili görüşü doğrudur. Evet; İslâm Dini, aklın ve bilimin rehberliğine her zaman öncelik vermiştir. Hattâ, şart koşmuştur. Zira; bütün insanlık âleminin saadetini hedef alan İslâm Dini'nin, sağlıklı bir akla göre uygun olmayan ne bir emri vardır ve ne de bir yasağı vardır. Emredilen taat ve ibadetleri, dinin özünü tamamlayıcı, daha doğrusu insanları teşvik edici yaptırımlarıdır. Taat ve ibadetler, zahirde azanın ıslahı içindir; hakikatte insanlara, insan olduklarını hatırlatan ve onları Allah'a yaklaştıran merdivendir.

Yalnız; İslâm Dini, taat ve ibadetlerin kabulünü, helâl kazanma şartına bağlamıştır. Kabul edilse de, edilmese de, bunun anlamı gayet açıktır:
HELÂL KAZANILMAYAN SERVETLERLE;KAZANÇLARLA YAPILAN İBADETLER, ALLAH KATINDA KABUL GÖRMEZ!

Bu o kadar önemli bir uyarıdır ki; uyulduğu takdirde, bütün kötülükleri önler ve insanlara muhtaç olduğu gerçek huzur ve saadeti verir. Bu ilke, bütün haram kapılarını kapatır; hak ve adâleti sağlar; ahlâk ve fazileti temin eder! Bu geçeğe istinaden Hz. Peygamberimiz, "Mâsiyet adamı dinden çıkarmaz. Fakat, yalan, başkalarının zararına kazanç, insanların ve kamunun mallarına tecavüz, mutlak surette dinden çıkarır!" diye buyurmuşlardır.
Şâyet; "İnandım" diyen insanlar, bu özü yaşatabilselerdi ve teferruatı bırakıp, bu öze sıkı sıkı sarılabilselerdi; hiç şüphesiz, bugünkü lüzumsuz tartışmaları yapıyor olmayacaktık ve dini istismar ederek mal, mülk, makam ve mevki edinen gerçek zulüm sahiplerine de fırsat vermeyecektik.
Eğer yapabiliyorsa; diyanet işleri, bu hususta halkı aydınlatmak ve gerçeklere yöneltmek için elinden geleni yapmalıdır. Gerçek İslâm Dini'nin parlaklığı, ancak ve ancak o zaman açığa çıkar ve belirli zümrelerin, ruhbaniyete vardırdıkları aldatmacaları önlenmiş olur.

Hedef Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak, gayet tutarlı bir teklifini gündeme getirmiştir ve haklıdır. Zira; tarım ve hayvanclığını geliştiremeyen ülkelerin iç pazarlarını büyütmeleri, dünya pazarlarında rekabet gücü kazanmaları ve gerçek anlamda sanayileşmeleri mümkün olamaz. Dikkat edilmelidir: Avrupa'da Rusya'dan sonra en büyük toprağa sahip olan Türkiye'nin kendi kendisini besleyemez hâle düşmesi, aklın, ilmin, mantığın kabul edebileceği bir husus değildir. Ülkeyi idare edenler ve aklıselim sahipleri, bu hususu çok düşünmeli ve ellerinden gelen gayreti göstermelidirler. Türkiye'nin, 133 bin kilometrekare toprağa ve 10 milyon nüfusa sahip olan Yunanistan'dan pamuk ithâl etmesi, özellikle herkesi düşündürmelidir. Bu sebeple ülkeyi yönetenler, Ethem Sancak'ın sözlerine ve uyarılarına kıymet vermelidirler.


Saygılarımla. Ecz. Hüsnü Akıncı
0216-4181726
0532-4576956

Hiç yorum yok: